25.08.2025 KILÇIK
ÇÖPÜNÜZÜ TOPLAYIN, DOĞADAN DEFOLUN!
Yaz aylarıyla birlikte piknik sezonu açıldı. Her hafta sonu ormanlık alanlar, sahiller ve akarsu kenarları dolup taşıyor. İnsanlar doğanın içinde keyifli vakit geçiriyor. Buna kimsenin itirazı yok. Asıl sorun, bu keyifli günlerin ardından ortaya çıkan manzara.
Geriye kalan nedir biliyor musunuz? Çöp. Poşetler, plastik tabaklar, içecek şişeleri, mangal artıkları, ıslak mendiller, çocuk bezleri... Her şey orada. Olduğu gibi bırakılıyor. Çünkü temizlemek kimsenin umurunda değil.
Bu nasıl bir sorumsuzluk? Bu nasıl bir vicdansızlık?
Yanınıza taşıyarak götürdüğünüz eşyaları, neden geriye taşımaya üşeniyorsunuz? O çöpler kendiliğinden yok olmuyor. Aylarca, yıllarca doğayı kirletmeye devam ediyor. Hayvanlar bu atıkları yiyor, dereler tıkanıyor, ormanlar çöplüğe dönüşüyor.
En kötüsü de bu davranışın neredeyse normalleşmiş olması. "Nasıl olsa belediye temizler" diye düşünen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Kusura bakmayın ama doğayı kirletip sonra suçu başkasına atamazsınız. Temizlik görevlisi sizin ardınızı toplamaya mecbur değil. Bu sizin insanlık göreviniz.
Yayla şenliklerinden sonra kalan çöp yığınları da ayrı bir utanç. O şenliklerin neşesini gölgede bırakan, geride bırakılan pisliktir. Eğlencenizin bedelini doğaya ödetmeye hakkınız yok.
Açık konuşalım: Bu tavır, doğaya ihanettir. Böyle piknik yapılmaz. Böyle şenlik yapılmaz. Bu doğa sizin eğlence alanınız değil, gelecek nesillerin yaşam alanı. Eğer çöpünüzü toplamayı bilmiyorsanız, doğaya da adım atmayın.
Temiz doğa istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız. Herkes ardını toplasın. Çöpünü yanında götürsün. Bu kadar basit.
Yoksa bu gidişle geriye ne temiz bir yayla kalacak, ne de nefes alınacak bir doğa.
***
MİKROFON KİMDEYSE GÜÇ ONDA MI?
Bir zamanlar gazetecilik; olay yerine gidip gözlem yapan, bilgiyi süzen, doğrulayan, kelimeleri dikkatle seçerek kamuoyunu bilgilendiren bir meslekti. Şimdi ise bir akıllı telefon, biraz özgüven ve takipçi sayısıyla “gazeteci” olunabiliyor.
Bilgi çağında olmamız ne yazık ki bilgiye erişimi kolaylaştırırken, bilginin kalitesini de aynı oranda düşürdü. Bugün geldiğimiz noktada, haber ile dedikodu, analiz ile yorum, muhabir ile fenomen arasındaki sınırlar silinmiş durumda. Bu bir ilerleme değil, aksine medya dünyasında derin bir gerilemenin habercisi.
Elbette teknolojinin nimetlerini göz ardı edemeyiz. Sosyal medya sayesinde olaylar anlık olarak kamuoyuna ulaşabiliyor. Görmediğimiz, bilmediğimiz birçok gerçek, sıradan vatandaşların paylaşımları sayesinde gün yüzüne çıkabiliyor. Bir anlamda “halk gazeteciliği” kavramı doğdu.
Bu, işin artı tarafı. Fakat her artının bir eksisi, her ilerlemenin bir bedeli vardır. Burada da bedel; güvenilirliğin, etik ilkelerin ve meslek onurunun kaybıdır.
Artık herkes birer “gazeteci”. Herkesin elinde mikrofon, herkes yayıncı. Haber diline, doğruluk ilkesine, kaynak teyidine ihtiyaç duyan kimse kalmadı. Fenomenler, birkaç saniyelik videolarla kamuoyunu şekillendirmeye çalışıyor.
Üstelik büyük bir çoğunluğunun amacı habercilik değil, takipçi sayısını artırmak ya da gündeme oturmak. Bu da toplumda bilgi kirliliği yaratıyor, kafa karışıklığına ve hatta zaman zaman toplumsal infiale neden oluyor.
Bu yozlaşma sadece dijital içerik üreticileriyle sınırlı değil. Geleneksel basın da iki kutba ayrılmış durumda: İktidar yanlıları ve muhalifler. Tarafsız habercilik neredeyse nostaljik bir anıya dönüştü.
Hal böyleyken, bir de kriteri belli olmayan sosyal medya yayıncılarının “basın” kisvesiyle ortalıkta dolaşması, işin ciddiyetini iyice zedeliyor.
İşte bu noktada devlete büyük görev düşüyor. Mikrofonu kapanın “gazeteci” sayılmadığı, bilgi paylaşımının belirli etik ve hukuki standartlara bağlandığı bir düzenlemeye acilen ihtiyaç var. Elbette bu düzenlemeler sansür aracı değil, adaletli, dengeli ve denetleyici bir çerçevede olmalı. Devlet hem toplumun bilgiye ulaşma hakkını korumalı, hem de bilgi kirliliğiyle mücadele etmelidir.
Çok seslilik demokrasinin olmazsa olmazıdır, evet. Ancak bu karmaşık ses yığını içinden sağduyulu sesi duymak her geçen gün zorlaşıyor. Çünkü bu artık bir çok seslilik değil, düpedüz çok başlılık ve seviyesizliktir.
Gerçek gazetecilerin meslekten el çekmeye başladığı, haberciliğin bir “gösteri alanı”na dönüştüğü bir ortamda kamuoyu vicdanı nasıl şekillenecek? Bu soru hepimizin önünde.
Toplumun doğru bilgiye ulaşabilmesi için basının güvenilirliğini yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Ve bu yeniden inşa, devletin atacağı adımlarla mümkün olabilir. Yoksa mikrofonun kimde olduğu değil, o mikrofondan ne söylendiği hepimizi ilgilendiren en büyük tehlike olmaya devam edecek.
***
TURİZM ARTTI, DİREKSİYONLAR KAPIŞILDI
Trabzon’da yaz ayları geldiğinde sadece oteller dolmuyor, rent a car ofislerinde de boşluk kalmıyor. Araba bulmak, çoğu zaman otoparkta değil, piyango talihlisi gibi şansa kalıyor. Kiralık araçlar, neredeyse uçaktan önce rezerve edilmeye başlanıyor. Kimi zaman insanlar uçağını ayarlıyor ama arabasını ayarlayamıyor. Çünkü yaz döneminde şehir, kısa süreliğine de olsa bir metropole dönüşüyor.
Arabaların bu kadar değerli hale gelmesinin birkaç temel sebebi var. Öncelikle ekonomik gerçekler: Araç fiyatları artık birçok kişinin ulaşamayacağı seviyelerde. Üstelik bir aracı satın almakla da iş bitmiyor. Sigortası, vergisi, bakımı, yakıtı derken, insanlar kendi arabasına bakmaktan yoruluyor. Bu durumda da kısa süreli ulaşım ihtiyacı için kiralama mantıklı bir seçenek haline geliyor.
Özellikle gurbetçilerin ve Körfez ülkelerinden gelen turistlerin yoğunluğu yaz aylarında, araçlara talep bir anda zirveye çıkıyor. Rent a car firmaları bu dönemde neredeyse nefes alamıyor. Bazıları talepleri karşılayabilmek için bireysel araç sahipleriyle iş birliğine giriyor. Yani, artık sadece kurumsal filolar değil, mahalledeki eski model sedan bile potansiyel bir gelir kapısı haline gelmiş durumda.
Trabzon’daki rent a car sektörü son yıllarda sessiz ama güçlü bir büyüme yaşadı. Önceden birkaç aracı olan firmalar bugün yüzlerce araçla hizmet veriyor. Sezonluk yoğunluktan elde edilen gelirle firmalar filolarını yeniliyor, daha modern ve donanımlı araçlarla müşterilere ulaşmayı hedefliyor. Bu da sektörü kendi içinde dinamik tutuyor.
Kış aylarında ise tablo değişiyor. Talep azalıyor, fiyatlar düşüyor, araçlar garajda kalıyor. Ancak bu duraklama, firmalar için bir geri çekilme değil; hazırlık dönemi. Çünkü herkes biliyor ki yaz kapıyı çaldığında yine aynı yoğunluk yaşanacak. Bu döngü, Trabzon’daki araç kiralama piyasasının artık mevsimsel bir rutine oturduğunu gösteriyor.
Ayrıca şehirdeki birçok kamu kurumu ve özel şirket de araç satın almak yerine kiralamayı tercih ediyor. Yıllık sözleşmelerle hem maliyetleri kontrol altında tutuyorlar hem de bakım-onarım gibi zaman kaybettiren detaylarla uğraşmıyorlar. Bu da sektörün sadece turizmle değil, kurumsal yapılarla da beslendiğini gösteriyor.
Sonuç olarak, Trabzon’da araç kiralama sektörü basit bir hizmet olmaktan çıktı. Artık bu, ciddi bir ekonomik hareketliliğin, planlamanın ve stratejinin parçası. Eğer yaz aylarında Trabzon’a gelip araç kiralamayı düşünüyorsanız, tek yapmanız gereken şey... erken davranmak. Çünkü burada her şey bulunur; manzara, hava, lezzet... Ama kiralık araç bulmak o kadar kolay olmayabilir.
***
AMATÖR KULÜPLER CAN ÇEKİŞİYOR!
Türkiye’de ekonomik sıkıntılar, amatör spor kulüplerini ciddi şekilde etkiliyor. Özellikle Trabzon gibi sporun hayatın bir parçası olduğu şehirlerde, ilçelerde ve köklü kulüplerde sorunlar daha da büyüyor. Ulaşım, malzeme, antrenör ve sporcu giderleri kulüplerin belini büküyor.
Belediyeler, maddi destek vermek yerine sadece malzeme yardımı yapıyor veya ulaşım için araç tahsis ediyor. Kulüpler ise iş insanlarından gelen sınırlı yardımlarla ayakta kalmaya çalışıyor. Ancak bu destekler yeterli olmuyor.
Bölgesel amatör ligde oynayan takımlar, üst tura çıkmak için büyük mücadele veriyor. Fakat federasyon gelirleri az, kulüplerin kendi gelir kaynakları yok denecek kadar az. Yasal olmamasına rağmen, sporculara gizli ödeme yapılması da kulüpleri zor durumda bırakıyor.
Ekonomik sorunlar amatör ruhu zedeliyor, sporcu kalitesini düşürüyor. Trabzon’da birçok kulüp önümüzdeki sezon için ne yapacağını bilemez halde. Eğer destek sağlanmazsa, amatör spor ciddi bir düşüş yaşayacak.