25.07.2025 KILÇIK

HALK SEVDİ, PARTİ SİNDİREMEDİ!

Arsin’in belediye başkanı Hamza Bilgin, siyasetin alışıldık yüzlerinden biri değil. Onun hikayesi, sıradan bir makam sahibinin ötesinde; saf, temiz, dürüst ve mütevazı bir adamın halk için verdiği sessiz bir mücadele.

Başlangıçta Refah Partisi’nden seçildi. Lakin belediye hizmetlerinde yaşanan sıkıntılarla karşı karşıya kalınca, çözüm için AK Parti’ye geçme kararı aldı. Bu karar, siyaset dünyasında kimi çevrelerce farklı yorumlansa da aslında halk için atılmış samimi bir adımdı.

Ancak ne acıdır ki, bu duruşu içine sindiremeyenler çıkmış olsa da Başkan Bilgin yolundan dönmedi. 
Bilgin tüm eleştirilerin aksine kucaklayıcı, birleştirici bir üslupla dikkat çekiyor.
 “Hamza Bilgin bu makama ait değil” diyenler, onun halkla iç içe olmasını bir zayıflık gibi gördü ama halk başka bir şey gördü: Samimiyet.

“Tepeden bakmak yerine göz hizasında durmayı seçti” Hamza Başkan. Bugünün politikacılarının çoğu şatafatla, korumalarla, protokolle dolaşırken; o, Arsin’in sokaklarında sade bir vatandaş gibi yürümeye devam ediyor. Belki de bu yüzden kolay hedef oldu. “Vurun abalıya” dediler, çünkü o sessiz kaldı; polemiğe girmedi, icraatla konuşmayı seçti.

Ama Arsin halkı bunu görüyor.

Görüyor ki Hamza Bilgin, makamın insanı olmamış; insanın makamı olmuş. Gecesini gündüzüne katıyor, verdiği sözlerin peşinde koşuyor. İletişim sorunu yok, çünkü zaten hep içimizde. “Sabah pazarda, akşam cenazede”; halkın arasında olmaktan bir gün bile vazgeçmedi.

Ona tavsiyemiz, bu duruşunu bozmadan yoluna devam etmesi. Çünkü “Kaya, yelden ancak toz alır”. Asıl olan; halkın duası, halkın sevgisi ve halkın güvenidir.

Ve biz bu güveni Hamza Bilgin’e duyuyoruz.

***

FARABİ’DE GÜVENLİK ZAAFİYETİ!

Geçtiğimiz günlerde Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi’ne, yüreğimi yakan bir acıyla adım attım. Gece saat 02. Teyzemi kaybetmiştik. Cenaze işlemleri için hastaneye girdim. Evet, bu şehrin “en güçlü hastanesi” denilen yere…

Mevcut binadan içeri adımımı attım. Ne bir güvenlik, ne bir yönlendirme... Hastane bomboş. Sessizliğin ortasında sadece kendi adımlarımı duyuyorum. İkinci kata çıktım, üçüncü kata çıktım. Teyzemin kaldığı servisi bulmaya çalışıyorum. Bir refakatçi bile olsam, hastaneye kim olduğumu söylemeden rahatlıkla dolaşıyorum.

Sonra öğrendim ki teyzem, acilin ikinci katındaki yoğun bakım ünitesindeymiş. O an bir şey fark ettim:
Bu hastanede güvenlik yok. Ve dahası, bu hastanede güvenliğe dair bir endişe de yok.

Düşünebiliyor musunuz? Bir hasta olarak orada yatıyorsunuz. Belki ölüm kalım savaşı veriyorsunuz. Ama dışarıdan biri, kimliği bile sorulmadan elini kolunu sallayarak servisinize kadar çıkabiliyor.
Bu nasıl bir sistem? Bu nasıl bir ciddiyetsizlik?

Bölgenin en büyük hastanesiyiz diye övünmek kolay. Gazetelere demeç verip “şunları yaptık, buralara geldik” demek kolay.
Sayın Başhekim, Sayın Rektör… İşiniz masa başında fotoğraf çektirmek değil. İcraat ortaya koymaktır.
O hastaneye bir tane bile güvenlik görevlisini oturtamıyorsanız, halkın can güvenliğini sağlayamıyorsanız, yaptığınız hiçbir şeyin kıymeti yoktur.

Reklam değil, sistem kurun.
Fotoğraf çektirmeyi bırakın, hastalarınızın güvenliğini sağlayın!
İnsanlar yakınını kaybettiğinde yalnızca acısını yaşasın, hastanenin sahipsizliğiyle uğraşmasın.

Buradan yetkililere sesleniyorum:
Bu sistem böyle devam edemez.
Sadece benim değil, herkesin başına gelebilecek bir durum bu.
Ve yarın çok daha vahim sonuçlar doğurabilir.
Sorumluluk makamında oturanlar, artık gerçekten sorumluluk alsın!

***

BAŞKAN GENÇ’İN DUYARLILIKLARI

Bir ülkenin gündemi yalnızca ekonomi ya da siyasetle şekillenmez. Bazen bir sel felaketi, bazen bir orman yangını, bazen de acı bir şehit haberiyle değişir tüm gündem. Bu gibi zamanlarda kamu görevi yürütenlerin tavrı, toplumun genel psikolojisine de yön verir.

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in bu konudaki tavrı uzun süredir dikkat çekiyor. Ülkede herhangi bir acı yaşandığında, kentte planlanan eğlence programlarını iptal edip ortak bir yas havası yaratmayı tercih ediyor. Bu davranışı yalnızca bir siyasi refleks değil; “toplumsal duyarlılığa verilen samimi bir yanıt” olarak okunabilir.

Sayın Genç’in bireysel tavırları da bu çizgiyi destekliyor. Özellikle yaz aylarında artan sıcaklık ve nem oranına rağmen klasik tarzından ödün vermemesi, “ceketini ve kravatını çıkarmaması”, bir tür disiplin göstergesi olarak değerlendirilebilir. Görev tanımını yalnızca makam odasıyla sınırlamayan Genç, esnaf ziyaretlerinden düğün ve cenazelere, kentle bire bir teması ihmal etmeyen bir profil çiziyor.

Bir başka dikkat çeken yönü ise hayvanlara ve engelli bireylere yönelik duyarlılığı. Bunlar siyasi ajandaların gölgesinde genellikle unutulur ya da gösterişli projelerle üstü örtülür. Ancak Genç’in bu konulardaki yaklaşımı, “uzun vadeli ve temsiliyet değeri olan bir anlayışa” işaret ediyor.

Elbette kendisinin Trabzonspor’a olan tutkusu da kent siyasetinden bağımsız düşünülemez. “Kulübe yapılan haksızlıklara karşı ses yükseltmesi,” siyasi değil; “memleket meselesi” olarak görülüyor. Belediye Meclisi’ndeki yönetim tarzı ise sert değil, sakin; kutuplaştırıcı değil, uzlaştırıcı bir duruşa işaret ediyor.

Sonuç olarak, Ahmet Metin Genç’in yürüttüğü belediye başkanlığı görevinde kişisel duruşu, kentliyle kurduğu ilişki biçimi ve kriz anlarında sergilediği refleksler, popülizmden uzak ama halkla teması güçlü bir yönetim anlayışını temsil ediyor. Takdir etmek, eleştirinin alternatifi değildir. Bu tür örnekler, yerel yönetim pratiğinin çıtasını yükseltmek adına da değerlidir.

***

ÇÖP ARABASI YOKSA, YENİLERİNİ AL!

Şalpazarı Belediyesi’nin çöp sorunlarıyla boğuştuğu bu günlerde, ilçenin Belediye Başkanı Refik Kurukız’ın açıklamalarını dikkatle takip ediyoruz. Her ne kadar “3 araçla 11 bin nüfusa hizmet veriyoruz, yazın ise 200 bine varan nüfusa yetişmeye çalışıyoruz” desin, bu ifadeler mazeret üretmekten başka bir anlam taşımıyor.

Sayın Kurukız; belediye başkanı olmak, sorunları yüzüne bakıp “Yapacak bir şey yok” demek değildir. Elinizdeki üç çöp aracıyla 200 bin nüfusa hizmet vermeye çalışmak, sorunu çözemediğinizin itirafıdır. Üstelik bu ilçenin nüfusu her yaz artıyorsa, buna hazırlık yapmak belediyenin en temel görevidir. Siz, 3 araçla idare ediyorum diyerek işi geçiştiremezsiniz.

Belediyecilik mazeret üretmek değil, çözüm üretmektir. Araç sayınız azsa yeni araç almanın yollarını arayacaksınız. Bütçenizi doğru planlayacak, kaynak yaratacaksınız. Bu sorun sadece aracın sayısıyla da sınırlı değil; personel organizasyonu, atık yönetimi, modern çözümler hepsi üzerine kafa yormanız gereken konular. Belediye başkanı olarak halkınıza hizmetin en iyisini sunmak sizin işiniz.

Ama ne görüyoruz? Bir yandan çöp yığınları köylerde, mesire alanlarında yükseliyor, diğer yandan “Ya yakın, ya gömün” gibi çağ dışı ve çevreye zararlı önerilerle gündeme geliyorsunuz. Şalpazarı temiz kalmalı diyorsunuz ama kendi belediyenizin atıklarıyla baş edemiyorsunuz.

Ve en önemlisi; belediye başkanı olarak asıl işiniz olan belediyenin işlerine odaklanmak yerine, ilgisiz konularda yorum yapmayı alışkanlık haline getirmişsiniz. Bu ilçenin sorunlarını çözmek için kolları sıvamak varken, mazeretlerle geçiştirmek ve başka mevzulara yönelmek, halkınıza karşı yapılabilecek en büyük haksızlıktır.

Sayın Kurukız, siz bu göreve halkın teveccühüyle geldiniz. Sizden beklenen, konuştuğunuz her konuda mangalda kül bırakmamanız değil; belediyeyi yönetip, hizmet üretmenizdir. Çöp sorunu büyürken mazeret üretmek değil, yeni çöp araçları almak için kaynak üretmek zorundasınız. İlçenizin hakkı budur.