20.12.2025 KILÇIK
BELEDİYELER YETİŞEMİYOR, SORUMSUZLUK BİTMİYOR!
Trabzon…
Tarihiyle övünen, doğasıyla dillere destan, her fırsatta “turizm şehriyiz” denilen kadim bir kent.
Ama ne acıdır ki bu şehir, kendi ellerimizle kirlettiğimiz, sonra da dönüp bakmadığımız büyük bir ayıpla yüz yüze.
Sümela’nın yolu, Boztepe’nin etekleri, Atatürk Köşkü’nün çevresi, Çal Mağarası, Uzungöl, yaylalar, mesire alanları…
İsimler değişiyor ama manzara değişmiyor: çöp.
Bunu süslemeye gerek yok.
Trabzon’un tarihi ve turistik alanları göz göre göre çöplüğe çevrilmiş durumda.
Pikniğe gidiyoruz, mangal yapıyoruz, semaver kuruyoruz…
Sonra arkamıza bile bakmadan çekip gidiyoruz.
Geriye ne kalıyor?
Pet şişeler, plastik tabaklar, poşetler, cam şişeler, çekirdek kabukları…
Ve en acısı şu: Bu çöpler günlerce, hatta haftalarca yerinden alınmıyor.
Ortaya çıkan tablo çok net:
Doğa var ama saygı yok.
Tarih var ama sorumluluk yok.
Turizm söylemi var ama vicdan eksik.
Sonra da hiç utanmadan “Turistler neden gelmiyor?” diye soruluyor.
Gelsinler de neyi görsünler?
Tarihi mi, yoksa kola şişeleriyle çevrili taş duvarları mı?
Doğayı mı, yoksa rüzgârda savrulan poşetleri mi?
Burada gerçeği eğip bükmeye gerek yok.
Vatandaş çöp atıyor, evet.
Ama mesele sadece bununla bitmiyor.
Belediyeler görev ve sorumluluklarını yerine getirse bile, bu sorumsuzluğun hızına yetişemiyorlar.
Bir alan temizleniyor, ertesi gün aynı manzara tekrar ortaya çıkıyor.
Çünkü sorun temizlik değil, bilinçsizlik.
Ancak şu soruyu da sormadan geçemeyiz:
Atılan çöpleri toplamakla yükümlü olanlar nerede?
Denetim nerede? Süreklilik nerede?
Bir gün yapılan temizlikle bu iş olmaz.
“Temizledik” demek çözüm değildir.
Sürekliliği olmayan temizlik, sadece günü kurtarmaktır.
Daha acı olan ise şudur:
Bu kirliliğe alışıyoruz.
Gözümüz görmez oluyor, vicdanımız susuyor.
Herkes şunu çok iyi anlamalı:
Doğa unutmaz.
Bugün yere atılan çöp, yarın turizmin önüne konulan bir engeldir.
Bugün görmezden gelinen pislik, yarın bu şehrin itibarına yapışır.
Trabzon’un sorunu dışarıda değil.
Trabzon’un en büyük sorunu, kendi değerlerine saygısını yitiren anlayıştır.
Ya bu şehir gerçekten “turizm şehri” olacak,
ya da kendi kirimizin içinde, sloganlarla avutulmaya devam edeceğiz.
Karar bizim
***
ARAKLI’DAKİ KALDIRIM İŞGAL ALTINDA
Dün Sürmene istikametine doğru yol alırken Araklı’dan geçtik. Yol boyunca gördüklerimiz bir ilçenin değil, başıboşluğun fotoğrafıydı. Kaldırımlar var mıydı? Kâğıt üzerinde evet. Gerçekte ise yoktu. Çünkü kaldırımlar, esnafın keyfine göre işgal edilmişti.
Bir lokantacı, masayı sandalyeyi almış, yolun ortasına sofra kurmuş. Ne kaldırım kalmış ne sınır. Sanki orası kamuya ait değil de babasının tapulu malı. Nalbur desen, malzemeyi dükkânda tutmak yerine vatandaşın yürüme alanına dizmiş. Yayaya “yürüyecek yer bulabilirsen yürü”, sürücüye “idare et” deniyor.
İnsan ister istemez soruyor: Araklı’nın bir belediyesi yok mu? Bir belediye başkanı, bir zabıta birimi, bir denetim mekanizması yok mu? Bu görüntüler nasıl görülmez? Yoksa görülüyor da görmemeyi mi tercih ediyorsunuz?
Kaldırım; esnafın sergi alanı değildir. Kaldırım; çocuğun, yaşlının, engellinin, annenin en doğal hakkıdır. Bu hak, üç masa fazla koyulsun, üç ürün fazla satılsın diye gasp edilemez. Buna göz yummak, “nasıl olsa ses çıkmıyor” rahatlığıyla hareket etmek, şehir kültürüne ihanettir.
Bu yapılan ne ticaret ahlakıyla bağdaşır ne de esnaflık geleneğiyle. Bu düpedüz bencilliktir. Belediyecilik ise seyretmek değildir; düzen kurmaktır, sınır çizmektir, kamusal alanı korumaktır.
Bugün masayı yola koyarsın, yarın yolu tamamen kapatırsın. Bugün ses çıkarılmazsa, yarın yürüyecek kaldırım bulamazsın. Araklı sahipsiz değildir; ama bu görüntüler, ne yazık ki sahipsiz bırakıldığını gösteriyor. Ve unutulmamalı: Kaldırımı işgal eden kadar, buna sessiz kalan da bu ayıbın ortağıdır.
***
ORTAHİSAR’DA ÇAY SICAK, NİYET TEMİZ!
Bazen belediyecilik denilen şey; dev projeler, yüksek bütçeler, büyük cümleler değildir.
Bazen bir bardak çaydır.
Sessizdir, sakindir, gösterişten uzaktır ama tam yerine dokunur.
Ortahisar Belediyesi’nin hayata geçirdiği Çaylar Bizden uygulaması tam olarak böyle bir iş. Ne süslü anlatımlar var ne de abartılı söylemler… İhtiyacın olduğu yere gidiyor, ihtiyacın olanı veriyor ve geri çekiliyor. Belediyeciliğin özü de zaten burada başlıyor.
Bugün ekonomik şartların ne hale geldiğini anlatmaya gerek yok. Emekli düşünüyor, çalışan hesap yapıyor, gençler cebindeki paraya bakarak hareket ediyor. İnsanlar çay içmeden önce bile durup düşünüyor. Böyle bir tabloda belediyenin çıkıp Biz buradayız demesi kıymetli. Bunu pankartlarla değil, sıcak bir bardak çayla yapması ise daha da anlamlı.
Başkan Ahmet Kaya’nın yaklaşımı da bu yüzden dikkat çekiyor. Belediyeciliği sadece asfalt, beton, kaldırım olarak görmeyen bir anlayış var ortada. Bir bardak çayla gönülleri ısıtmak, kulağa basit gelebilir ama sahada karşılığı olan bir söz. Çünkü mesele çayın kendisi değil; insanlara yalnız olmadıklarını hissettirmek.
Vatandaşın tepkisi samimi. Daha önce kimsenin çayını içmemiştik diyen insanların cümleleri, yapılan işin doğru yere dokunduğunu gösteriyor. Kimse zorlanarak konuşmuyor, kimse ezber cümle kurmuyor. Memnuniyet doğal, beklenti gerçek.
Bu tür uygulamaların en önemli tarafı şudur:
Kimseyi rencide etmiyor, kimseyi teşhir etmiyor, kimseyi ayırmıyor. Alan da veren de insan. Üstten bakan bir dil yok, minnet duygusu oluşturan bir tavır yok.
Ortahisar Belediyesi’nin bu uygulaması, büyük laflar etmeden, bağırmadan, çağırmadan sosyal belediyeciliğin ne olması gerektiğini sade bir dille anlatıyor. Ne eksik ne fazla.
Kısacası;
Çay sıcak, niyet temiz, uygulama yerinde.
Takdir de tam olarak burada duruyor.
***
BİR ÖDÜLÜN ARDINDAKİ HİKÂYE
Trabzon’da bu yıl ilk kez düzenlenecek Trabzon Film Festivali, tek başına bir kültür etkinliği olarak değerlendirilmemeli. Bu organizasyon, aynı zamanda şehrin geçmişiyle kurduğu bağ açısından da dikkatle okunmalı.
Festival kapsamında verilecek ödülün adı: “Altın Taka.”
Bu ismin tesadüfen seçilmediği, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in açıklamasıyla netleşiyor. Başkan Genç, ödül isminin gerekçesini şu sözlerle anlatıyor: “Trabzon, 101 yıl sonra İstiklal Madalyası almış bir şehir. O madalyayı, Millî Mücadele’de takalarıyla cephane taşıyan balıkçılarımız sayesinde aldı. Bir vefa olarak ödülün adını ‘Altın Taka’ koyduk.”
Bu cümle, konunun özünü anlatmaya yetiyor.
Trabzon, tarihinden söz etmeyi seven bir şehir. Ancak çoğu zaman bu tarih, yüzeyde kalan anlatılarla geçiştiriliyor. Oysa bu şehir, deniziyle, takasıyla, emeğiyle ve sessiz fedakârlıklarıyla ayakta kaldı.
Altın Taka ismi, tam da bu noktaya işaret ediyor.
Geçmişte yapılan fedakârlıkların unutulmadığını, hatırlanmak istendiğini gösteriyor.
Film festivali, bu yönüyle yalnızca sinemaya değil; Trabzon’un hafızasına da dokunuyor. Şehrin tarihini, kültürle ve evrensel bir sanat diliyle buluşturma çabası, sıradan bir organizasyonun ötesine geçiyor.
Altın Taka detayı, bu yaklaşımın en anlamlı göstergesi olarak öne çıkıyor.
Geçmişe duyulan vefayı, geleceğe bırakılacak bir kültür mirasına dönüştürüyor.
Bu nedenle bu düşünceyi ortaya koyanları ve hayata geçirenleri, yüksek sesle değil ama hakkını vererek anmak gerekir.
Çünkü bazı alkışlar sessiz olur, ama anlamı büyük olur.