19.11.2025 KILÇIK

SİYASETÇİYE GÜVEN DİBE VURDU!

Türkiye’de son yıllarda en çok tartışılan başlıklardan biri, toplumun neredeyse tüm kesiminde ortak bir kanaate dönüşen bir gerçek: siyasetçiye duyulan güvenin dibe vurması. Bu yalnızca sosyal medyanın ya da sokak röportajlarının yansıttığı bir durum değil; günlük hayatın her yerinde, insanların sohbetlerinde kendini gösteren bir rahatsızlık.

Tam da böyle bir atmosferde Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık’ın açıklamaları dikkat çekiyor. Çünkü Bıyık, birçok siyasetçinin pek girmek istemediği bir alanı işaret ediyor: kendi ekonomik geçmişi ve şeffaflık.

Başkan Bıyık, yedi yıl önceki mali durumuyla bugünkü arasında kayda değer bir fark olmadığını ifade ederken, “7 yıl önceki ekonomik durumla bugünkü ekonomik durum arasında yüzde 3’lük, yüzde 5’lik bir değişim yoktur” sözleriyle hem kendisi hem de siyasetin genel algısı açısından önemli bir tartışma başlatıyor. Siyasete girdikten sonra hızla zenginleşen profillerin toplumda yarattığı güvensizlik düşünülürse, bu çıkışın neden dikkat çektiği daha iyi anlaşılıyor.

Bıyık’ın vurguladığı bir diğer önemli konu ise siyasetçinin ve ailesinin kamu kurumlarından uzak durması gerektiği. Bu konuda kendisini örnek göstererek, “Ailemin belediyede bir işi yoktur. Birinci, ikinci, üçüncü derece akrabalarım ne belediyede işe girmiştir ne de belediyeden iş almıştır” demesi, Türkiye’de alışılmış siyasi pratiklerin aksine bir duruşu işaret ediyor.

Toplumdaki güven erozyonunun temel sebepleri artık herkesçe bilinir hale geldi. Bir anda zenginleşen aile bireyleri, hızla büyüyen şirketler, kamu ihalelerinde dolaşan tanıdık isimler, açıklanamayan servetler… Bütün bunlar görünür olmasına rağmen, çoğu zaman hesap sorulmadığı için siyasetin tamamını gölgeleyen bir güvensizlik duygusu ortaya çıkıyor.

Başkan Bıyık tam da bu noktada çarpıcı bir öneri getiriyor:
“Ben dahil tüm siyasetçilerin son 20 yılı müfettiş kontrolünde incelensin.”

Bu çağrı, sıradan bir açıklamanın çok ötesinde. Türkiye’de güvenin yeniden tesis edilmesi için siyasetin kendi kendisini denetlemeye davet etmesi, hatta geçmişiyle yüzleşmeye hazır olduğunu söylemesi oldukça önemli bir adım.

Bıyık, yalnızca siyasiler için değil, kamu görevlileri açısından da hesap verilebilirliğin şart olduğunu vurguluyor. “Maaşı 100 bin lira olan bir memurun altında 20 milyonluk araç varsa bunun sorgulanması gerekir” sözü, toplumun uzun zamandır dile getiremediği bir rahatsızlığın açık ifadesi.

Türkiye’de siyasetçiye güvenin yeniden inşa edilmesi elbette mümkün. Ancak bunun için vaatlerden çok, uygulanabilir ilkelere ihtiyaç var: mal varlığı beyanlarının şeffaflığı, siyasi akrabalık ilişkilerinin devlet kurumlarından uzak tutulması, kamu görevlilerinin gelir–gider dengesinin net şekilde açıklanması ve siyasette zenginleşmenin olağan değil sorgulanan bir durum haline gelmesi…

Başkan Bıyık’ın çıkışı, bu anlamda siyasete tutulmuş bir aynayı andırıyor. Bu aynada görünen tabloyu değiştirmek ise yalnızca siyasetçilerin değil, toplumun tamamının ortak talebi hâline gelmiş durumda.

Toplum artık makamıyla büyüyen değil; ahlakıyla, dürüstlüğüyle ve hesap verebilirliğiyle büyüyen siyasetçiler görmek istiyor.
Güvenin yeniden yeşermesi de ancak böyle bir anlayışla mümkün olacak.

***

BÜYÜKŞEHİR’DEN MARDİN’DE “HAMSİ ŞÖLENİ” HAZIRLIĞI

Büyükşehir Belediyesi önümüzdeki ay Mardin’de “hamsi şöleni” düzenlemeyi amaçlıyor. Ahmet Metin Genç Ortahisar Belediye Başkanı iken Mardin’de “hamsi şöleni” etkinliği düzenlemişti.

Şimdi ise Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bunu gerçekleştirecek. Bilindiği üzere Mardin’de çok sayıda Trabzonsporlu var.

 İki şehir arasındaki kaynaşma bu tür etkinliklerle de daha da pekişmiş oluyor. Tarih henüz belli değil. Fakat önümüzdeki ay yapılacağını biliyoruz.

Organizasyon için önümüzdeki hafta takvimin netleşeceğini öğrendik. Bu tür etkinliklerle şehirlerarası kaynaşmaların sürdürülmesi en büyük temennimiz.

Emeği geçenleri tebrik ediyoruz…

***

TRABZON HURMASI’NIN KAÇ ÇEŞİDİNİ VAR?

Akademisyen Ömer Selim, yetiştirdiği 576 çeşit endemik bitkiyle uluslararası medyanın gündemine gelmişti. Türkçe Anabilim Dalı’nda eğitimci olan ve birçok yayını bulunan Ömer Hoca, aynı zamanda dünyanın dört bir yanından bulup getirdiği, topladığı ve özel usullerle temin ettiği bitkileri Akçaabat’ta yetiştirip ulusal tarıma kazandırmasıyla ilgi ve takdir topluyordu.

Bugünlerde sararmaya başlayan meşhur Trabzon hurması üzerinde de çalışmalar yaptı. Dünya markası ürünlerimizin başında gelen Trabzon hurmasının 27 çeşidini denedi ve üretti.

Turuncu, Kızıl, Sarı, Lop, Çikolata, Huyu, Hana, Maxim, Cennet, Costata, Turkay…
Bin derde deva Trabzon hurmasının farklı çeşitleri var. Ömer Hoca’da ise çok daha fazlası mevcut.

Şimdi hasat zamanı yaklaşırken Ömer Hoca’nın iki büyük sorunu var:
Birincisi, ürünlerin ayrıştırılması ve markalaştırılması süreci.
İkincisi ise “dalında kalmayan meyve sorunsalı.”

Nitekim meyveler, olmadan toplanıyor ve Ömer Hoca’nın yüzü tutmadığı için neredeyse kendisine hiçbir şey kalmıyor.

***

ESKİ VE BAKIMSIZ ASANSÖRLER İÇİN UYARIYORUZ

Kampüs içerisinde ve üniversite çevresinde bulunan yurtların sayısı üç kat artırıldı. Devlet, bu konuda üzerine düşeni yapmaya çalışıyor. Trabzon’un büyük bir şansı vardı. 2011 yılında gerçekleştirilen Gençlik Olimpiyatları için KTÜ güneyinde ekstra büyük kız ve erkek yurtları yapıldı. Olimpiyatlar için iki hafta kadar kullanılan bu yurtlar, daha sonra öğrencilere bırakıldı. Ardından yeni yurtlar da inşa edildi.

Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından belirlenen yapısal ve sosyal çerçevelerde inşa edilen bu kurumların bazıları Gençlik ve Spor Bakanlığına ait. Ancak bakanlık, tamamına yetişemiyor. Özellikle çamaşır, yemek ve asansörler konusunda öğrencilerden yıllardır şikâyet var.

Bu arada, asansörlerle ilgili ülkenin farklı yerlerinden gelen feci haberler bulunuyor. Şikâyetler, endişeden çok mağduriyete bağlı olarak ortaya çıkıyor. Trabzon’da da daha önce yurt asansörü arızaları, hatta kazaları yaşandı.

Okullar açıldı. Kayıtlı kalsın diye açıkça soruyoruz: Bakımlar tamam mı?

***

OKUL BAHÇELERİ VE SPOR SAHALARI KORUMASIZ!

Söz eğitimden açılmışken, Trabzon’un belli bölgelerinde okul önleri sancısı maalesef devam ediyor. Bize ulaşan okur hemşerilerimiz inanılmaz şeyler anlatıyor. Gündüz saatlerinde okul önlerinde güvenlik aksatılmazken, geceleri bazı okulların bahçeleri adeta meyhaneye dönüyor. Özellikle bazı semt okullarında bu rezalet had safhaya ulaşmış durumda.

Bizzat müdahale etmeye çalışanlar azarlanıyor. Polis çağırma girişimlerine ise “Emniyet zaten bizi tanıyor” karşılığı veriliyor. Tam yerini verelim; bilhassa Boztepe ve Bahçecik’teki okullar. Hatta nokta atışı olarak, bu okulların hemen bahçesindeki spor sahalarının da kullanıldığını belirtelim.

Sigara izmaritleri, farklı tütün mamulleri, cips ve çikolata çöpleri, çekirdek ve çerez kalıntıları, hatta alkol şişeleri ve dahası… Bunları her sabah eğitimciler, veliler ya da çocuklar okul bahçelerinden, spor sahalarından toplamak zorunda mı?