19.07.2025 KILÇIK

FIRTINA’DA BİLİNENLER BİLİNMEYENLER
Yeni sezon hazırlıklarına Erzurum'da devam eden Trabzonspor, ilk hazırlık maçında Azerbaycan temsilcisi Araz Nahçıvan'a 3-2'lik skorla yenildi. Palandöken Yüksek İrtifa Kamp Merkezi'ndeki hazırlık kampının üçüncü gününde, 2025-2026 sezonu hazırlıkları çerçevesinde Trabzonspor, Azerbaycan temsilcisi Araz Nahçıvan ile karşılaştı.

Nahcıvan ekibi 37. Dakikada Poli ile öne geçti. 42’de Mendy ile Trabzonspor karşılaşmayı 1-1’e getirdi ve ilk yarı bu skorla tamamlandı.dakikada Araz Nahçıvan, Bahtiyar golüyle 2-1 öne geçti. 63. dakikada Okay Yokuşlu attığı golle 2-2 oldu. 78. dakikada Slavik, Araz Nahçıvan'ın galibiyet golünü kaydetti ve maç 3-2'lik skorla tamamlandı.

Trabzonspor son hazırlık maçını 23 Temmuz Çarşamba günü İran'ın Persepolis takımı ile Palandöken Yüksek İrtifa Kamp Merkezi'nde oynayacak. Peki, naklen ve banttan yayınlanmayan maçta kim nasıl oynadı, takım neden mağlup oldu, Onuachu nasıl sakatlandı? Hakemler nasıldı?

Karşılaşmaya kontrollü başlayan taraf Trabzonspor’du. Bordo mavililerde Saviç ve N’Wakaeme ağır kaldı. Onuachu’nun çapraz koşuları rakip defansı zorladı. Misafir takım ortasahası sert oyunuyla öne çıktı.

Bu gibi maçlarda skordan önemlisi takımların hazır olup olmadığıdır. Daha önemlisi ise sakatlık olmamasıdır. Bunu iki taraf konuşmamış gibi, önce “fair play ruhuyla başlayan karşılaşmada daha sonra sert müdahaleler yaşandı”. Karşılaşmanın 17. Dakikasında Stoper Issouf Paro, topu ve kontrolü kaybedince Olexander Zubkow’a sert bir müdahalede bulundu.

Hakemler oyunu devam ettirdi, Onuachu’nun çaprazdan şunu kalecide kaldı. İlk pozisyon net penaltıydı. Hakem çalmadı.

Devamında de sertliğe müsamaha gösterilince bu kez Onuachu ayağına gelen sert taban müdahalesi ile yerde kaldı ve maçı tamamlayamadı, bugün çekilen MR görüntüsünde sağ ayak tarak kemiğinde ödem oluştuğu belirtildi.

Hazırlık maçlarında sporcu sağlığına dikkat etmek şart. Oynadığınız takımada bu hususları bildirmek lazım. Maç yayınlanmadığı için hâlihazırda bu gerçekler bilinmiyor. O penaltı verilseydi Trabzonspor maçın başlarında öne geçebilirdi, Onuachu sakatlanmayabilirdi, Visca ve Cham’ın yokluğunda penaltıyı kimin kullanacağını öğrenmiş de olurduk.

Trabzonspor genel olarak topun kendisinde kalması için bir taktik tesis etmeye, bunu benimsemeye çalışıyor. Oyunu yine Uğurcan ve defans kuruyor.

Bu sistemde Mustafa çok ileri çıkmıyor, Okay savunmaya öncelik veriyor, Batagov yine emniyet subabı ama Saviç aksıyor. Teknik Direktör Fatih TekkeTop bizde kalacak, oyunu hızlandıracağız ve bambaşka bir profille sahaya çıkacağız” şeklinde dediklerini hayata geçirebilirse Haftaya Çarşamba her şeyi daha net görmeye başlayacağız.

***

ARIZALI CİHAZ, ÇALIŞMAYAN SİSTEM!

Dün akşam merdivenden düşen bir hastayı Trabzon Kemik Hastanesi Acil Servisi’ne götürdük. Yapılması gereken belliydi: Önce röntgen, ardından duruma göre tomografi. Röntgen çekildi, doktor tomografi istedi. Ama orada tomografi çekilemedi. Çünkü cihaz arızalıymış. Sadece dün değil, günlerdir çalışmıyormuş.

Şimdi burada mesele bir cihazın bozulması değil. Teknik arızalar her kurumda olur. Bu, anlaşılır. Anlaşılamayan şey; bu arızaya karşı bir B planının olmaması, hastanenin buna rağmen hizmet vermeye devam etmesi ve insanların bu bilinçsiz yönlendirmelerle zaman kaybetmesi, risk taşıması.

Bu hastaneye gelen her hasta potansiyel bir mağdur. Bilinç kaybı yaşayan, iç kanama geçiren ya da kırıkları hayati bölgelere yakın olan bir hasta, sadece "cihaz bozuk" diye başka bir hastaneye gönderiliyor. O transfer süresi ne kadar? Kaç dakika? Bu sorunun bir cevabı yok. Çünkü plan yok, sorumluluk yok, sistem yok.

Biz bu ülkede artık sağlık hizmetlerini “var mı yok mu” düzeyinde sorgular hale geldik. Bir cihaz çalışıyorsa şanslıyız, çalışmıyorsa sabırlıyız. Oysa sistemler bireylerin şansına ya da sabrına bırakılarak yönetilmez.

Şehir hastaneleriyle övünmek kolay. Rakamlar, binalar, açılış törenleri güzel duruyor. Ama gerçek hizmet orada başlar. Ve işte burada sınıfta kalıyoruz. Bir hastane, özellikle bir branş hastanesi, hayati ekipmanlarını yedeklememişse; o hastane sadece bir bina demektir. Sağlık sistemi, sadece cihaz sayısı değil, o cihazların çalışır durumda tutulmasıyla ölçülür.

Bir hasta, yardım için yola çıkmışsa, çözümle karşılaşmayı hak eder; yeni bir sorunla değil.

Bu yaşanan durum münferit bir aksilik değil. Bu, yıllardır ötelenen sorunların biriktiği noktadır. Her gün binlerce insan, aynı yetersizlikle karşılaşıyor ama kimse duymuyor. Çünkü kriz kronikleşince, toplum onu kanıksıyor. İşte en büyük tehlike de bu.

***

SAĞLIK SEKTÖRÜ BİTKİSEL HAYATTA!

Bir zamanlar şifa dağıtması gereken kurumlar, bugün hastaların kaderine terk edildiği yapılar hâline geldi. Özellikle Trabzon’da sağlık sistemi, "sağlık" kelimesini çağrıştırmaktan çok uzak. Ne teşhis zamanında konulabiliyor, ne de tedavi düzgün uygulanabiliyor. Hastaneler artık iyileşmenin değil, beklemenin, oyalamanın ve sistemin boğduğu personelin çaresizliğini izlediğiniz mekânlara dönüşmüş durumda.

Doktor var ama "hekim" yok. Muayene var ama teşhis yok. Müdahale var ama tedavi yok. Herkes bir rol üstlenmiş gibi: "doktor doktorculuk", "hasta hastacılık" oynuyor. Ancak oynanan bu oyun, gerçek hayatın en acı sahnelerini içinde barındırıyor. Çünkü bu tiyatronun sonunda kaybeden her zaman hasta oluyor.

Bir doktor, bir hemşire, bir sağlık görevlisi; sabah 9’dan akşam 5’e kadar onlarca hastaya bakmak zorunda bırakılıyor. Bu iş yüküyle ne şefkat kalıyor, ne dikkat, ne de teşhis koyabilecek bir zihinsel berraklık. Liyakat sahibi, alanında uzmanlaşmış, iletişim becerisi gelişmiş hekim bulmak adeta piyango. Çünkü sağlık sistemi öyle bir kısır döngüye girmiş ki; ne kaliteli doktor sistemde kalmak istiyor, ne de kalanlar nefes alabiliyor.

En can yakıcı meselelerden biri de hijyen. Yoğun bakım üniteleri, mikrop kapmaması gereken, son derece steril alanlar olması gerekirken; Trabzon’da ziyaretçiler elini kolunu sallayarak, ayağında sokak ayakkabısıyla, maskesiz ve önlüksüz bir şekilde içeri giriyor. Denetim yok, uyarı yok, ciddiyet hiç yok. Bu disiplinsizlikle hasta nasıl iyileşsin?

Hastane servislerinde ise başka bir keşmekeş hâkim. Hemşirelerin yüksek sesle konuşmaları, sert topuk sesleriyle yankılanan koridorlar ve düzensiz hasta yönetimi, iyileşmesi gereken hastaları daha da yıpratıyor. Burası hastane mi, alışveriş merkezi mi, belli değil. Kurum içi eğitimler, davranış kuralları, temel hasta psikolojisi bilgisi sanki kimsenin umurunda değil.

Hayır, bu kaosun tek sorumlusu sağlık personeli değil. Onlar da sistemin yükünü omuzlayan, çoğu zaman hayatlarını bu yolda harcayan insanlar. Suç, bu sistemi kuran, işleyişini kontrol etmeyen, denetimi göstermelik yapan, liyakati hiçe sayan karar vericilerde. Ama sonuçta hem hasta zarar görüyor, hem doktor tükeniyor.

Trabzon halkı hâlâ kuyruklarda, hâlâ yanlış teşhislerle boğuşuyor, hâlâ yeterli hijyenin sağlanmadığı ortamlarda tedavi edilmeye çalışılıyor. Sağlık Bakanlığı, yerel yönetimler ve üniversite hastaneleri bu durumu görmezden gelmemeli. Çünkü bu sadece bir şehirdeki sağlık sorunu değil; insan hayatı söz konusu.

Trabzon’daki bu tablo, sadece bir şikâyet konusu değil; aynı zamanda bir uyarıdır. Bugün görmezden gelinen bu çöküş, yarın daha büyük bedellerle karşımıza çıkabilir. Bu yüzden hasta yakınlarından sağlık çalışanlarına, yerel yöneticilerden milletvekillerine kadar herkesin artık sesini yükseltme zamanı gelmiştir.

Trabzon halkı, çöküşü değil; çözümü hak ediyor.

***

TURİZM VE KİRLİLİK: TRABZON’UN İKİLEMİ!

Son yıllarda artan turist sayısı, Trabzon’un nüfusunu hızla artırdı ancak bu büyüme, şehirde ciddi çevresel ve hijyen sorunlarını da beraberinde getirdi. Özellikle alışveriş merkezleri, restoranlar ve toplu kullanım alanları, adeta çöplerle dolup taşıyor. Zeminler çöple kaplanmış, tuvaletler ise kötü kokular ve pislik nedeniyle kullanılamaz hale gelmiş durumda.

Havanın sıcaklık ve nem oranının yükselmesi, bakteri ve mikroorganizmaların çoğalmasına zemin hazırlıyor. Böyle bir ortamda, temizlik ve hijyen konusundaki eksiklikler, büyük firmalar ve işletmelerin ihmaliyle daha da büyüyor.

“Temizlik bir lütuf değil, zorunluluktur.” Ancak ne yazık ki, bazı işletmeler bu temel kuralı görmezden geliyor ve sorumluluk almaktan kaçınıyor. Yerel yönetimlerin denetimlerinin yetersizliği ise sorunun katlanmasına neden oluyor.

Turizmle birlikte gelen yoğunluk, beraberinde daha sıkı hijyen önlemleri gerektiriyor. Şehir, hem ziyaretçilerin hem de halkın sağlığını koruyacak adımlar atmak zorunda. Aksi takdirde, Trabzon’un temiz ve cazip yüzü hızla kirlenip kaybolabilir.

“Büyük işletmelerin ihmali, Trabzon’un itibarına büyük zarar veriyor.” Yetkililer ve işletme sahipleri artık sorumluluklarını yerine getirmeli, temizlik ve hijyen standartları en üst seviyeye çıkarılmalıdır.

Şehir, sadece turizmle değil, sürdürülebilir ve sağlıklı bir yaşam alanı olarak da varlığını sürdürmeli. Aksi takdirde, bu güzide şehir kir ve pislikle anılan bir yerleşim haline gelecektir. Trabzon buna kesinlikle layık değil.