19.02.2026 KILÇIK

HOŞ GELDİN YA ŞEHİR RAMAZAN

“Hoş geldin ya şehir Ramazan…”
Bu yıl da aynı heyecanla, aynı mahcup sevinçle girdin hayatımıza. Sahura kalkan ışıklar yandı, ilk oruç niyetleri alındı, kalpler yine aynı dua etrafında buluştu. Bir ay boyunca bizi biraz yavaşlatmaya, biraz durup düşünmeye geldin.

Ramazan, şehre her gelişinde başka bir hava bırakıyor.
Gündüzleri daha sabırlı, akşamları daha umutlu oluyoruz. İftar vakti yaklaşırken sofralarda sadece yemek değil; paylaşma, şükür ve kanaat de yerini alıyor. Ezanla birlikte açılan oruçlar, aslında yalnızca mideyi değil, gönülleri de doyuruyor.

Bu ay bize kardeşliği yeniden hatırlatıyor.
Yardıma muhtaç bir el, kapımızı çalmadan önce fark edilmesi gereken bir sorumluluk oluyor. Bir ihtiyaç sahibinin duası, belki de en kıymetli kazancımız hâline geliyor. Ramazan, “ben” demekten çok “biz” olmayı öğretiyor.

Kur’an-ı Kerim’in inmeye başladığı bu mübarek zaman dilimi, sadece okunacak sayfalar değil; yaşanacak bir ahlak sunuyor bize. Daha yumuşak konuşmayı, daha çok dinlemeyi, kırmamayı, incitmemeyi… Büyükleri hatırlamayı, hastaların kapısını çalmayı, hal hatır sormayı…

Şehir, Ramazan’la birlikte biraz daha sessiz ama daha derin oluyor.
Gece sahurla uyanan sokaklar, gündüz sabırla bekleyen yüzler… Hepsi aynı duada buluşuyor: “Huzur, bereket ve af.”

Bu ayı layıkıyla yaşayabilirsek, sadece takvimden bir yaprak koparmış olmayacağız. Kendimize, ailemize, şehrimize ve ülkemize dair umutlarımızı da tazelemiş olacağız. Aziz şehitlerimizi dualarımızda unutmadan, kalbimizi biraz daha arındırarak…

“Hoş geldin ya şehir Ramazan…”
Bizi kendimize getirmeye geldin.
Bereketinle, merhametinle, sessiz ama derin öğretinle hoş geldin.

***

CAMİLERDE RAMAZAN’A YAKIŞAN HAZIRLIK

Ramazan yaklaşırken insanın içi bir başka oluyor. Sokaklar aynı sokaklar belki ama havada tarif edilemeyen bir dinginlik, bir yavaşlama hissi dolaşıyor. O dinginliğin en çok hissedildiği yerlerin başında da camiler geliyor.

Son günlerde Ortahisar’da camilere yolu düşenler fark etmiştir; halılar daha temiz, avlular daha ferah, şadırvanlar daha özenli. Sessiz sedasız yapılan ama gönle dokunan bir emek var ortada. Ortahisar Belediyesi ekipleri, Ramazan öncesi camileri adeta bir misafir bekler gibi hazırlıyor.

Bu yapılan iş sadece temizlik değil aslında. Bir anlayışın, bir hassasiyetin göstergesi. Çünkü ibadet, insanın gönlüyle yaptığı bir yolculuk. Gönül rahat değilse, ortam huzur vermiyorsa, o yolculuk da eksik kalıyor. Temiz bir halı, mis gibi yıkanmış bir avlu, pırıl pırıl bir şadırvan; hepsi insanın içine su serpen ayrıntılar.

Vatandaşların “Allah razı olsun” demesi boşuna değil. Çünkü bu işler çoğu zaman görünmez. Kimse başlık atmaz, kimse yüksek sesle konuşmaz. Ama sabah namazına gelen yaşlı bir amcanın, teravihe çocuğuyla giden bir annenin içten bir tebessümü her şeye bedel.

Ahmet Kaya’nın Ramazan için kullandığı ifadeler de tam olarak bunu anlatıyor aslında: birlik, beraberlik, dayanışma… Bunlar lafta güzel duran kelimeler değil; sahada karşılığı olduğunda anlam kazanıyor. Camilerin Ramazan’a hazırlanması da bu anlayışın küçük ama çok kıymetli bir parçası.

Belki 28 cami temizlendi, belki daha fazlası da temizlenecek. Ama mesele sayı değil. Mesele, Ramazan’ın ruhunu şehrin her köşesinde hissettirebilmek. İnsanların ibadete huzurla durabilmesi, içeri adım attığında “iyi ki buradayım” diyebilmesi.

Ramazan biraz da budur işte… Gösterişsiz ama içten. Sessiz ama derin. Ortahisar’da camiler temizlenirken, aslında biraz da kalpler Ramazan’a hazırlanıyor.

Hayırlı Ramazanlar.

***

SOFRALAR KURULUYOR, GÖNÜLLER BİRLEŞİYOR

Trabzon Büyükşehir Belediyesinin “Ramazan Birlikte Güzel” mottosuyla hazırladığı program, sadece bir etkinlik takviminden ibaret değil. Daha çok, bu şehrin insanına “yalnız değilsin” deme çabası gibi duruyor. Pazarkapı’daki Hanife Hatun Camii yerleşkesine kurulan merkez için “Ramazan’ın kalbi” denmesi boşuna değil. İftar çadırından çocuk etkinliklerine, söyleşilerden tasavvuf konserlerine kadar uzanan program, her yaştan insana dokunmayı hedefliyor.

Ramazan’ı Ramazan yapan da bu değil mi zaten? Aynı sofrada buluşmak, aynı duaya “amin” demek, aynı ezanı beklerken aynı sabrı paylaşmak…

Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Gençin sosyal destek konusundaki hassasiyeti bu Ramazan’da da kendini gösteriyor. Altı farklı noktada kurulacak iftar sofraları, yalnızca yemek dağıtmak anlamına gelmiyor. O sofralar, şehrin dört bir yanına uzanan bir dayanışma zinciri aslında. Yaklaşık 20 bin dezavantajlı vatandaşa verilecek gıda kartları, 1.500 haneye ulaştırılacak sıcak yemekler, rakamdan ibaret değil; her birinin arkasında bir hayat, bir hikâye var.

18 ilçede düzenlenecek bin kişilik iftarlar da önemli. Programın sadece merkezle, sadece Ortahisar ile sınırlı kalmaması, “şehir” denilen bütünün gerçekten kucaklandığını gösteriyor. Merkezden ilçelere uzanan bu anlayış, Ramazan’ın ruhuna yakışan bir tablo ortaya koyuyor.

Bir de küçük ama anlamlı ayrıntılar var… Hanife Hatun Camii yerleşkesindeki otoparkın iftar ve teravih saatlerinde ücretsiz olması gibi. Belki kimine göre basit bir detay ama aslında “vatandaş rahat etsin” düşüncesinin sessiz bir yansıması.

Sonuçta tablo net: Bu Ramazan’da da niyet, gönüllere dokunmak. Sofraları büyütmek, mesafeleri kısaltmak, şehri aynı duyguda buluşturmak…
Ve galiba en çok da buna ihtiyacımız var.

***

TRAFİKTE DEĞİL, NEFİSTE FREN ZAMANI

Bazen bir ay gelir, bize sadece aç kalmayı değil, durmayı, düşünmeyi ve kendimize bakmayı öğretir. Ramazan tam da böyle bir ay…

Gün içinde açız, susuzuz. Vücut alışık olduğu düzenin dışına çıkıyor. Doğal olarak daha çabuk geriliyor, daha çabuk öfkeleniyoruz. Ama kabul edelim; Ramazan bunun mazereti değil, tam tersine imtihanıdır. Çünkü bu ayın özü sabırdır.

Akşam saatlerine doğru şehirler başka bir hâl alıyor. Mesai bitimiyle birlikte trafik kilitleniyor. Herkes iftara yetişme telaşında. Kornalar artıyor, yüzler asılıyor, tahammül azalıyor. Bir bakıyorsunuz, küçücük bir yol verme meselesi büyüyor; ağızlardan ağır sözler dökülüyor, bazen yumruklar konuşuyor. Sonra da “Ramazan Ramazan…” diye hayıflanıyoruz.

Fırın önlerindeki pide kuyrukları da bu tablonun bir parçası. Birkaç dakikalık bekleyiş, insanlara saatler gibi geliyor. Oysa o kuyruklar Ramazan’ın en masum görüntülerinden biri değil mi? Biraz gülümsemek, biraz anlayış göstermek bu kadar mı zor?

Şunu kendimize dürüstçe soralım: Açken, sinirliyken, acelemiz varken bile kalbimizi koruyabiliyor muyuz? İşte Ramazan’ın asıl sorusu bu. Sabır sadece tokken kolaydır; gerçek sabır, zorlandığımız anda kendini belli eder.

Unutmayalım, bu ay bize öfkemizi değil, nefsimizi tutmayı öğretiyor. Trafikte, iş yerinde, sokakta… Bir an durup derin bir nefes almak, bir adım geri çekilmek, belki de Ramazan’ın bizden istediği en küçük ama en kıymetli davranış.

Eğer bu ayı biraz daha sabırlı, biraz daha hoşgörülü geçirebilirsek; sadece oruç tutmuş olmayız. Aynı zamanda kalbimizi de arındırmış oluruz. Ve işte o zaman Ramazan, gerçek anlamıyla Ramazan olur.