18.07.2024 KILÇIK
BARİ HAYVANLARIMIZA DOKUNMAYIN!
Sokak hayvanlarına yönelik düzenlemeleri içeren Hayvanları Koruma Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Meclis’e sunuldu.
17 maddelik kanun teklifine göre kuduz, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı olan ya da sahiplenilmesi yasak olan hayvanlara ötanazi yapılacak, yani öldürülecek.
15 yıldır birlikte yaşadığım, 15 yaşında bir köpeği olan, onlarca kedi besleyen bir vatandaş olarak bu yasa beni derinden yaraladı. Hayatı boyunca bir güvercine, bir tavuğa su vermemiş insanların böyle bir kararı verecek olması da olayın bir başka üzücü tarafı. Devletler sadece insanlarına değil, bütün canlılarına sahip çıkmak zorundadır. Ağacından akarsuyuna, çiçeğinden böceğine korumakla mükelleftir. Eğer sokak köpekleri tedavileri mümkün değilse ve acı çekmeye başlamışlarsa son çare olarak ötenaziye tabi tutulabilirler. Fakat bu can dostlarımız daha küçük yavru iken aşıları yaptırılıp, belli ölçülerde bakımları yapılırsa sorunsuz bir hayat sürebilirler. Türk örf ve adetlerinde canlılara özelllikle hayvanlara karşı merhamet esastır. Merkezi hükümetler bu konuyu öldürme yoluyla çözüme kavuşturmayı hedeflemek yerine vatandaş- devlet iş birliği seçeneğini harekete geçirmelidir. Sokakta yaşayan bir köpeğin ömrünün 15 yıl olduğunu hesap edersek, bugün harekete geçilmesi durumunda 15 yıl sonra bu sorundan rahatça kurtulmuş oluruz. Bunun yöntemi de kısırlaştırma. Türkiye’de işşiz yüzlerce veteriner bulunuyor. Belediyeler vatandaşların da katkılarıyla belli bütçeler oluşturup bu sorunu rahatça çözebilirler. Sahiplendirme, mini ve çoklu barınak, doğal barınak gibi alternatiflar üretilebilir. Niyetiniz üzüm yemek yerine bağcıyı dövmek değilse eğer, 6 aylık disiplinli çalışma ile her şey rayına girebilir.
Topluma hayvan sevgisini aşılamak, okullarda belli derslerde hayvanlarla nasıl iletişim kurulacağını anlatmak gibi dersler de verilebilir.
Dediğim gibi niyetiniz halis ise o kadar çok çözüm yönetimi var ki sayfalar dolu yazsak bitiremeyiz. Çözümü yerel yöneticilere bırakmak ve öldürmek değil, yaşatmak için yarıştırmak gerek.
***
ŞAHİN DAİRE BAŞKANLIĞI İSTİYORMUŞ!
Dün AK Parti’den bir arkadaşım aradı ve Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık ile Büyükşehir Belediyesi önceki dönem Basın Daire Başkanı Metin Şahin ile ilgili bazı iddialarda bulundu. Mustafa Bıyık ve Metin Şahin, iyi ilişkiler içerisinde olduğu için sizlerle paylaşmaya değer gördük. Bilindiği üzere Ahmet Metin Genç, Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra daire başkanlarının bir kısmını değiştirip kendi ekibini kurmuştu. Değişenlerden biri de Basın Daire Başkanı Metin Şahin olmuştu. Şahin bu görevde kalmak için yoğun çaba sarf etse de gayretleri boşa çıktı ve görevden alındı. Basın ile çok alakası olmadığı ve görevinin hakkını veremediği için bu kararı bizler de olumlu bulmuştuk. AK Partili arkadaşın bizlere aktardığı iddiaya göre, Yomra’ya bir katkısı olmayan fakat dışarıda itibar gören bir grup Yomralı iş insanının Mustafa Bıyık’ın organizasyonu ile Ahmet Metin Genç ile görüştüğü, boşta olan bir daire başkanlığına Metin Şahin’in atanması konusunda ricacı olduklarını belirtti. Genç’in de konuyu değerlendireceğini söylediği ifade edildi. Eğer Şahin daire başkanı olamaz ise Mustafa Bıyık’ın B planı olduğunu da ifade eden AK Partili arkadaşımız, ilginç bir iddiada daha bulundu. Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık’ın, Metin Şahin’in AK Parti Yomra İlçe Başkanı olması için arka planda kulis yaptığını ve bazı temaslarda olduğunu söyledi. Şaşırmadık. İYİ Partili Belediye Başkanı olduğu dönemde de her siyasi parti ile sanki o partinin mensubuymuş gibi samimi ilişkiler kuran Bıyık, bu tavrı yüzünden sürekli eleştirilerin hedefinde olmuştu. AK Parti Yomra İlçe Başkanı Abdulkadir Özdemir’in AK Parti İlçe Başkanı olmasını sağlayan, yerel seçimlerde bir nevi kendi yarışacağı rakibini belirleyen Bıyık, her ne yapsa şaşırmayacağımızı rahatlıkla ifade edebiliriz. Fakat Bıyık’ın anlamadığı ve anlamak istemediği yaptıklarından bütün Trabzon’un haberinin olduğu. Hem AK Parti hem de CHP kanadı ilk baştan Bıyık’a karşı büyük bir sempati duyuyor ve partilerine dahil etmek için uğraş veriyordu. Fakat yerel seçimler sonrası Bıyık o kadar çok hata yaptı ki kendisine duyulan sempatiyi bir anda antipatiye dönüştürmeyi başardı. Kendisinin nasıl bir ruh halinde olduğunu bilmiyoruz, fakat geri dönüşü olmayan bir yolda ilerlediğini gözlemliyoruz. Ne diyelim Allah akıl fikir versin!
***
TRABZON MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ HER AN DEĞİŞEBİLİR!
Geçtiğimiz yıl Küçükçekmece Milli Eğitim İlçe Müdürü iken beklenmedik bir şekilde Trabzon Milli Eğitim Müdürlüğü görevine atanan Hasan Uygun, bir türlü kendisinden beklenen performansı ortaya koyamadı. Uygun’un Trabzon Milli Eğitim Müdürü olduğunda müdürlük içindeki kurmayları ile yaptığı ilk toplantıda, “Ben bu görevi istemedim. Beni bakanlık aradı, İstanbul’dan sonra Trabzon’da görev yapmak, şehirden köye gelmek gibi bir şey” şeklinde ifadeler kullandığı iddia edilmişti. Göreve başladığı ilk günden bu yana Trabzon’u bir türlü kabullenemediği ve aklının sürekli metropol kentlerde olduğu ifade edilen Uygun’un bu tavrı Milli Eğitim camiasında da homurdanmalara neden oldu. AK Partili bazı siyasilerin de Uygun ile ilgili şikâyetlerini Milli Eğitim’den sorumlu Trabzon Milletvekili Yılmaz Büyükaydın’a aktardığı biliniyor. İddiaya göre Uygun’un yeni eğitim-öğretim yılında Trabzon Milli Eğitim Müdürlüğü görevinden alınacağı öğrenildi. Süreci bekleyip göreceğiz.
***
M.AKİF ERSOY YÜZME HAVUZU VE ANILARIM!
Geçtiğimiz günlerde iktidar partisinin Trabzon Merkez İlçe Başkanı, çok boş konuşan, hamaset ile siyaset yapmayı karıştıran Selahattin Çebi ile CHP’nin Trabzon İlçe Başkanı Haluk Batmaz, Mehmet Akif Ersoy Kapalı Yüzme Havuzunda yer alan Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyıp Erdoğan’ın fotoğrafının kaldırılması üzerine yaşadıkları polemik beni geçmişe götürdü. Bizim Atakan Kadıoğlu, Haluk Batmaz’a dün iyi yazmış, “Selahattin Çebi gibi boş biriyle uğraşma” demiş, ben de, “Boş ver polemiği, bu kent ve ülke için politika üret’ diyorum Sevgili Batmaz’a… Neyse bunları bırakalım da geçmişe gidiş sebebini anlatayım. Bu iki politikacı hiç bu havuzun yapılma hikayesini bilir mi? Bilmezler kuşkusuz… Eskiden de gazetecilik yapardım. Yani şimdiki birçok gazeteci gibi çanak yalayıcılığı hiç yapmadım. Hep ezilenin ve haklının yanında yer aldım. Ezen ve haksıza karşı savaştım. Bir savaşım da Trabzon’da çok ama çok zor koşullarda sevdikleri yüzme ya da su topu sporlarını yapmak isteyen gençler ve kulüpler içindi…Yüzme İhtisas kulübü vardı ama ne bir lokali, ne soyunma odası, ne de sutopu ya da yüzme takımlarının idman yapabileceği bir havuzları bulunuyordu. Bu genç sporcuları bazen Yomra Limanında, bazen Trabzon Limanının o mazotlu, Üstü adeta yağ bağlamış, bazen de Ganita’nın koyunda buluyordum.
SPORCULARI PİS SULARDAN KURTARMA SAVAŞI
Sevdikleri sporu yapma adına acınası durumları yaşayan yüzücülere ve su topu sporcularına sürekli haber yapıyordum. Kayıkların, ya da kayaların üzerinde soyunmalarından tutun da, antrenman yaptıkları pis sulara kadar her türlü olumsuzluğu çalıştığım gazeteye taşıyordum. Bazen çalıştıkları deniz suyunun üzerinde katran görmek bile mümkündü. Çöpler spor yapılan denizin üzerinde yüzüyordu. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve Trabzon İl Müdürlüğünü yerden yere vuruyordum. Çocuklara ve gençlere bir yüzme havuzu kazandırmaları için bıkmadan usanmadan yazıyordum. Bazen genel müdürle, bazen il müdürüyle görüşmeler, röportajlar yaparak olimpik bir yüzme havuzu için can siperane savaş veriyordum. Bir defasında Ganita’da deniz suyunu kovaya doldurdum. İl Sağlık Müdürlüğünde suyun analizini yaptırdım. Kolibasili miktarının normalinden bin kat daha fazla olduğunu rapor haline getirttim. Bunu da manşetten haber yaptım. Bazen KTÜ Sahil Tesislerindeki yüzme havuzundan sporcuların yararlandırılmaması için üniversite yönetimini yerden yere vurdum. O havuzun da zaman zaman su topu ve yüzme takımlarına açılmasını sağladım. Ama tek hedefim bir Olimpik Kapalı Yüzme Havuzuydu.
GENÇLİK VE SPOR İL MÜDÜRÜ MÜJDEYİ BANA VERMİŞTİ
Bıkmadan, usanmadan fikri takipçiliğimden de hiç vazgeçmeden Türkiye’de ve Trabzon’da sporu yönetenlere acımasızca eleştiriler getirdim. Bir gün çalıştığım gazeteyi dönemin Gençlik ve Spor Müdürü aradı. (O dönem cep telefonu yoktu) “Adnan bey, yüzme havuzu için ödenek çıkarttık. Yer tespitini de yaptık. Yakında inşaata başlıyoruz. Trabzonspor tesislerinin yanında Yüzme Havuzu yapacağız. Müjde” diye sevincini haykırarak bana anlatıyordu. Ben de, “Bana neden müjde veriyorsunuz ki, sizin ve sporcular için müjdeli bir haber bu… Ben sadece bir sorunu gündemde tuttum, görevimi yaptım” karşılığını verdim ve teşekkür ederek telefonu kapattık. Ve o havuz inşaatı hızla yükseldi, bugün Recep Tayyıp Erdoğan’ın resmi yüzünden tartışılan Mehmet Akif Ersoy Kapalı Yüzme Havuzu ortaya çıktı. Sevgili politikacılar, bırakın bir fotoğraf yüzünden kısır ve küçük tartışmaları… Bu kente üretim ve istihdam alanları yaratacak eserler kazandırın, yeni projeler geliştirin, kent insanına biraz olsun yardımcı olmaya çalışın. Oturduğunuz koltukların boş olduğunu hissettirmeyin olmaz mı?
***
YÖNETME ŞEKLİNİZDE NİYE B,C,D PLANINIZ YOK!
Trabzonspor başkanı Ertuğrul Doğan kulübü yönetirken yaptığı hataların bir tekinden bile ders çıkarıp, doğruya yönelme yerine hep aynı yanlışları yapıp, zarar üstüne zarar vermeyi bir marifet sayıyor. Doğan geçtiğimiz günlerde transferle ilgili olarak açıklama yaparken, "EURO 2024 transfer sürecini çok etkiledi. B planı, C planı hazır. Taraftarlarımız rahat olsun. Önümüzdeki hafta aksilik olmazsa, çoğu transferi halledeceğiz. Abdullah Avcı ile her gün görüşüyoruz. Onun da planlamasında aksilik yok. Önümüzdeki sezon inşallah Trabzonspor'a sahada dimdik duran, her türlü mücadeleyi veren ve rakipleriyle yarışın içerisinde olan bir takım izlettireceğiz” sözlerine yer verdi. Gerçekten insanın hayret edesi geliyor. Bir insan yönetirken, transfer yaparken bu kadar hata yapmasına rağmen nasıl bu kadar özgüvenli olabiliyor anlamak mümkün değil…
ARTIK TÜM POLİTİKALARINI DEĞŞİTİR OLMAZ MI?
Başkan Ertuğrul Doğan’ın yapması gereken tek şey aslında, “Biz bu işi beceremedik ama kulübü en az zararla Aralık ayındaki kongreye taşımak, sonra da köşemize çekilmektir” olması gerekirken hala daha üst perdeden taraftara müjdeler verebiliyor. Ancak Trabzonspor taraftarının Başkan Doğan’a söylemesi gereken söz de, “Bugüne kadar yaptığın transferleri, sattığın oyunculara ödediğin paraları gördük. Üretim politikaların rezalet, kulübün borcunu katlamakta üzerine kimseyi tanımıyoruz. Hala transfer müjdesi veriyorsun. Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz. Senin bize vereceğin tek müjde artık transfer yapmaman olur” demeleridir. Ama onlar da ağızları açık transfer bekliyorlar. Ertuğrul Doğan bu camianın misyonuna uygun müjde vermek istiyorsa yapması gereken şeyler Abdullah Avcı ile yolları ayırıp, üretim politikalarını hayata geçirecek bir teknik adam ile anlaşmak, torpille işe aldığı ne kadar maaş verdiği adam varsa yolları ayırmak, kulübü yönetme yeteneği olan insanların akıllarına güvenmek ve Trabzonspor’u tarihi kimliğine taşıyacak bir vizyon çizmektir. Ertuğrul Doğan’ın transferde B. C. D planları oluyor ama kulübü berbat yönetmesine rağmen tek planları A ne hikmetse…
Önce mevcut politikalarınıza bir B.CD ekleyin olmaz mı Sayın Doğan!!!