16.12.2025 KILÇIK
FESTİVAL NEREDE YAPILIRSA ANLAM ORADA BÜYÜR
Trabzon Film Festivali’nin bu yıl ilk kez düzenleniyor olması, sinema açısından tek başına büyük iddialar barındırmıyor. Ancak festivalin nerede yapıldığı meselesi, en az ne yapıldığı kadar dikkate değer. Ulusal Belgesel ve Ulusal Kısa Film yarışmalarında ALTIN TAKA için yarışacak filmlerin açıklanmasıyla birlikte, TRABZON’UN bu organizasyondaki rolü daha net okunabilir hale geliyor.
Türkiye’de film festivalleri çoğunlukla İstanbul merkezli bir kültürel dolaşımın parçası. Alternatif şehirlerde düzenlenen festivaller ise genellikle “yerel renk” vurgusuyla anılıyor; ama çoğu zaman süreklilik sorunu yaşıyor. Trabzon Film Festivali bu açıdan bir sınavla karşı karşıya. Çünkü mesele yalnızca seçkideki film sayısı ya da dağıtılan ödül miktarı değil; sinema üretimiyle izleyici arasındaki mesafeyi hangi şehirlerin kapatabildiği.
Belgesel ve kısa film alanı, ana akım sinemanın dışında kalan; ancak yaratıcı açıdan en dinamik üretimlerin yapıldığı bir alan. Bu tür filmlerin Trabzon’da gösterilecek olması, kentteki izleyici için yeni bir temas alanı yaratıyor. Aynı zamanda yönetmenler ve yapımcılar açısından da Karadeniz’de görünür olma imkânı sunuyor. Bu, karşılıklı bir kazanım.
Festivalin ücretsiz gösterimlerle, iki farklı mekânda yapılacak olması da önemli bir tercih. Sinemanın yalnızca belirli bir çevrenin etkinliği olmaktan çıkıp, şehir yaşamının doğal bir parçası haline gelmesi bu tür kararlarla mümkün oluyor. Trabzon gibi güçlü bir kültürel geçmişi olan bir kentte, sinemanın da bu geçmişe eklemlenmesi yabana atılacak bir durum değil.
Öte yandan, festivallerin kalıcılığı, içerik kadar istikrarla da ilgilidir. İlk yılın heyecanı geçtikten sonra Trabzon Film Festivali’nin nasıl bir yol izleyeceği belirleyici olacak. Yerel yönetimlerin desteği kadar, sinema çevrelerinin ve izleyicinin ilgisi de bu süreci şekillendirecek.
Kısacası, Trabzon Film Festivali’nin önemi, büyük iddialardan ya da yüksek sesli sloganlardan değil; sinemayı Anadolu’nun farklı şehirlerinde erişilebilir kılma çabasından geliyor. Altın Taka için yarışacak filmler kadar, bu filmlerin Trabzon’da izlenecek olması da festivalin asıl not edilmesi gereken tarafı.
Trabzon Film Festivali Ulusal Belgesel ve Ulusal Kısa Film yarışmalarının ödülleri, 26 Aralık 2025 Cuma günü Zorlu Grand Otel’de gerçekleştirilecek olan ödül töreninde sahiplerini bulacak. Sinema tutkunları, yarışma yönetmelikleri, etkinlik takvimi ve festival kapsamındaki tüm program detayları için festivalin resmi internet sitesi olan trabzonfilmfestivali.com adresinden bilgi edinebiliyor.
***
KARA KIŞ GELİNCE BELEDİYECİLİK BELLİ OLUR
Kara kış bastırmaya başladı. Dağlara ilk beyaz düştüğünde manzara güzeldir ama iş yollara düşünce mesele ciddileşir. Çünkü kar; sadece doğayı değil, hayatı da yavaşlatır. Hele Trabzon gibi yüksek kesimleri bol bir şehirdeyseniz, bir gecede kapanan yollar, sabaha yetişmesi gereken insanlar, hastalar, öğrenciler vardır.
İşte tam bu noktada belediyecilik kendini belli eder.
Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin Yol Yapım ve Onarım Daire Başkanlığı ekipleri yine sahada. Soğuk, tipi, gece demeden… Çaykara’nın Demirkapı’sında, Yaylaönü’nde; Şalpazarı’nın Sinlice’sinde; Maçka’nın Üçgedik’inde karla boğuşan o makinelerin başında insanlar var. O direksiyonun başında oturanlar, “sabah kimse yolda kalmasın” diye uykusundan feragat eden emekçiler.
Biz sıcak evlerimizde sobanın, kaloriferin başında çayımızı yudumlarken; onlar far ışıkları altında kar küreyip tuzlama yapıyor. Yollar açılsın diye değil sadece, hayat aksamasın diye çalışıyorlar.
Geçtiğimiz gün Maçka Üçgedik’te yoldan çıkan bir araç oldu. Büyükşehir ekipleri hemen müdahale etti, araç bulunduğu yerden kurtarıldı. Belki küçük bir haber gibi görünür ama o aracın içindekiler için koca bir dertti. İşte belediyecilik tam da budur: Zor zamanda orada olmak.
Yetkililer uyarıyor; yüksek kesimlerde kar yağışı yer yer etkisini sürdürüyor. Vatandaşlara “zorunlu olmadıkça yola çıkmayın, kış lastiği ve zincir olmadan direksiyon başına geçmeyin” çağrısı yapılıyor. Bu uyarıları kulak arkası etmemek gerek. Çünkü karla mücadele bir ekip işi; belediye çalışır, vatandaş tedbir alır.
Şunu kabul edelim… Yazın asfalt dökmek, kaldırım yapmak herkesin harcı. Ama asıl sınav kışın verilir. Gece 03.00’te kar küreyen, sabah 06.00’da yeniden yola düşen emekçilerin alın teri, bu şehrin görünmeyen ama en gerçek yüzüdür.
Trabzon’da kış mesaisi başladı.
Ve bu şehirde kara kış geldiğinde, işini yapanlar yine görev başında.
***
YEŞİLBÜK’TE HAFIZAYI AYAĞA KALDIRMAK
Bazı işler vardır; ne büyük cümlelere ihtiyaç duyar ne de yüksek sesli övgülere. Yapıldığı anda anlamını, zaman içinde de değerini gösterir. Yeşilbük Köyü İlkokulu’nda başlatılan çalışma da tam olarak böyle bir iş.
Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya’nın, mezunu olduğu köy okulunu yeniden eğitime kazandırmak için attığı adım, siyasetin alışıldık reflekslerinin ötesinde, sakin ama güçlü bir mesaj içeriyor. Ortada büyük bir açılış töreni yok, iddialı vaatler yok. Eldiven takıp temizlik yapan bir belediye başkanı, muhtarlar, belediye çalışanları ve köylüler var. Aslında mesele tam da burada başlıyor.
1928’de eğitime açılmış, 1998’de taşımalı eğitim nedeniyle kapatılmış bir köy okulundan söz ediyoruz. Türkiye’nin pek çok yerinde benzer kaderi paylaşan onlarca, yüzlerce okuldan biri. Kapatıldıktan sonra sessizliğe terk edilen, zamanla harabeye dönen bu yapılar sadece betonarme binalar değil; birer toplumsal hafıza mekânı. İçinden öğretmenler, mühendisler, doktorlar çıkmış; köyün ortak belleğinde iz bırakmış yerler.
Ahmet Kaya’nın Yeşilbük’te yaptığı şey, bu hafızayı hatırlatmak ve “yeniden mümkün mü?” sorusunu sormak. Üstelik bunu tek başına değil, imeceyle yapmayı tercih ederek. Belediye başkan yardımcılarından muhtarlara, cami imamından mahalle halkına kadar geniş bir katılımın olması, meselenin sadece belediyenin değil, doğrudan köyün meselesi olarak ele alındığını gösteriyor.
Elbette burada gerçekçi olmak gerekiyor. Köy okullarının yeniden açılması, sadece temizlik yapmakla ya da iyi niyetle çözülebilecek bir konu değil. Milli Eğitim Bakanlığı’nın planlamaları, öğrenci sayıları, öğretmen atamaları ve uzun vadeli eğitim politikaları bu sürecin belirleyici unsurları. Başkan Kaya da zaten yetki alanının Ortahisar ile sınırlı olduğunu açıkça ifade ediyor. Bu açıdan bakıldığında yapılan çağrı, bir iddia değil; bir başlangıç.
Bu başlangıcın kıymeti ise şurada: Köy okullarını sadece nostaljik birer anı olarak değil, yeniden işlev kazanabilecek kamusal alanlar olarak ele almak. Belki her okul yeniden açılmayacak. Belki bazıları farklı eğitim ya da sosyal amaçlarla değerlendirilecek. Ama önemli olan, bu yapıların kaderine terk edilmemesi ve yerel iradenin devreye girmesi.
Yeşilbük’te ortaya konan tablo, siyasetin zaman zaman unuttuğu bir şeyi hatırlatıyor: Güven, çoğu zaman büyük projelerden değil, küçük ama samimi adımlardan doğar. Bir belediye başkanının “Ben bu okulda okudum, öğretmenlerime borcum var” demesi, hamasi bir söylemden çok, kişisel bir sorumluluk duygusunun ifadesi olarak okunmalı.
***
SEÇİMDEN SONRA DA SAHADA KALAN BİR İSİM
Siyasetin en çok eleştirilen yönlerinden biri, seçmenle kurulan ilişkinin seçim dönemleriyle sınırlı kalması. Oy istenirken kapısı çalınan, seçim bitince sesi duyulmayan bir seçmen profili artık toplumda ciddi bir karşılık bulmuyor. Tam da bu noktada, sahada kalmayı başaran isimler doğal olarak ayrışıyor.
CHP Ortahisar İlçe Başkanı Haluk Batmaz, uzun süredir bu ayrışmayı sahada gösteren isimlerden biri. Neredeyse her gün Ortahisar’a bağlı kırsal mahalleleri ziyaret ediyor; vatandaşla yüz yüze geliyor, dinliyor, sorunları not alıyor ve imkânlar çerçevesinde çözüm üretmeye çalışıyor. Bu tavır, siyasetin en temel ama en çok ihmal edilen reflekslerinden biri.
Vatandaşın beklentisi aslında çok net:
“Sadece oy istemeye gelmeyin, seçimden sonra da yanımızda olun.”
Batmaz’ın sahadaki duruşu, bu beklentinin karşılık bulduğu örneklerden biri olarak öne çıkıyor.
Bir diğer önemli detay ise, bu saha çalışmalarının sosyal medya üzerinden şeffaf bir şekilde paylaşılması. Yapılan ziyaretlerin, dinlenen sorunların ve temas edilen alanların kamuoyuna açık biçimde aktarılması; hem çalışmaların görünür olması hem de takip edilebilirliği açısından kıymetli. Bu, sadece bir tanıtım değil; aynı zamanda bir hesap verme kültürü.
Haluk Batmaz’ın isminin son dönemde daha sık anılmasının bir başka nedeni de, Ortahisar Belediyesi’nin AK Parti’den CHP’ye geçiş sürecinde gösterdiği yoğun emek. Sahada verilen bu mücadelenin, örgütlü çalışma ve doğru iletişimle birleştiği de kabul edilen bir gerçek. Parti tabanı kadar, farklı siyasi görüşlerden vatandaşların da Batmaz’a yönelik “samimi” tanımı kullanması, bu sürecin önemli çıktılarından biri.
Saha ziyaretlerinin ardından zamanının büyük bölümünü parti binasında geçirmesi de gözden kaçmıyor. Burada yalnızca partililerle değil, doğrudan vatandaşlarla temas kuruyor; dinliyor, not alıyor, çözüm yolları arıyor. Siyasetçinin toplumla kurduğu bağ ne kadar güçlü olursa, toplumdaki karşılığı da o ölçüde kalıcı oluyor.
Bugün CHP’nin Trabzon’daki yeni yüzlerinden biri olarak anılan Haluk Batmaz, genç ve henüz yıpranmamış bir siyasi profile sahip olmasının avantajını yaşıyor. Parti camiasında da, siyasi yolculuğunun ilerleyen dönemde daha görünür ve etkili olacağı yönünde bir kanaat giderek güçleniyor.
Elbette siyasette asıl sınav, istikrar ve süreklilikle verilir. Ancak bugünden bakıldığında, Haluk Batmaz’ın sahada kalmayı tercih eden çizgisi, Trabzon siyaseti açısından dikkatle izlenmesi gereken bir örnek olarak duruyor.