16.02.2026 KILÇIK
BİR MARATONDAN DAHA FAZLASI
Trabzon bazen konuşmaz, yapar.
Bu hafta sonu da öyle oldu.
Trabzon Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen, VakıfBank ana sponsorluğundaki 46. Uluslararası Trabzon Yarı Maratonu, bir spor organizasyonundan çok daha fazlasını gösterdi. Abartıya gerek kalmadan, sloganla övünmeden… Sahadaki tablo her şeyi anlattı.
Sabah saatlerinde sahile inen herkes aynı manzarayı gördü. Koşanlar vardı, alkışlayanlar vardı, merakla izleyen çocuklar vardı. Kısacası canlı bir şehir vardı.
Rakamlar da yabana atılır gibi değil: 41 ülkeden 2 bin 936 sporcu. Bu, Trabzon’un artık sadece kendi içine konuşmadığının net göstergesi.
Bu yıl seçilen motto yerindeydi:
“Koş, Dünyaya Nefes Ol.”
Orman yangınlarının gündemden düşmediği bir dönemde, bu mesajın lafla değil eylemle verilmesi önemliydi. Kimse uzun uzun anlatmadı. Koşuldu. Ve çoğu zaman en doğru farkındalık böyle oluşur.
Trabzon için sık sık “spor şehri” denir. Doğrudur. Ama bu unvanı ayakta tutmak kolay değildir. 46 yıldır aralıksız devam eden bir maraton, bu işin tesadüf olmadığını gösterir. Bugün birçok organizasyon birkaç yıl içinde kaybolup giderken, Trabzon Yarı Maratonu hâlâ ayakta.
Bu noktada Ahmet Metin Genç’in dile getirdiği hedef önemlidir:
50. yılda tam maraton.
Bu bir temenni değil, bir iddiadır. İstanbul’dan sonra Anadolu’daki tek tam maraton olma hedefi, Trabzon’un kendine duyduğu güvenin ifadesidir. Bu şehir zor hedefleri sever; ama daha önemlisi, arkasını doldurmayı bilir.
İşin bir de çok konuşulmayan tarafı var: turizm. Trabzon’da koşan her sporcu, buradan bir hikâyeyle ayrıldı. Kimi parkuru anlattı, kimi denizi, kimi insanları… Farkında olmadan her biri bu şehrin doğal tanıtım yüzü oldu.
Ve çocuklar…
Açıkça söyleyelim, günün en samimi görüntüsü 1 kilometrelik Çocuk Koşusuydu. O parkurda derece yoktu, hesap yoktu. Sadece gülümseyerek koşan çocuklar vardı. Bu da şunu gösterdi: Bu organizasyon bugünü kurtarmak için değil, yarını düşünerek yapılıyor.
Trabzon bu hafta sonu kendini anlatmak için bağırmadı.
Övünmedi.
Gösterişe kaçmadı.
Ama şunu net bir şekilde hissettirdi:
Bu şehir sporu vitrin için değil, inandığı için yapıyor.
Ve belli ki… Trabzon’un koşacak daha çok yolu var.
***
BİRLİKTE YAŞAMANIN SORUMLULUĞU
Doğanın içinde, onun bir parçası olarak yaşıyoruz. İnsanıyla, hayvanıyla, ağacıyla, kuşuyla… Hepimiz aynı hayatın içindeyiz. Bu yüzden yaşanan her sorunu konuşurken de kelimelerimizi özenle seçmek, kalp kırmadan çözüm aramak zorundayız.
Son zamanlarda özellikle Trabzon kırsalında yaşanan bazı durumlar, hepimizi derinden düşündürüyor. Kırsala bırakılan ya da başıboş dolaşan köpeklerin, doğanın en savunmasız canlıları olan yavru kediler ve küçük hayvanlar için zaman zaman ciddi bir tehdit hâline geldiğini üzülerek gözlemliyoruz. Gruplar hâlinde dolaşan bu köpekler, aslında içgüdüleriyle hayatta kalmaya çalışıyor. Onları “kötü” yapan bir niyetleri yok; aksine, çoğu zaman yalnızlık, açlık ve stresle baş etmeye çalışıyorlar.
Köylerde yaşayan insanlar için köpekler her zaman önemli bir yere sahiptir. Güvenliği sağlarlar, yoldaştırlar, evin bir parçasıdırlar. Ancak sahipli köpeklerin tamamen başıboş bırakılması, sokaktan gelen diğer köpeklerle birlikte kontrolsüz şekilde dolaşmaları hem diğer hayvanlar hem de insanlar için riskler doğurabiliyor. Burada mesele hayvanları suçlamak değil; asıl sorumluluğun biz insanlara ait olduğunu kabul edebilmek.
Belediye barınaklarında bir süre kaldıktan sonra doğaya bırakılan köpeklerin de yaşadığı travmayı görmezden gelemeyiz. Doğdukları, alıştıkları alanlardan koparılan bu canlar ciddi bir stres yaşıyor; bu da zaman zaman normalde göstermeyecekleri davranışlara yönelmelerine sebep olabiliyor. Hayatta tutunabilmek için başka canlılara zarar vermek zorunda kalmaları, aslında onların da çaresizliğinin bir sonucu.
Bizler hayvanları seviyoruz. Onların duyguları olduğunu, acıyı, korkuyu, sevgiyi hissettiklerini biliyoruz. Beslenmeleri, korunmaları, doğayla uyum içinde yaşamaları gerektiğini savunuyoruz. Ancak sevgi, sadece iyi niyetle değil; sorumluluk alarak da gösterilir. Sahiplendirme konusuna daha fazla önem verilmesi, köpeklerin doğaya bırakılmak yerine sıcak bir yuvaya kavuşması hepimiz için daha vicdani bir çözüm olabilir. Bunun için veteriner desteği, mama yardımı gibi teşvik edici uygulamalar hayata geçirilebilir; hayvan sahiplenmek bir yük değil, bir mutluluk hâline getirilebilir.
Hiçbir canlının zarar görmesini istemiyoruz. Ama hayata yeni başlamış, savunmasız yavru kedilerin ve köpeklerin parçalanmasını da kabullenemiyoruz. Doğa kendi kurallarıyla işler, evet; fakat insan, bu düzenin neresinde duracağını seçebilen tek canlıdır. Biz istersek dengeyi koruyabiliriz.
***
GÖZDEN IRAK, TEHLİKE KAPIDA
Toplum olarak bazı sorunlara karşı garip bir refleksimiz var: Gözümüzün önünde durmayanı yok sayıyoruz. Atık ilaç meselesi de tam olarak böyle bir konu. Ne gürültü çıkarıyor ne de anında hissedilen bir sonuç doğuruyor. Bu yüzden çoğu zaman önemsenmiyor, hatta hiç konuşulmuyor. Oysa mesele, sessiz ama derin bir tehlikeyi içinde barındırıyor.
Evlerimizde çekmecelerde, dolap köşelerinde biriken son kullanma tarihi geçmiş ya da kullanılmayan ilaçların büyük bölümü ya çöpe atılıyor ya da lavabodan dökülerek yok edilmeye çalışılıyor. Birçoğumuz bunun ne anlama geldiğini, doğaya ve dolayısıyla kendimize ne büyük zarar verdiğini bilmiyoruz ya da bilsek bile önemsemiyoruz. Oysa bu ilaçlar toprağa, suya ve denizlere karışarak ekosistemi zehirliyor; geri dönüşü zor sonuçlara yol açıyor. Bugün fark edilmeyen bu etki, yarın karşımıza sağlık sorunları, çevresel tahribat ve hatta gıda güvenliği riski olarak çıkıyor.
İşte tam bu noktada, yerel yönetimlerin ortaya koyduğu hassasiyet büyük önem taşıyor. Ortahisar Belediyesi, toplumda yeterince gündem olmayan bu hayati soruna dikkat çekerek son derece anlamlı bir adım attı. Atık ilaçların çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini anlatmak için bilgilendirme çalışmaları yapılması, sadece bir çevre etkinliği değil; aynı zamanda güçlü bir toplumsal sorumluluk örneği.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin de sürece dahil edilmesi, işin bilimsel boyutunun sahaya taşınması açısından ayrıca kıymetli. Gençlerin bu farkındalık çalışmalarında aktif rol alması, geleceğe dair umut veriyor. Çünkü çevre bilinci, ancak eğitimle ve doğru anlatımla kalıcı hale geliyor.
Ortahisar Belediyesi’nin “Doğanın İlacı Sen Ol” projesiyle ortaya koyduğu yaklaşım, yerel yönetimlerin sadece asfalt, kaldırım ve bina yapmakla sınırlı olmadığını bir kez daha gösteriyor. Çevreyi, doğayı ve insan sağlığını önceleyen bu duyarlılık, takdiri fazlasıyla hak ediyor.
Bugün belki çoğumuz için atık ilaçlar küçük bir ayrıntı gibi görünüyor. Ama unutmayalım; büyük çevre felaketleri, çoğu zaman önemsenmeyen küçük ihmallerle başlar. Bu nedenle hem Ortahisar Belediyesi’ni bu hassasiyetinden dolayı tebrik etmek hem de birey olarak sorumluluğumuzu hatırlamak zorundayız. Çünkü doğayı korumak, aslında kendimizi korumaktır.
***
ERKAN, ANKET SONUÇLARINI ELEŞTİ
İYİ Parti Trabzon İl Başkanı Muhammet Erkan, sosyal medya hesabından yaptığı son paylaşımla kamuoyunda sıkça tartışılan seçim anketlerini yeniden gündeme taşıdı. Açıklamaları, siyasi polemikten ziyade Türkiye’de anketlerin güvenilirliği ve yöntemleri üzerine süregelen tartışmanın yerel bir yansıması olarak dikkat çekti.
Erkan, bazı araştırma şirketlerinin İYİ Parti’nin oy oranını Türkiye genelinde yüzde 6,5 olarak açıklamasına itiraz ediyor. Kendi değerlendirmesine göre partinin oy oranı yüzde 12 seviyelerinde bulunuyor. Bu noktada Erkan’ın çıkışı, anket sonuçları ile saha algısı arasındaki farkın nedenlerine odaklanıyor.
Eleştirilerin merkezinde, anketlerin nasıl yapıldığı sorusu yer alıyor. Kaç kişiyle görüşüldüğü, katılım oranlarının ne olduğu ve örneklemin seçmeni ne ölçüde temsil ettiği konularının yeterince şeffaf olmadığı görüşü dile getiriliyor. Ayrıca kararsız seçmenlerin dağıtım yönteminin sonuçları doğrudan etkilediği vurgulanıyor. Erkan’a göre kararsız oyların belirli partilere orantısız şekilde yazılması, ortaya çıkan tablonun gerçeği yansıtmasını zorlaştırıyor.
Bir diğer başlık ise seçim sisteminin etkisi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde seçmen davranışının büyük ölçüde cumhurbaşkanı adayları üzerinden şekillendiği hatırlatılıyor. Bu nedenle adaylar netleşmeden yapılan anketlerin sınırlı bir anlam taşıdığı savunuluyor.
Erken seçim tartışmaları da değerlendirmeler arasında yer alıyor. Toplumda erken seçime yönelik bir beklenti bulunduğu yönündeki görüşlere atıf yapan Erkan, böyle bir ortamda iktidar partilerinin oy oranlarının yüksek açıklanmasının sorgulanması gerektiğini belirtiyor. Bu yaklaşım, mevcut siyasi atmosfer ile anket sonuçları arasındaki uyuma dair bir tartışmayı beraberinde getiriyor.
2018 seçimleri örneği ise geçmiş deneyimlere gönderme olarak öne çıkıyor. O dönemde İYİ Parti’nin anketlerde düşük oranlarda gösterildiği, sandık sonuçlarının ise farklı bir tablo ortaya koyduğu hatırlatılıyor. Bu örnek, anketlerin her zaman seçim sonuçlarını birebir yansıtmayabileceğine dair bir hatırlatma olarak sunuluyor.