15.08.2025 KILÇIK

BAŞKAN GENÇ HAKLI: BU İŞLER GÖNÜL İŞİ

Bazı meseleler vardır ki, onları sadece maddi dengelerle, bütçe kalemleriyle ya da muhasebe defterleriyle açıklayamazsınız. Hele ki konu Trabzonspor gibi bir sevdaya geldiğinde, işin rengi değişir. Bu bir futbol kulübü meselesi değildir sadece; bu bir şehir, bir kimlik, bir aidiyet meselesidir. Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in, bordo-mavi camiaya verdiği destek de tam bu noktada anlam kazanıyor.

Sayın Başkan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Trabzonspor’a yönelik başlatılan maddi destek çağrısına gönülden sahip çıktı. Yaptığı açıklamalar sadece kulübe olan bağlılığını değil, aynı zamanda belediyecilik anlayışındaki hassasiyeti de ortaya koydu. Altını çizdiği nokta çok netti: “Belediye bütçesinden bir kuruş çıkması mümkün değildir.”

Bu tür organizasyonlara öncülük etmek, bir belediye başkanının görev tanımında yazmaz belki ama toplumun nabzını tutmak, o topluma moral vermek, birlik duygusunu güçlendirmek adına son derece anlamlıdır. Hele ki Trabzon gibi futbolun hayatın tam ortasında yer aldığı bir şehirde, Belediye Başkanı’nın bu tür kampanyalara öncülük etmesi bir lüks değil, adeta bir gerekliliktir.

Elbette herkesin fikir özgürlüğü vardır, eleştiri de demokratik bir haktır. Ancak iyi niyetten uzak, kasıtlı ithamların da artık bir sınırı olmalı. Başkan’ın, geçmişte SMA hastası çocuklar için yürütülen kampanyalarda da gösterdiği duyarlılık ortadayken, bu katkısını sadece “futbol sevdası” diye küçümsemek büyük haksızlık olur.

Burada unutulmaması gereken temel bir gerçek var: Ahmet Metin Genç, bu desteği belediye kaynaklarıyla değil, kendi çevresi ve kişisel inisiyatifiyle sağlıyor. Hal böyleyken, “yetim hakkı” üzerinden yürütülen eleştiriler hem yersiz hem de vicdansızca.

Bugün Trabzonspor için yapılan çağrının yarın şehrin başka bir ortak değeri için yapılmayacağının da garantisi yok. O yüzden bu tür kampanyalar, toplumsal birlikteliğin, dayanışmanın bir göstergesidir. Başkan’ın da dediği gibi, bu işler sadece para işi değil; yürek, aidiyet ve gönül işidir.

Ahmet Metin Genç, hem belediyecilik refleksiyle hem de Trabzonspor’a olan sevdasıyla yerinde bir duruş sergiliyor. Şehrin ruhuna dokunuyor, insanlara örnek oluyor ve en önemlisi, şeffaflıkla hareket ettiğini açıkça gösteriyor.

Trabzonspor’un yolu açık, sevdalıları arkasında olduğu sürece güçlü. Başkan Genç’in desteği de bu yolda önemli bir moral kaynağı. Eleştirmek kolay, ama taşın altına elini koymak gerçek cesaret ister.

***

HORONLA GELEN KÜLTÜREL BİRLİK

Trabzon bu hafta bir kez daha yalnızca Karadeniz’in değil, dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla kültürün, sanatın ve barışın buluşma noktası oldu. 3. Uluslararası Trabzon Horon ve Müzik Festivali, hem görkemiyle hem de ruhuyla bu güzel şehrin kalbinde yankılandı.

Öncelikle bu büyük organizasyona emek veren herkesi, başta Trabzon Büyükşehir Belediyesi olmak üzere tüm paydaşları yürekten tebrik etmek gerekiyor. Kolay değil; 36 ülkeden 795 katılımcıyı bir araya getiren, dört gün boyunca sürecek dolu dolu bir kültür-sanat programı hazırlamak ciddi bir vizyon, özveri ve organizasyon gücü gerektiriyor.

“Dünya Barışı İçin Horon ile El Ele” sloganı, sadece kulağa hoş gelen bir tema değil; aynı zamanda bu festivalin taşıdığı anlamın da özeti. Çünkü horon, sadece bir dans değildir bizler için. Horon; bir duruş, bir dayanışma, bir halkın birlikte ritim tutma iradesidir. Ve şimdi bu ritim, dünya halklarıyla el ele verilerek evrensel bir dile dönüşüyor.

Festivalin açılışındaki kortej yürüyüşü, Kahramanmaraş Caddesi’nden Avni Aker Millet Bahçesi’ne kadar süren coşkulu geçiş, şehrin her köşesine umut ve heyecan taşıdı. Farklı ülkelerin dansları ile birleşen horon gösterileri, Trabzon’un artık sadece Karadeniz’in değil, uluslararası bir kültür merkezi olma yolunda hızla ilerlediğinin kanıtıydı.

Bu festival, Trabzon’a yalnızca renk ve hareket katmakla kalmıyor; aynı zamanda şehrin ekonomik, turistik ve kültürel değerini artırıyor. Esnaf kazanıyor, oteller doluyor, sokaklar canlanıyor, gençler farklı kültürlerle tanışıyor. Ama belki de en önemlisi, Trabzonlular kendilerine ve şehirlerine duydukları gururu bir kez daha yaşıyor.

Kültür-sanat etkinlikleri bir kentin sadece ruhunu değil, geleceğini de şekillendirir. Trabzon, bu ve benzeri organizasyonlarla genç kuşaklara güçlü bir miras bırakıyor: kültürüne sahip çıkan, ama dünyaya da açık bir Trabzon.

Emeği geçen herkese tekrar teşekkürler. Trabzon’a yakışan bir festival daha tarihe not düşüldü. Horonun ritmi hiç durmasın!

***

SAĞLIKTA ÇÜRÜYEN BİR ŞEHİR!

Bir şehir düşünün... Yıllar boyunca Karadeniz’in sağlık üssü olmuş, hastaneleriyle, doktorlarıyla, akademik kadrosuyla çevre illere umut olmuş. Yeter ki Trabzon’a ulaş, Farabi’ye görün, “bir çare bulunur” denilmiş. Ama artık o güven yok. Çünkü Trabzon, sağlıkta çöküyor. Sessizce, içten içe, kimsenin pek de üstüne alınmadığı bir çöküş bu.

Son yıllarda kentte yaşanan sağlık sorunları öyle basit birkaç örnekle açıklanacak gibi değil. En basit teşhisler konulamıyor, en temel tedaviler uygulanamıyor. İnsanlar aylarca randevu bekliyor, sıra gelsin diye dua ediyor. Sırası gelen de hastalığını öğrenemeden, elinde birkaç ağrı kesiciyle geri dönüyor. Gerçek bu kadar acı.

Pandemiden sonra sağlık sistemi yalnızca ülke genelinde değil, Trabzon özelinde de ciddi yara aldı. Ancak burada yara kanamaya devam ediyor. Tecrübeli doktorlar birer birer emekli oldu ya da daha iyi koşullar sunan özel hastanelere geçti. Yerlerine gelen genç doktorlar ise henüz yolun başında. Eğitimleri ne kadar iyi olursa olsun, tecrübenin yerini hiçbir şey tutamaz. En kötüsü ise genç hekimlerin yalnız bırakılmış olması. Ne mentorluk var, ne kontrol, ne yönlendirme...

KTÜ Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi’ne bir bakın… İçeride hastalar teşhis beklerken, yönetim duvarın rengine, üniformaların uyumuna kafa yoruyor. Tıp bilimiyle değil, vitrin süslemesiyle meşguller adeta. Hastane yönetiminin önceliği, doktor kadrosunu güçlendirmek değil; dışarıdan nasıl göründükleri. Halbuki içerisi boşsa, dışı “neye yarar?”

Bir zamanlar adından övgüyle söz edilen kliniklerin yerinde şimdi tabela kalmış. Polikliniklerde çalışan doktorlar ya çok genç ya da aşırı yük altında. Kimse sistemin neden bu hale geldiğini “sormuyor bile.” Olan yine vatandaşa oluyor.

Bugün Trabzon’da bir hasta “Ne hastalığım var?” sorusuna cevap bulamazsa, cebinden binlerce lira harcayıp uçağa biniyor, ya İstanbul’a gidiyor ya Ankara’ya. Özel hastaneler, devletin boş bıraktığı alanı kendi lehlerine dolduruyor. Vatandaş, derdine çare ararken parasız kalıyor, zaman kaybediyor, bazen de çok geç kalıyor...

Trabzon, Karadeniz'in sağlıkta en güçlü ili olması gerekirken artık Giresun’un, Rize’nin, hatta küçük ilçelerin bile gerisinde kalmış durumda. Bu bir iddia değil, sahada yaşanan “çıplak gerçektir.”

Üstelik ortada çözüm arayan bir yönetim, inisiyatif alan bir yetkili yok. Sessizlik hâkim. Ne Sağlık Bakanlığı'ndan bir adım var, ne üniversite yönetiminden. Bu sessizlik en tehlikeli olanı. Çünkü “böyle gelmiş böyle gider” anlayışı yerleşiyor. Bu da ancak çöküşü hızlandırır.

Bu şehir, kaliteli sağlık hizmetini hak ediyor. Farabi, sadece hastane değil, bir dönem umudun adıydı. KTÜ Tıp Fakültesi yalnızca bir bina değil, bilim ve güvenin sembolüydü. Şimdi o değerlerin yerini belirsizlik aldı.

Trabzon’da sağlık, göz göre göre eriyor. Bu bir çürüme. Ve bu çürümenin adı artık konulmalı.

Yetkililer sessiz kalmaya devam ederse, bu vebalin altından kimse kalkamaz. Çünkü hastalık teşhis edilemese de, sistemin hasta olduğu “çok açık.” Ve bu hastalık, öyle ağrı kesiciyle geçecek gibi değil.

***

KTÜ NE ZAMAN AYAĞA KALKACAK!

Karadeniz Teknik Üniversitesi, bir süredir sesini kaybetmiş gibi. Ne bilim konuşuluyor, ne yenilik. Oysa burası yıllar boyunca Karadeniz’in en güçlü akademik sesi olmuştu.

Bugünse üniversite, gözlerini bir noktaya dikmiş sessizce bekliyor. Çünkü yukarıda bir sessizlik hâkim.

Rektörlük makamında oturan Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, görev süresinin son döneminde beklenenden çok daha silik, çok daha geri planda bir profil çiziyor. Sanki görev süresi bitmiş ama hâlâ ofiste oturuyormuş gibi. Sanki emekli olmuş da resmi bir tören yapılmamış.

Rektör Çuvalcı artık sadece açılışlarda, protokolde, tören karelerinde var. Şapkasını takıyor, iki fotoğraf çektiriyor, ardından ortadan kayboluyor. Akademik gelişmeleri merak eden, üniversitenin yönünü sorgulayanlar için ortada bir muhatap yok.

Fakat asıl mesele bu değil. Sorun, KTÜ’nün yönetsel olarak boşluğa düşmüş olması. Akademik kadro mutsuz. Liyakatten çok yakınlık belirleyici olmuş. Kararlar birkaç kişi arasında alınıyor, çoğunluk sürece sadece seyirci. Yöneticilerle akademisyenler arasında mesafe büyümüş. Bir üniversitenin çürümesi işte tam da böyle başlar: Önce insanlar susar, sonra üretkenlik durur.

Şunu açıkça söylemek gerekiyor: Eğer KTÜ’de rektörlük seçimle belirleniyor olsaydı, Prof. Dr. Çuvalcı şu an o koltuğu hayal bile edemezdi. Çünkü üniversitenin kalbi olan akademisyenler, bu yönetim tarzından ne memnun ne de umutlu.

Bu tabloyu “açılışlar yapılıyor, projeler yürütülüyor” diyerek makyajlamaya çalışmak da çözüm değil. Çünkü mesele, vitrin değil, içerik. Akademik üretkenlik azaldı mı? Azaldı. Öğretim üyeleri arasında huzursuzluk arttı mı? Arttı. Öğrenciler üniversiteye sadece diploma için mi bakıyor artık? Ne yazık ki evet. O hâlde ortada başarıdan söz edilebilir mi?

KTÜ gibi köklü bir kurumun bu kadar renksiz, bu kadar heyecansız yönetilmesi kabul edilemez. Rektörlük, sadece makam aracı ve açılış kürsüsü değildir. Yön vermektir, risk almaktır, akademiyi ayağa kaldırmaktır. Hele de böylesine çalkantılı bir dönemde…

Rektör Çuvalcı son düzlüğe girerken hâlâ bu tablonun farkında mı, emin değiliz. Ama bildiğimiz bir şey var: Bu üniversite, bu sessizliği hak etmiyor.

Şimdi susma değil, yönetme zamanıdır.