15.07.2025 KILÇIK

SAHİLDE YÜRÜME ADABI

Gülcemal (Sahil Projesi) bir türlü bitirilemedi. Yürüyüş yolunda da el atılması gereken hususlar var. Maalesef birçoğumuz yürüyüşlerin sağdan yapılması gerektiğini bilmiyor. Ya da önemsemiyor… Sahilde, yolda, kaldırımda, yürüyüş parkurunda…

AVM’lerde bile bu böyle; yürüyen merdivene binince her iki tarafta durmamak gerek; sağda beklersiniz ya da sağdan yürüyerek tek kolda devam edersiniz. Sahildeki yürüyüş yolunda ise özellikle akşam saatlerinde yoğunluk olunca herkes deniz tarafından yürümeye kalkıyor ve gördük ki; karşılaşmalar, sıkışmalar, çarpışmalar meydana geliyor. Aslında basit; Giresun yönüne yürüyen deniz tarafından yürümeli, Rize yönüne yürüyen şehir tarafından gitmeli.

Bu yerleşik kültür gelişmiş toplumlarda hep aynı. Tabii hepsinde bir Karadeniz manzarası olmadığını hatırlatalım. Aynı hatta köpeğini gezdirmek isteyenler için alan bol. Üstelik çimen ve toprak bölümler de az sayılmaz. Diyeceğimiz o ki, biz de hayvanseveriz; yani köpeğinizi ne kadar çok sevseniz de yaya yolunda onunla yürümeniz bazı insanları tedirgin edebiliyor, tekrar düşünmeyi öneriyoruz. Bir uyarı da büyükşehir belediyesine; zemindeki sentetik karolar yerinden çıktı. Oynadı ve deforme oldu. Belki ekonomik ömrünü doldurdu. Özellikle sahil kesiminin en yoğun günlerini yaşadığı, şehir tanıtımı ve turizmini dikkate alarak yerlere bakmak faydalı olabilir.

***

KİM CAN KURTARACAK!..

Deniz mevsiminin tam ortasındayız. Ancak Doğu Karadeniz’de güneşli tam gün sayısı bir elin parmak sayısını geçmiyor. Bu da insanları ne yapmaya itiyor? Hava ısınınca ya dağlara ya denize akın etmek.

2007 yılında Duble Karadeniz Sahil Yolu’nun önemli bölümü dolgu alanı üzerine yapılınca bölgedeki 16 plajın sayısı 5’e düştü. Üstelik bunların üçü Giresun’da. Trabzon merkezde ise plaj yok. Evet, "Vardır, olmaz mı" diyenler olabilir ama akarlar nedeniyle suların kirliliği akıllara gelince durum bir başka gözüküyor.

Doğu’da plajlar Arsin’den başlıyor. Batı ilçelerinde ise ancak Akçaabat çıkışına kadar ulaşabiliyorsunuz. Sadece Trabzonlular değil; Erzurum, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane ve Artvin’den aileler bu bölgelere gelip denizin tadını çıkarıyor. Deniz kenarı olması, onlara kısmen çadır kurup piknik yapma şansı da sunuyor.

Ama tesisler talebi karşılayabiliyor mu? Gerekli önlem ve hizmetleri sunabiliyor mu? Kontrol var mı? Bu seneye kadar jandarma ekipleri sahilde sürekli denetim yapıyordu. Ama bu yıl sanki bu denetimler azaldı. Belki de periyodik kontroller henüz başlamadı ya da biz denk gelmedik. Gören, bilen okurlarımız varsa mutlaka bize yazsın.

Fakat en önemli sorun şu ki; ‘tesis’ iddiası ile geçici ruhsatlar alarak sahil hizmeti sunmaya soyunan işletmelerde kapıdan girer girmez ‘kâğıt para ödemesi’ şart koşuluyor. Kişi başı 150-200 lira isteniyor. Üstelik yanınızda şemsiye, örtü, sandalye, yiyecek, içecek ya da herhangi bir gıda maddesi asla getiremezsiniz. İçeride ise bu hizmetlerin çoğu ekstra ücrete tabi.

Normalde deniz kamuya ait ve para istenmesi cezaya tabi. Ama ne yazık ki bu ihlal ediliyor.

Peki güvenlik? İşte sorun tam burada başlıyor. Çünkü para tutkusu giderek artan bu plajlarda; su kirli, kumsal bakımsız ve en önemlisi de cankurtaran yok. Evet, bir cankurtaran kuleniz var ama kulenin devamlı boş olması büyük tepki çekiyor.

Doğal olarak ziyaretçiler de soruyor: "Siz sadece para almak için mi buradasınız?"

***

CENNETTE HALKLA İLİŞKİLER

Uzungöl’e turizm cenneti diyoruz. Senelerdir gölün yapısal yanlışlarla havuza dönüştürülmesi, olumsuz halkla ilişkileri, pahalılığı, esnafının tutumu, yolu ve turizm sosyolojisi tartışılıyor. Göl zemini kısmen kurtarıldı, çevreye yapılan yürüyüş yolları, doğal akslar ve ağaçlandırma iyi sonuç verdi diyebiliriz. Ulaşımı tam olmasa da yolunda gibi.

Uzungöl’de değişmeyen birkaç olumsuzluk var; fiyatlar yine yüksek, üstüne üstlük kalite düşüyor. Muayyen esnaf olduğu yerde sayıyor. Bölge genelinde Arap turistlerin ilgisinin azaldığını gözlemlemek mümkün. Uzungöl ise etkilenmedi ve hep yoğun.

‘Cennette’ bu yıl da yerli turistlere negatif ayrımcılık gözlemleniyor. Hem bayat, hem pahalı, geç geç, hem az, hem soğuk, hem de kalitesiz sunulan yiyecekler sebebiyle durumu ilgiliye bildirmek isteyen Türk müşteri muhatap bulamadı. İşyeri sahibi ve işletmecisi kötü menü ve yüksek fiyattan dolayı gelecek sorulardan resmen kaçtı.

Adı bizde saklı, tabii bir işyeri tabelası da bulunan bu işyerinde mutfakta Trabzonlu bulunmaması ise yerel yemeklerin ne ölçüde başarılı şekilde hazırlanabileceği yolunda endişe doğurdu.

Talep ve şikayet bile alamayan bir anlayışla turizm ileri taşınabilir mi?

***

ŞOSE Mİ ASFALT MI?..

Yayla yollarında yazın iki seçenek var. Ya asfalt/beton yolları tercih edeceksiniz ya da toza boğulacaksınız. Bildiğiniz gibi yaylalarda yaz aylarında yağmur az yağıyor, yağsa da pek çamur olmuyor. Yolların birçoğuna beton-asfalt bağlantılı kaplamalar yapıldı. Ama birçok yayla için şose yani toprak yollar da mevcut.

Seçenek sizin; “ister hızlı ve güvenli giderim toza bulanmam” deyip asfaltı tercih edin, isterseniz “doğal olandan ayrılmam” diyerek toz toprak içinde doğal yollardan yaylanıza ulaşın. Tabii, ikincisini seçmek için uygun standartlara sahip bir aracınız da olması gerekiyor.

Bu aşamada “Yayla yollarını modernize etmeyin, doğallığı bozuluyor” diye diretenlerin durumu yeniden değerlendirilebilir. Biz yine taraf değiliz ama toprak yoldan yaylaya çıkıp dönenlerin birçoğu, filtrelere kadar tozdan kaynaklı tıkanma olunca servise gitmek zorunda kalıyor.