15.06.2025 KILÇIK

TRABZON’DA BEKLENEN ATAMA GERÇEKLEŞTİ

Trabzon’da beklenen değişim gerçekleşti. İl Sağlık Müdürlüğü’nde görev değişimi yaşandı. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun kararıyla, Dr. Mehmet Topsakal yeniden Trabzon İl Sağlık Müdürü olarak atandı.

Dr. Topsakal, kente ve kuruma yabancı bir isim değil. Karadeniz Teknik Üniversitesi mezunu. Trabzon, Kastamonu, Bayburt ve Gümüşhane’de İl Sağlık Müdürlüğü yaptı. Merkez teşkilatında müşavir olarak da görev alan, sistemin işleyişine hâkim bir isim. Bu geri dönüş, elbette sadece bir atama değil; bir strateji. Deneyim, saha bilgisi ve merkezi yönetim tecrübesiyle Trabzon’un sağlık sistemine ivme kazandırması bekleniyor.

Ancak bu görev değişiminin bir diğer önemli tarafı da, görevi devreden isim: Dr. Hakan Usta. Trabzon’da uzun bir süredir İl Sağlık Müdürü olarak görev yapan Usta, şehirde iz bırakmış, zorluklarla geçen pandemi sürecinde önemli bir yönetim göstermiş bir bürokrattı. Kolay değil, Türkiye’nin sağlık sisteminin en fazla zorlandığı dönemlerinden birinde, kamuoyunu sağduyuyla yöneten, ekip ruhunu bozmadan sahada kalan bir müdürden bahsediyoruz.

Dr. Hakan Usta şimdi Ankara yolunda. Bakanlık bünyesinde üst düzey bir görev, büyük ihtimalle bir genel müdür yardımcılığı onu bekliyor. Bu bir terfi değilse nedir? Trabzon’dan, merkez teşkilata geçmek her bürokratın kolay ulaşabildiği bir basamak değildir. Demek ki Usta, sadece yerelde değil, merkezde de güven uyandıran bir isim olmuş.

Elbette bu süreçte başka isimler de bu koltuk için istekliydi. Sağlık camiasında ve siyasi kulislerde adı geçen hekimler, parti koridorlarında nabız yoklayanlar oldu. Ama bu kez siyasi tercih değil, kurumsal tecrübe ve liyakat belirleyici oldu. Ankara, atamalarında çizgi dışına çıkmadı. Bunun da altını çizmek gerekiyor.

Günün sonunda Trabzon’da yeni bir dönem başlıyor. Topsakal'ın önünde önemli görevler var. Ancak geride sağlam bir yönetim bırakan Hakan Usta’ya da bir teşekkür borçluyuz. Giderken alkışla uğurlanmayı hak eden bir yönetici portresi çizdi.

Yeni dönemin Trabzon’a hayırlı olmasını dilerken, iki isme de başarılar diliyorum: Biri yeniden sahada, biri artık merkezde.

***

BOZTEPE’YE KULENİN DİBİ Mİ GEREK, AKIL MI?

Muhammet Erkan son günlerde yine dobra dobra konuştu. “Trabzon’u Boztepe’den kuşbakışı izleyelim” diye yapılan kule projesine sert çıktı. “Buraya kule değil akıl lazım” dedi. Haklı mı? Evet. Ama her sözü yüzde yüz doğru mu? Orası tartışılır.

Öncelikle şunu diyelim: Boztepe’ye kule yapmak kimin fikri bilmiyoruz ama proje öyle “haydi bakalım” denecek iş değil. Şehir Plancıları Odası çıkıp “yanlış yer, yanlış yöntem” diyor. Erkan da tam bu noktada topa giriyor:
“Bu iş öyle halka sorarak olmaz. Bilime soracaksın, uzmana danışacaksın. Yol, su, elektrik nasıl uzmanla yapılıyorsa bu iş de öyle.”

Buraya kadar söyledikleri kulağa mantıklı geliyor. Gerçekten de herkesin uzmanlık alanı ayrı. Ama sonra ne oluyor?
“Teleferik yerine buzağı alırdım” diyor. İşte orada işin ciddiyeti biraz zedeleniyor. Tamam, ekonomiyi eleştir, belediye kaynaklarının çarçur edilmesini sorgula; ama buzağı benzetmesi biraz lüzumsuz mizah gibi kalıyor. Halk gülüyor ama mesele ciddi.

Bir de şu var: Erkan, “Halka sorulmaz bu işler” diyerek tepki çekti. Aslında demek istediği “herkes her şeyi bilemez, işi ehline sormak lazım” ama dil sürçüyor, ya da fazla kestirmeden konuşuyor. Oysa halk hem bilir hem hisseder. Hele Trabzon halkı... Taş yerinde ağırdır; Boztepe de öyle.

Bakın, mesele şu: Kimse yeniliğe karşı değil. Ama önce ihtiyaç nedir, neyin önceliği vardır, bunları oturup konuşmak lazım. İşsizlik, hayat pahalılığı, göç derdi varken, milyonlarca lira kuleye mi harcanmalı?
Erkan’ın dediği gibi: “Yarın o kuleyi yapanlar gidecek, olan Trabzon’a olacak.”

Özetle, Muhammet Erkan’ın uyarıları önemli. Her lafı doğru olmayabilir ama çoğu sözünün altında bir dert yatıyor. Dinlemek lazım.
Ama onun da üslubunu biraz törpülemesi, eleştiriyi halkın anlayacağı ama aynı zamanda yapıcı bir dille yapması lazım.

Trabzon’un göğe uzanan kuleye değil, yere basan akla ihtiyacı var.
Hem bilim konuşsun hem halk dinlensin.
Ortak akıl dediğimiz şey de zaten bu değil mi?

***

ŞEHİR HİZMET İSTER, TEŞEKKÜR DEĞİL!

Trabzon’da yeni bir moda başladı, duydunuz mu? “teşekkür yarışı!” Evet, yanlış duymadınız. Belediye başkanlarımız ve siyasetçilerimiz, bakanlara, hükümete, devletin her kademesine övgü dizmekte o kadar ileri gittiler ki, sanki Trabzon’a hizmet gelmiş gibi değil, dünya barışı sağlanmış gibi teşekkür etmeye başladılar.

Raylı sistem yapılıyor, “teşekkür!”
Çevre yolu yapılıyor, “teşekkür!”
Park açılıyor, “teşekkür!”
Yeni bina hizmete giriyor, “teşekkür!”

Peki, bu işler yeni mi başladı? Daha dün mü açıldı bu yollar, parklar, sistemler? Hayır! Yıllardır oy istendi, vaatler verildi. Bu işlerin yapılacağı “müjde” gibi halka sunuldu, hatta bazen “hayalimiz bu” dendi.

Şimdi kalkmış, “yaptık, teşekkür et” demek, vatandaşın gözünde şaka gibi bir durum. Hizmet belediyenin, bakanın görevi. Lütuf değil, olmazsa olmaz!

Öyle ya, belediye başkanları bir yandan bakanlara övgü yağdırırken, vatandaş sormadan edemiyor: “Ya bu hizmetleri yıllardır biz bekliyoruz, geç kalınmış değil mi? Şimdi teşekkür edelim de ne olacak?”

Bir de üstüne vatandaşın teşekkür etmesi bekleniyor. Hani nankörlük yapmayacak? Hani gönül koymayacak? Şimdi bu teşekkür talebi biraz da neyin nesi? Hizmeti yapıyorsan, yap! Vatandaş da hakkını bilsin, hakkını arasın.

Bence belediye başkanlarımız, bu bağlılık bildirimi alışkanlığından vazgeçmeli. Hizmet kendi işi, teşekkür beklemek yakışmıyor. Şehirde işler iyi gidiyorsa, vatandaş da rahat etsin, gerisi laf-ı güzaf.

Neticede teşekkürler yerini hakka bırakmalı. Hizmet eden hizmet eder, vatandaş da hakkını arar. Böylece şehir gerçek anlamda gelişir, büyür. Yoksa teşekkürle şişirilen egolar, gerçek sorunları örtbas etmekten başka bir işe yaramaz.

Trabzon’umuzun hakkı, samimiyetle ve karşılıklılıkta…

***

GAZETECİLER YİNE YOLA DÜŞTÜ!

Trabzonlu gazeteciler, kalemlerini bir kenara bırakıp bavullarını toplamaya başladı. Neden mi? Çünkü yıllardır Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun sıcak, samimi topraklarını dolaşan medya mensupları, bu yaz rotayı biraz daha güneye, Akdeniz ve Ege’nin turkuaz sularına çevirdi. Yaklaşık 50 kişilik heyet, Ağustos ayında deniz, güneş ve bol bol güzel manzara eşliğinde tatil tadında bir tur yapacak.

Geçtiğimiz yıllarda “Gazeteci kardeşim, sen yine iş peşindesin!” diyenlere inat, bu sefer gerçekten hem iş hem keyif bir arada. Üstelik, yolculuk otobüsle gerçekleşecek; yani hep birlikte uzun sohbetler, kahkahalar ve tabii ki bol bol muhabbet bizleri bekliyor. İçişleri Bakanlığı’ndan alınacak destekle, her şeyin en güzel şekilde organize edilmesi planlanıyor. Yani ne ‘uçak kalkmaz, otel doludur’ derdi ne de ‘denize girmeyelim, yağmur yağar’ paniği… Her şey tam ayarında!

Trabzonlu gazetecilerin bu geziye büyük ilgi göstermesi hiç şaşırtıcı değil. Sonuçta, biz Trabzonlular dediğin ne yoldan ne denizden, ne de güzel sohbetten kaçmayız. Bir de tabii ki gezmek, görmek, yazmak işin içine girince, bu tur tam da bize göre!

Ama itiraf edeyim, şu an kafamda bir soru işareti var: Acaba denizde boğulacaklar mı, yoksa kalemleri suya düşüp yok mu olacak? Merak etmeyin, yanlarında can yelekleri değil, fotoğraf makineleri ve not defterleri var; ama tabii denizle arası iyi olanlar bol bol yüzüp, diğerleri de bol bol haber yapacak.

Bu turun sonunda, sadece Akdeniz ve Ege’nin güzellikleri değil, Trabzonlu gazetecilerin samimi dostlukları ve bol kahkahaları da konuşulacak. Geri döndüklerinde, hep birlikte “İşte böyle güzel gezdik, gördük, yazdık!” diyeceğiz.

Şimdiden iyi yolculuklar, bol güneş ve unutulmaz anılar diliyorum! Akdeniz ve Ege, Trabzonlu gazetecileri bekliyor!