15.04.2025 KILÇIK

DOSTLUĞA GÖLGE DÜŞMEMELİ
Rize ve Trabzon… Karadeniz’in maviyle yeşilin buluştuğu, dağların ardında birbirini hiç terk etmeyen iki kadim dost, iki toprak parçası…

Bu topraklarda dostluk, tarih kadar eski, deniz kadar derin ve dağlar kadar sağlamdır. Rize ile Trabzon arasındaki dostluk, zamanla şekil almış, rüzgârın, dalganın, doğanın sert yüzüne karşı hep birbirini koruyan bir bağa dönüşmüştür.

Fakat önceki gün Papara Park Stadyumu’nda oynanan Trabzonspor ile Çaykur Rizespor Süper Lig karşılaşmasında Rizesporlu taraftarların tavrı hiç de şık olmadı.

Karşılaşma anı, futbolun heyecanı ve hırsının doruk noktasına ulaşmasıyla birlikte, stadyumda yaşananlar adeta bir öfke seline dönüştü. Rizespor taraftarlarının tribünlerdeki coşkusu, bir anda kontrolsüz bir patlamaya dönüştü. Bu öfke, sadece seslerden değil, etrafı saran şiddetli tahribatlardan da hissedildi. Rize'nin futbolseverleri, adeta duydukları öfkeyi, stadyumun her köşesine aktardılar.

Sosyal alanlar, lavabolar, tuvaletler…

Hepsi, yaşanan gerilimle birlikte sıradan bir maç atmosferinden çıkıp, yıkımın, öfkenin ve çaresizliğin sahnesine dönüştü. O an, tribünlerde yaşanan tansiyon yükseldiği kadar, stadyumun kendilerine ayrılan köşesi de tahrip ediliyordu. Camlar kırıldı, çerçeveler söküldü, tavan kaplamaları yerle bir oldu.

Maçtan çok maç sonrası olaylar konuşuldu…

Yazık!

Kesinlikle, bu tür hassas meselelerde her iki camianın da dostluğu korunmalı. Futbolun gerilim yaratabileceği anlar olsa da, tarihsel dostlukların, özellikle Trabzon-Rize arasındaki gibi güçlü bağların, fanatizm ve şiddetten uzak tutulması çok önemli. Her iki tarafın da içinde olumsuz etki yaratabilecek "çürük elmalar" bulunabilir, ancak asıl olan, bu tür insanları doğru bir şekilde ayırmak ve dostluk bağlarını zedelemeden, olumlu atmosferi korumak.

Futbol sadece bir oyun, dostluklar ve birliktelikler çok daha önemli.

***

BAŞARININ ARKASINDAKİ LİDER

Trabzonspor Basketbol takımı Süper Lig’e çıkarak herkesin mutlu olmasını sağladı.

Bu başarının ardında emek veren herkesin katkısı büyük, ama bazı isimler vardır ki sessiz sedasız perde arkasında öyle kritik işler yapar ki, onları anmadan geçmek olmaz. İşte Cömert Küce de bu başarının baş mimarlarından biri.

Cömert Küce’nin takıma dahil olmasıyla birlikte Trabzonspor Basketbol Takımı sadece bir üst lige çıkmakla kalmadı, aynı zamanda bambaşka bir anlayış kazandı. Yönetimsel disiplini, oyuncularla kurduğu denge ve kriz anlarında gösterdiği soğukkanlılık bu sürecin en sağlam taşlarından biri oldu. Mitchell Creek’in ayrılığı gibi zorlu bir dönemde sergilediği tavır, kulübün ne kadar emin ellerde olduğunu hepimize gösterdi. Oyuncuyu yeniden takıma kazandırmak sadece teknik bir hamle değil, moral ve motivasyon açısından da tam bir stratejik başarıydı.

Ama buradaki en güzel taraf şu: Cömert Küce hiçbir zaman spot ışıklarının altına çıkıp “ben yaptım” demedi. Sahne hep takımındı. O, arka planda sakin bir lider gibi tüm detayları titizlikle yönetti, kulübün vizyonuna sadık kaldı ve doğru hamlelerle bu başarıya katkı sundu.

Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Bu şampiyonluk, bir ekip işidir. Oyuncusundan teknik ekibine, tribündeki taraftarından kulüp çalışanlarına kadar herkesin alın teri var. Ama bu yapının taşlarını bir araya getirip temeli sağlam atanlardan biri de Cömert Küce’dir. Abartmadan söylüyorum; o, bu yeniden doğuşun en önemli isimlerinden biri olmuştur.

Bugün Trabzonspor, sadece futboluyla değil, basketboluyla da adından söz ettiriyorsa…

Bu işin içinde doğru insanlar, doğru yönetim anlayışı ve büyük bir inanç vardır. Ve bu yazıyı okuyan herkesin içinden “işte bu!” dedirtecekse eğer, sebebi bu başarı hikayesinin içinde gerçekten yürekten çalışan insanların olmasıdır.

Cömert Küce’ye ve bu yolda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler. Trabzonspor basketbolda yeniden ayağa kalktıysa, bu bir tesadüf değil; alın teriyle yazılmış bir başarıdır.

***

BUNUN NERESİ ŞEFFAFLIK?

Daha önce de bu köşeden Trabzon Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı itfaiye personeli alımındaki şaibeli noktaları yazmıştık. "Adrese teslim personel alımı yapılıyor" diye kanıtlarıyla sunmuştuk.

Dün, Trabzon Büyükşehir Belediyesi'nin Nisan ayı toplantılarının ilki yapıldı ve CHP'li Cüneyt Zorlu, sorularla birlikte konuyu gündeme getirdi. Büyükşehir Belediye Başkanı ise, “Resmi web sitemize baksaydınız, şeffaf bir süreç olduğunu görürdünüz.” diyerek konuyu ötelemeye çalıştı! İtfaiye Daire Başkanı'nın ise telefonuna bakarak “şeffafız.” demesi gerçekten trajikomikti.

Sayın Ahmet Metin Genç’e tekrar buradan seslenelim:

Sayın Başkan; 2024 Aralık ayında belli kişilere eğitim verilerek gönüllü itfaiyecilik kimlik kartı verildi. İki ay sonra personel alımı duyuruldu. Ondan sonrası yine fecaat!

Duyuru koyuldu, duyuru silindi. Adayların birçoğu sınav takvimi açıklanmadığından sınava giremedi.

Spor sınavı duyurulmadan ve Ramazan ayının ortasında yapıldı. İş o kadar vurdumduymazlığa getirildi ki son duyuruda sınav yeri “Hamamizade” olarak belirtilmiş ancak tarih ve saat yazılmamış.

Bunun neresi şeffaflık?

***

BİRAZ DA TRABZON'U KONUŞUN

Trabzon Büyükşehir Belediyesi'nde Trabzon Konuşulmuyor!

Desek yeridir…

Yaklaşık bir yıldır belediye meclis toplantılarını dikkatle takip ediyoruz. Özellikle her ayın ilk toplantısında Cumhur İttifakı'ndan söz alan üyelerin konuşmalarında dikkat çeken ortak bir tema var: Partilerini övmek, milliyetçilik söylemleriyle gündemi meşgul etmek ya da meclis başkanına methiyeler dizmek.

Peki ya Trabzon?

Bu şehrin sorunları, beklentileri, çözüm bekleyen projeleri nerede?

Alt yapıdan ulaşıma, gençlik hizmetlerinden çevreye kadar onlarca başlık varken; yerel gündem neden sürekli genel siyasi söylemlerle gölgeleniyor?

Meclis kürsüsünde şehre dair somut öneriler sunmak yerine, adeta bir siyasi nutuk yarışına dönüştürülmüş konuşmalarla vakit geçiriliyor.

Bu tablo, halkın seçtiği temsilcilerin Trabzon’un meselelerinden ne denli uzaklaştığını da açıkça gösteriyor.

Yerel yönetimlerin önceliği siyaset değil, hizmet olmalıdır. Ancak görünen o ki, belediye meclisi bir hizmet alanı olmaktan çıkıp, siyasi vitrin haline gelmiş durumda.

Garip değil mi?