13.01.2026 KILÇIK
TRABZONSPOR’DA TRANSFER GERÇEĞİ!
Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın A Spor’da yaptığı açıklamalar, transfer dönemine dair tartışmaların merkezine oturdu. Aslında söylenenler yeni değil; kulübün içinde bulunduğu tablo bir kez daha açık bir dille ifade edildi. Ne büyük vaatler var ne de taraftarı sürükleyecek iddialı cümleler. Daha çok mevcut durumun fotoğrafı çekiliyor.
Başkan Doğan, Fatih Tekke ile sürekli iletişim halinde olduklarını ve belirlenmiş bir yol haritası üzerinden ilerlediklerini söylüyor. Dört oyuncu için resmi teklif yapılmış, görüşmeler devam ediyor. Planlanan transfer sayısı bir ya da iki, şartlara göre üç. Bu tablo, Trabzonspor’un bu dönem “geniş kadro” değil, “nokta atışı” aradığını gösteriyor. Ancak bu yaklaşımın sahaya nasıl yansıyacağını zaman gösterecek.
En dikkat çeken başlıklardan biri yine bütçe meselesi. Doğan, Trabzonspor’un 15-20 milyon euroluk, hatta rakiplerin ödediği 30-100 milyon euro seviyelerindeki transfer yarışına girmesinin mümkün olmadığını net biçimde ifade ediyor. Bu açıklama bir yandan gerçekçi, diğer yandan da beklentileri aşağı çeken bir tabloyu ortaya koyuyor. Taraftarın hayal ettiği isimlerle kulübün ekonomik sınırları arasındaki mesafe hâlâ kapanmış değil.
Transfer gündeminde sıkça adı geçen Jeremie Boga konusunda yapılan açıklama da net: “Boga, Türkiye’de futbol oynamak istemiyor.” Maestro ve Ümit Akdağ iddiaları ise tamamen yalanlanıyor. “Bu oyuncularla ilgili hiçbir görüşme yapmadık.” Bu noktada sorun şu: Transfer dönemlerinde oluşan bilgi kirliliği, her sezon benzer şekilde açıklamalarla temizlenmeye çalışılıyor.
Oğuz Aydın ve Ahmed Kutucu dosyaları da sürecin nasıl ilerlediğini gösteren örnekler. Oğuz Aydın için “Trabzonspor’a gelmek istemediğini bize iletti” ifadesi kullanılıyor ve konu kapanıyor. Ahmed Kutucu cephesinde ise kiralama düşünülüyor, ancak “zorunlu satın alma opsiyonu” şartı gelince görüşmeler ilerlemiyor. Yani Trabzonspor, şartlar kendi aleyhine döndüğünde masadan kalkmayı tercih ediyor.
Kadrodaki bazı oyunculara gelen teklifler de dikkat çekici. Batagov, Augusto, Oulai ve Pina için ilgi olduğu belirtiliyor. Ancak şu aşamada satış düşünülmüyor. Gelen en ciddi teklif “15 milyon euro”. Buna rağmen “bu rakamlara oyuncu verme gibi bir düşüncemiz yok” mesajı veriliyor. Bu yaklaşım kadroyu koruma isteğini gösterse de, ilerleyen süreçte bu tavrın ne kadar sürdürülebilir olacağı ayrı bir soru işareti.
Onana ile ilgili yapılan değerlendirme ise futbolun bilinen gerçeğini yansıtıyor: “Onana’nın niyeti Türkiye’de kalıcı olmak değil.” Oyuncunun hedefi Avrupa.
Genel tabloya bakıldığında Trabzonspor’da transfer süreci büyük iddialardan uzak, daha çok sınırlar ve zorunluluklar üzerinden yürüyor. Bu yaklaşım kısa vadede heyecan yaratmıyor olabilir. Ancak asıl tartışma, bu gerçekçi çizginin sahada ne kadar karşılık bulacağı ve rekabetçi bir takım ortaya çıkarıp çıkaramayacağı noktasında yoğunlaşıyor. Transfer döneminin sonunda cevaplanacak soru da tam olarak bu.
***
BEŞİKDÜZÜ’NÜN ASFALT TEPKİSİ!
Beşikdüzü Belediye Başkanı Burhan Cahit Erdem, ilçede iki yıldır asfalt programlarının uygulanmadığını belirterek Trabzon Büyükşehir Belediyesi’ne tepki gösterdi. Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ise konunun birlikte değerlendirileceğini ifade etti.
Trabzon Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 2026 yılının ilk toplantısında, Beşikdüzü ilçesindeki asfalt çalışmaları gündemin önemli başlıklarından biri oldu. Toplantıda söz alan Beşikdüzü Belediye Başkanı Burhan Cahit Erdem, ilçeye yönelik asfalt programlarının uzun süredir hayata geçirilmediğine dikkat çekti.
Başkan Erdem, geçen yıl Büyükşehir Belediyesi’ne ait yollarda asfalt programı yapıldığını ancak sıra Beşikdüzü’ne geldiğinde çalışmaların kış şartları gerekçe gösterilerek ertelendiğini söyledi. Bu yıl da benzer bir tabloyla karşı karşıya kalındığını belirten Erdem, Yol Bakım ve Onarım Dairesi Başkanlığı’nın programları incelendiğinde Beşikdüzü’nde herhangi bir asfalt uygulamasının yer almadığını dile getirdi. Asfalt sezonu başladığında çalışmaların Beşikdüzü’nden başlatılması gerektiğini vurgulayan Erdem, işlerin bir sonraki kış dönemine kalmaması için çağrıda bulundu.
Konuya ilişkin açıklama yapan Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ise durumdan haberdar olduğunu belirterek, “Bana da bilgi verildi, bunu birlikte tartışırız” ifadelerini kullandı.
Beşikdüzü’nde yol ve asfalt çalışmalarına ilişkin yaşanan aksaklıkların ardından, Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin nasıl bir adım atacağı merak konusu oldu. İlçede yaşayan vatandaşlar ise programların bir an önce hayata geçirilmesini bekliyor.
***
TRABZON’DA YÜZYILLIK KÜLTÜR
Trabzon ve çevresinde yüzyıllardır yaşatılan Kalandar, Karadeniz’in en renkli ve en köklü halk kültürü unsurlarından biridir. Miladi takvime göre 13 Ocak’ı 14 Ocak’a bağlayan gece kutlanan Kalandar, halk arasında “eski takvime göre yılbaşı” olarak bilinir. Bu gelenek, Trabzon’un sosyal hayatında dayanışmayı, paylaşmayı ve neşeyi simgeleyen önemli bir kültürel miras niteliğindedir.
Kalandar gecesi özellikle köylerde ve mahallelerde büyük bir coşkuyla karşılanır. Çocuklar ve gençler, yüzlerini boyayarak ya da yöresel kıyafetler giyerek gruplar hâlinde evleri dolaşır. Kapılar çalınır, maniler söylenir; ev sahiplerinden fındık, mısır, elma, şeker ya da çeşitli yiyecekler toplanır. Bu yönüyle Kalandar, Karadeniz’e özgü bir “bolluk ve bereket gecesi” olarak kabul edilir.
Gecenin en dikkat çekici unsurlarından biri de “Kalandar torbası”dır. Ev sahipleri, gelen misafirlere torbalarını boş çevirmemeye özen gösterir. Çünkü inanışa göre Kalandar gecesi kapıdan eli boş dönen kişinin yeni yılı bereketsiz geçer. Bu yüzden herkes, imkânı ölçüsünde paylaşmayı görev bilir.
Kalandar sofrası da kültürün önemli bir parçasıdır. Mısır ekmeği, lahana yemekleri, hamsili lezzetler ve yöresel tatlılar bu gecede sıkça hazırlanır. Aile bireyleri bir araya gelir, eski yılın muhasebesi yapılır, yeni yıl için sağlık ve huzur temennilerinde bulunulur.
Günümüzde şehirleşme ve modern yaşamın etkisiyle Kalandar kutlamaları eski yaygınlığını kaybetmiş olsa da Trabzon’un birçok ilçesinde ve köyünde bu gelenek hâlâ yaşatılmaya devam etmektedir. Son yıllarda ise kültürel etkinlikler ve yerel yönetimlerin katkılarıyla Kalandar, yeniden hatırlanan ve sahip çıkılan bir değer hâline gelmiştir.
Kalandar, yalnızca bir eğlence gecesi değil; Trabzon insanının paylaşma kültürünü, misafirperverliğini ve toplumsal dayanışmasını yansıtan güçlü bir simgedir. Geçmişle bugün arasında köprü kuran bu gelenek, Karadeniz’in kültürel zenginliğini gelecek kuşaklara aktarmaya devam etmektedir.
***
HER EVDE SAZ VARDI, ŞİMDİ SESSİZLİK VAR!
Trabzon, tarih boyunca müziğiyle anılan, sesiyle hafızalarda yer eden bir şehir oldu. Kemençenin tınısı, bağlamanın sözü, kavalın nefesi bu coğrafyada yalnızca birer enstrüman değil; kültürün, hafızanın ve kimliğin taşıyıcısıydı. Geçmiş yıllarda çocuklar ve gençler bir enstrüman çalabilmek için kurslara gider, ustaların dizinin dibinde sabırla öğrenirdi. Neredeyse her evde bir müzik aleti bulunur, aile içinde bir kişi mutlaka çalardı. Müzik, hayatın doğal bir parçasıydı.
Bugün ise bu güçlü geleneğin giderek zayıfladığı açıkça görülüyor. Trabzon’da gençlerin müzik aletlerine olan ilgisi, geçmişle kıyaslandığında belirgin biçimde azalmış durumda. Anne babalar çocuklarına enstrüman alıyor, özel dersler ayarlanıyor; ancak bu süreç çoğu zaman kısa sürüyor. “Bir hevesle başlanan” bu yolculuk, birkaç dersin ardından sona eriyor. Emek, sabır ve süreklilik gerektiren müzik serüveni yarım kalıyor.
Bu durumun en net göstergesi sahnelere bakıldığında ortaya çıkıyor. Kentteki konserlerde, etkinliklerde ve yerel sahnelerde hâlâ orta yaş ve üzerindeki isimler yer alıyor. Kültürü taşıyan, üreten ve yaşatanlar yine aynı kuşak. Gençlerin sahneye çıkmakta, üretmekte ve süreklilik göstermekte zorlandığı dikkat çekici bir tablo söz konusu. Bu kopuş yalnızca bireysel tercihlerle değil, çağın dayattığı tüketim alışkanlıklarıyla da yakından ilişkili.
Dijital çağ, müziğe ulaşmayı kolaylaştırırken üretme motivasyonunu zayıflatıyor. Gençler dinliyor, izliyor, paylaşıyor; ancak ortaya koyma, geliştirme ve sabırla ilerleme konusunda aynı isteği göstermiyor. Oysa müzik, “hızla tüketilecek bir içerik” değil; zamanla olgunlaşan bir emek işidir. Bir enstrümanı öğrenmek, aynı zamanda sabır, disiplin ve süreklilik öğrenmektir.
Bu noktada sorumluluğu yalnızca gençlere yüklemek doğru değildir. Aileler, okullar, yerel yönetimler ve kültür-sanat kurumları bu sürecin en önemli aktörleridir. Okullarda müzik eğitiminin güçlendirilmesi, ücretsiz ya da düşük maliyetli enstrüman kurslarının artırılması, gençlerin sahne deneyimi kazanabileceği alanların oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Gençlerin “denemesine, hata yapmasına ve kendini ifade etmesine izin veren” ortamlar olmadan bu kültürün yeniden canlanması mümkün değildir.
Trabzon’un müzik geleneği nostaljik bir hatıra olarak anılmamalı; yaşayan, üreten ve geleceğe taşınan bir değer olarak korunmalıdır. Bir şehrin sesi, gençliğin üretimiyle güçlenir. Eğer bu bağ kurulamazsa, geriye “geçmişi anlatan ama geleceği olmayan” bir kültürel miras kalır.
Trabzon’un sesi hâlâ güçlüdür. Önemli olan, o sesi gençlerin yeniden eline almasını sağlamak ve üretimi yeniden cazip hale getirmektir. Çünkü kültür, ancak üreten ellerle yaşamaya devam eder.