12.06.2026 KILÇIK

ŞİMDİ DE İĞNEYİ KENDİMİZE BATIRALIM!

Dün bu köşede Trabzon protokolünün Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) ödül töreninden erken ayrılmasını eleştirmiş, çuvaldızı onlara batırmıştık.

Bugün ise iğneyi kendimize, yani basın camiasına ve bu organizasyonu düzenleyenlere batırarak özeleştiri yapacağız. Acı ama gerçek şu ki gazetecilik mesleği uzun yıllardır ciddi bir itibar kaybı yaşıyor.

Bunun etkileri meslek örgütlerine de yansıyor. Bir dönem şehirde ağırlığı hissedilen, sözü dinlenen ve kamuoyunda güçlü bir karşılığı bulunan Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin bugün aynı etkiye sahip olmadığı net olarak ortada.

Bunun sorumlusu olarak yalnızca TGC'nin mevcut yönetimini göstermek doğru olmaz.

Mesleğin saygınlığını zedeleyen birçok unsur var. Gazeteciliği kamu yararının önüne koyarak kişisel ilişkiler ağına dönüştürenler, meslek ilkelerini ikinci plana atanlar ve gazetecilik kimliğinin gerektirdiği donanım ve vasıflara sahip olmadıkları halde 'gazeteci' sıfatıyla ortada dolaşanlar, bu tablonun oluşmasındaki en büyük pay sahipleri.

Ancak bir gerçek daha var. Cemiyetler zor zamanlarda mesleğin saygınlığını korumak, güçlendirmek ve temsil ettiği kitlenin itibarını yükseltmek için vardır.

Eğer bugün bir ödül töreni, şehrin yöneticilerinin sadece uğrayıp ayrıldığı bir organizasyona dönüşüyorsa, bunun nedenleri üzerinde ciddi şekilde düşünmek gerekir.

Kaldı ki; senede bir gün yapılan böylesine önemli bir buluşmaya bakan, milletvekilleri, sanatçılar vs.gibi şehrin yetiştirdiği insanlar katılma gereği duymuyorsa (ki öyle) iki kere düşünmek lazım.

Bugün asıl yapılması gereken budur. Mevcut TGC Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri, yaşananları sadece protokolün tavrı üzerinden değerlendirmek yerine, cemiyetin şehirdeki etkisini, ağırlığını ve temsil gücünü de sorgulamalıdır.

Çünkü kurumların itibarı bir günde kaybolmaz; ama zamanında gerekli muhasebe yapılmazsa yeniden kazanılması da kolay olmaz. Sonuçta saygı talep edilmez, üretilir.

Gazetecilik de prestijini unvanlardan değil, ortaya koyduğu duruştan ve meslek ilkelerine bağlılığından alır.

TGC’nin ve basın camiasının önündeki asıl mesele de tam olarak budur. Eski saygınlığı yeniden kazanmak.

Bunları yazdığımız için birçok meslektaşımızın bize gönül koyacağını biliyoruz.

Canları sağ olsun…

Ama altını çizerek vurgulamak isteriz, güçlü bir gazetecilik mesleği ve güçlü bir cemiyet, önce kendi eksikleriyle yüzleşebilme cesareti gösterebildiği ölçüde yeniden saygınlık kazanabilir.

***

HANİFE HATUN CAMİSİ HANGİ YÖNÜYLE TARTIŞILIYOR?

Trabzon’un Pazarkapı Mahallesi’nde geçtiğimiz yıl ibadete açılan ve kısa sürede şcehrin yeni simgelerinden biri hâline gelen Hanife Hatun Camii, özellikle yabancı turistlerin uğrak noktası oldu.

 Karadeniz’in en büyük camilerinden biri olarak gösterilen dev mabed; büyüklüğü, mimarisi, işlemeleri ve denize hâkim konumuyla dikkat çekiyor.

Arap turist kafileleri başta olmak üzere çok sayıda ziyaretçi camiye akın ederken, hem ibadet ediyor hem de yapıyı geziyor. Ancak caminin iç mimarisine yönelik bazı eleştiriler de giderek artıyor.

Ziyaretçilerin en fazla dikkat çektiği konuların başında; sarı zemin üzerine yoğun lacivert işlemeler, iç mekândaki loş atmosfer ve özellikle kuzey ana kapısındaki kot farkı geliyor. Caminin ana girişlerinden birinde vatandaşların içeriye “aşağı inerek” girmesi şaşkınlık yaratıyor.

Bazı ziyaretçiler, kapıdan girişte zeminin aniden alçalması nedeniyle dengesini kaybedip düştüklerini ifade ediyor. Özellikle yaşlı vatandaşlar ve ilk kez gelen turistler için bu durumun risk oluşturduğu belirtiliyor.

Mimari açıdan da tartışma yaratan bu detay için vatandaşlar, “Yeryüzünde hiçbir camiye aşağı inerek girilmiyor. Camiler manevi olarak yükselişi temsil eder. Hanife Hatun Camii’ne neden aşağı inerek giriliyor?” sorusunu gündeme taşıyor.

Yetkililerden ise konuya ilişkin şu ana kadar herhangi bir açıklama yapılmadı.

Trabzon’un yeni çekim merkezi olarak gösterilen cami; 15 bin kişilik kapasitesi, külliye yapısı, konferans salonları, eğitim alanları ve sosyal donatılarıyla bölgenin en büyük projeleri arasında yer alıyor.

***

ARAP TURİSTLERİN YENİ ROTASI ATATÜRK KÖŞKÜ OLDU

Trabzon, Türkiye’nin önemli turizm merkezleri arasında yer alırken, tarihi ve doğal zenginlikleriyle özellikle Körfez ülkelerinden gelen turistlerin yoğun ilgisini çekmeye devam ediyor. Uzungöl ve Sümela Manastırı gibi destinasyonların yanı sıra kentteki kültürel yapılar da turist rotasında giderek daha fazla yer buluyor.

Son dönemde özellikle Soğuksu Mahallesi’nde yer alan Atatürk Köşkü, yabancı turistlerin en çok ziyaret ettiği noktalar arasında öne çıkmaya başladı. Körfez ülkelerinden gelen turist kafileleri, rehberler eşliğinde köşkü ziyaret ederek hem yapı hakkında bilgi alıyor hem de bol bol hatıra fotoğrafı çekiyor.

Turizm acenteleri tarafından hazırlanan yeni gezi programlarında Atatürk Köşkü’nün daha sık yer almaya başladığı gözlemlenirken, özellikle son yıllarda artan ilgi dikkat çekiyor. Daha önce yabancı turistlerin rota listesinde ikinci planda kalan köşkün, artık birçok tur programında “zorunlu durak” haline geldiği belirtiliyor.

Bölgedeki turizm yetkilileri, ziyaretçi profilindeki bu değişimin Trabzon’un kültürel değerlerine olan ilgiyi artırdığını ifade ederken, özellikle son günlerde etkili olan yağışlı hava nedeniyle turistlerin doğa rotaları yerine kapalı ve tarihi alanlara yöneldiği kaydediliyor.

Turizm firmalarının da programlarını güncelleyerek Atatürk Köşkü’nü “gezilecek yerler listesine” daha güçlü şekilde dahil ettiği, böylece yapının kent turizmi içindeki görünürlüğünün arttığı ifade ediliyor.

Yeni tamamlanan restorasyon çalışmalarının ardından daha da dikkat çekici hale gelen Atatürk Köşkü, hem mimarisi hem de tarihi kimliğiyle ziyaretçilerin ilgisini çekmeye devam ediyor.

***

KIRSALDAKİ ÇÖPLER NEDEN TOPLANMIYOR?

Havaların ısınmasıyla birlikte Trabzon’da hem kent merkezinde hem de ilçelerde ciddi bir hareketlilik yaşanıyor. Karne tatilinin de başlamasıyla birlikte yoğunluğun daha da artacağı, şehir dışında yaşayan Trabzonluların yaz dönemini kentte geçirmek üzere geri döneceği ifade ediliyor.

Ancak bu hareketlilik beraberinde bazı temel belediye hizmetlerindeki aksaklıkları da yeniden gündeme taşıdı. Özellikle bazı ilçelerden gelen çöp toplama şikâyetleri, vatandaşların günlük yaşamını doğrudan etkileyen bir soruna dönüşmüş durumda.

Vatandaşların aktardığına göre, Kurban Bayramı sonrasında özellikle kırsal mahallelerde çöp toplama hizmetlerinde ciddi aksamalar yaşanıyor. Konteyner çevrelerinde biriken çöplerin uzun süre alınmadığı, bu nedenle hem görüntü kirliliği hem de ciddi bir çevre problemi oluştuğu dile getiriliyor.

Sıcak havaların etkisiyle birlikte kötü kokuların daha da arttığı, sinek ve haşere oluşumunun çoğaldığı, sokak hayvanlarının da çöpleri dağıtarak tabloyu daha da ağırlaştırdığı belirtiliyor. Bu durum, sadece çevre sağlığını değil, aynı zamanda yaşam kalitesini de doğrudan etkiliyor.

Bir kentte en temel belediye hizmetlerinden biri olan çöp toplama sisteminin aksaması, vatandaş nezdinde haklı bir tepkiye yol açıyor. Çünkü yaz aylarında bu tür sorunlar çok daha hızlı büyüyor, çok daha görünür hale geliyor.

Belediyelerin bu noktada daha planlı, daha hızlı ve gerekirse ek mesaiyle desteklenmiş bir çalışma yürütmesi gerektiği açık. Aksi halde küçük gibi görünen aksaklıklar, kısa sürede kent genelinde büyük bir çevre ve sağlık sorununa dönüşüyor.

Şu aşamada şikâyetlerin hangi ilçelerden geldiğini paylaşmıyoruz. Sorunun devam etmesi halinde ise ilçeleri tek tek, yine bu köşeden kamuoyuna açıklayacağımızı ifade etmek istiyoruz.