12.05.2025 KILÇIK

FUTBOLUN HIZINA TEKNOLOJİK ENGEL

Futbol, hiç şüphe yok ki, bir oyun olmaktan çok daha fazlasıdır. Topun ağlarla buluştuğu her an, bir milletin duygusal coşkusudur, bir takımın azminin simgesidir. Ancak futbolun bu duygusal yapısı, son yıllarda teknolojinin devreye girmesiyle büyük bir dönüşüm geçiriyor. Yarı Otomatik Ofsayt Sistemi (SAOT), futbolun doğruluğunu ve şeffaflığını artırmak adına tasarlanmış güçlü bir araçtır. Ancak, doğru şekilde uygulanmadığında, bu teknoloji futbolun özüne büyük bir zarar verebilir. Türkiye'deki son uygulamalar, bu gerçeği acı bir şekilde ortaya koyuyor.

Bu teknoloji, sahadaki oyuncuların 29 farklı noktasından alınan görüntülerle, ofsayt pozisyonlarını saniyeler içinde tespit etmeyi vaat ediyor. Teorik olarak bu, futbolu daha şeffaf ve doğru hale getirebilir. Ancak, Türkiye’deki hatalı uygulamalar, bu sistemi daha çok bir yapaylık ve mekaniklik haline getirmiştir. Teknolojik gelişmelerin, futbol gibi duygusal ve akışkan bir oyunda nasıl da duygusal bir kopuşa yol açtığına şahit oluyoruz.

Trabzonspor’un yaşadığı mağduriyetler, bu teknolojinin yanlış bir şekilde devreye girmesinin ve futbolun doğal yapısını bozmasının en çarpıcı örnekleridir. Trabzonspor'un, Galatasaray ve Kasımpaşa gibi kritik rakiplere karşı oynadığı maçlarda yaşanan hakem kararları, aslında teknolojinin futbola zarar veren yüzünü gözler önüne seriyor. 90. dakikada Kasımpaşa'ya karşı atılan golün ofsayt gerekçesiyle iptal edilmesi, belki de Türk futbolunun en acımasız ve düşündürücü anlarından birisidir. Trabzonspor, kendi sahasında yaşadığı bu mağduriyetle yalnızca bir galibiyetin kaybını değil, futbolun adaletine olan güvenin sarsılmasını da yaşadı. Bu tür kararlar, sadece bir takımın kaderini değil, futbolun kendisini de mekanikleştiriyor. Maçın sonunda doğal bir zaferin yanılgı sonucu iptal edilmesi, futboldan çok, bir teknoloji şirketinin yapay kararları gibi hissedilmeye başlıyor.

Daha önemli bir soru var: Bu kadar hızlı ve keskin kararlar almak, doğru kararlar almak anlamına gelir mi? Futbolun ruhu, hızlı kararlarla değil, insan sezgileriyle şekillenir. Teknoloji, insanın sezgisel ve duygusal gücünün yerini alabilir mi? Buradaki yanılgı, teknolojinin bu hızı ve doğruluğunun, aslında futbolun doğal akışını yok sayarak sadece mekanik bir sistemin parçası olmasına yol açmasıdır. Futbol, her anıyla belirsizlik, heyecan ve anlık sezgilerle şekillenir. Eğer sistem, her pozisyonu sadece matematiksel verilere dayandırarak karara bağlıyorsa, o zaman futbolun tüm ruhu kaybolmuş demektir.

Türkiye’de Yarı Otomatik Ofsayt Sistemi’nin uygulama biçimi, asıl sorunun nerede yattığını açıkça gözler önüne seriyor. Hakemlerin sistemle olan iletişimi, ve teknolojinin doğru bir şekilde yorumlanması, her şeyin önündedir. Ancak görünen o ki, teknoloji futbolu daha doğru hale getirecekse, bu yalnızca teknolojiye dayanarak değil, insan zekâsı ve duygusal sezgilerle harmanlanmış bir uygulama ile mümkündür. Türkiye'deki hakemler, maalesef bu sistemi doğru kullanmada zorlanıyor ve bu da sürekli yanılgıların doğmasına yol açıyor. Galatasaray maçı, bunun bir başka acı örneğidir. Trabzonspor, penaltı beklerken, VAR hakemi tarafından yapılan bir ofsayt tespiti ile haklı beklentisi ellerinden alınmıştır. O anın doğal hakem sezgileriyle bir karar verilmesi gerekirken, soğuk bir teknolojiyle hükmedilen sonuç, futbolun her şeyden önce insan faktörünü yok saymaktadır.

Futbolun en temel unsurlarından biri, hakemlerin anlık kararlarını verdiği zaman, o anın ruhunu hissedebilmesidir. Yarı Otomatik Ofsayt Sistemi ve VAR, maçların doğruluğunu sağlama adına kullanılabilir, ancak bunun doğru bir insan faktörüyle harmanlanması gerekir. Eğer bu teknoloji, sadece sistemsel bir yanlışlığı düzeltiyor ama futbolun duygusal ve insani yönünü yok sayıyorsa, o zaman futbolun kalbi mekanik bir hale gelir. Trabzonspor’un yaşadığı bu mağduriyetler, futbolun bu doğal yapısını nasıl yok sayan bir teknolojiye evrildiğini ve bunun da ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.

***

GAZİANTEP BORDO-MAVİ OLACAK!

Trabzonspor finalde… Hem de Ziraat Türkiye Kupası Finali’nde. Rakip Galatasaray. Mekân: Gaziantep Büyükşehir Stadyumu. Tarih: 14 Mayıs Çarşamba. Gönül ister ki Akyazı’da oynansın, ama nasip Gaziantep’ten yana. Olsun! Biz her yerde ev sahibiyiz.

Şimdi Türkiye’nin dört bir yanından bordo-mavi gönüller, valizini hazırlamış, yola çıkmak için gün sayıyor. Kimisi memleketten geliyor, kimisi İstanbul’dan, İzmir’den, kimisi de Almanya’dan direkt uçağa atlayacak. Çünkü bu maç öyle sıradan bir maç değil. Bu maç, hayalin gerçeğe dönüşme ihtimali. Bu maç, yıllarca “Kupayı aldık mı?” diye soran babaların, amcaların, gençlerin gönlündeki cevabın sahaya yazılacağı gün.

Gaziantep hazır olsun! Çünkü Karadeniz dalgası gibi coşkulu, tulum gibi içli, horon gibi hızlı bir taraftar kitlesi akın akın geliyor. Tribünde marşlar yankılanacak, ellerde atkılar, dillerde dualar olacak. Bir yanda “Bize her yer Trabzon” diyen milyonlar, diğer yanda yılların emeği, teri, alın yazısı.

Galatasaray güçlü bir takım, eyvallah. Ama bizde yürek var, inanç var. Bu çocuklar o formayı kolay giymedi. O armayı taşımak, sadece maç günü sahaya çıkmak değil, bir kentin tarihini, inadını, gururunu taşımaktır. Bu yüzden bu maçın adı sadece final değil… Bu maç, yıllardır beklenen günün adıdır.

Gaziantep’te o gün sadece futbol oynanmayacak. Hasret giderilecek, dostluklar pekişecek, ama en önemlisi: bir şehrin hayali yeniden canlanacak. Çünkü bu takım düştü, kalktı, ama hiç yılmadı. Aynı Trabzon halkı gibi… Dimdik ayakta durdu.

Finalin sonunda ne olur bilinmez. Ama şunu biliyoruz: Bu takım sahaya çıktığında sadece on bir futbolcu çıkmaz. Arkasında milyonlar olur. Bu yüzden biz hazırız. Tribünde, ekranda, yolda, dualarda…

Çünkü biz Trabzonspor’uz. Sevdamız büyük, hayalimiz net, yolumuz kupa yolu.

14 Mayıs’ta Gaziantep’te görüşürüz. Hem kazanmak için, hem birlikte yaşamak için bu duyguyu.

***

DÜNYA MESELESİ GENÇLERİN GÜNDEMİNDE

Günümüzde çevre sorunları ve iklim krizi, artık yalnızca bilim insanlarının ya da siyasetçilerin gündeminde değil. Geleceğe en çok sahip çıkması gereken kesim olan gençler, bu konularda söz söylemekten geri durmuyor. Trabzon Merkez Fen Lisesi’nde gerçekleşen MUN (Model United Nations) etkinliği de bunun en güzel örneklerinden biri oldu.

İlin farklı okullarından gelen 50 öğrenci, “Çevre ve İklim” temasıyla bir araya gelerek dünya meselelerini ciddiyetle masaya yatırdı. Her biri farklı bir ülkeyi temsil eden öğrenciler, çevre politikalarını uluslararası diplomasi diliyle savundu, çözüm önerileri sundu ve karşılıklı fikir alışverişinde bulundu. İki gün süren bu anlamlı buluşma, öğrenciler için sadece bir etkinlik değil, aynı zamanda bir farkındalık ve beceri geliştirme deneyimi oldu.

Bu organizasyonun en dikkat çeken yanı ise, gençlerin konuya gösterdiği derin duyarlılıktı. İçtenlikleriyle, araştırmalarıyla ve sorumluluk bilinciyle, geleceğe dair ne kadar umut verici bir kuşak yetiştiğini bir kez daha gösterdiler. Onlar konuşurken sadece çevre değil, bizler de kulak kesildik; çünkü söyledikleri her sözde hem bilgi hem de yürek vardı.

Ortahisar İlçe Milli Eğitim Müdürü Cemil Karakaş’ın da belirttiği gibi, bu tür etkinlikler öğrencilerin sadece akademik değil, sosyal ve insani yönlerini de geliştiren çok değerli fırsatlar. Ve Trabzon’daki bu MUN organizasyonu, bu amaca fazlasıyla hizmet etti.

Bu gençleri gönülden tebrik ediyoruz. Çünkü onlar, dünya meselelerine kayıtsız kalmayan, çözüm arayan ve sesini doğru dille duyurmayı bilen bir neslin temsilcileri. Gelecek onların ellerinde şekilleniyor ve bu ellerin ne kadar güven verici olduğunu görmek hepimize umut oluyor.

***

DEĞİRMENDERE KAVŞAĞI ÇIKMAZA GİRDİ!

Gerçekten de, "akıllı" kavşak olarak tasarlanan bu kavşağın, tam tersine büyük bir karmaşaya yol açması, herkesin gözünden kaçmayan bir problem olmuş. Belediye ya da yetkililer, bu kavşağın trafiği rahatlatacağını vaat etmiş olsa da, görünen o ki, akılcı bir çözüm yerine büyük bir tasarım hatası yapılmış.

Özellikle acil durumlar için önemli olan geçiş yollarının engellenmesi, gerçekten çok tehlikeli bir durum. Ambulanslar ve büyük araçlar gibi, hayat kurtaran unsurların sıkışması, ciddi bir sağlık ya da güvenlik krizine yol açabilir. Böyle bir durumda, kavşağın yeniden düzenlenmesi gerektiği çok açık.

Tasarım hatası sadece geçiş engellemelerinden ibaret değil; dar yapısı ve trafik akışına uygun olmayan büyüklüğü, zaten yoğun olan trafiği daha da zorlaştırıyor. Bu kavşak, halkın yaşadığı sıkıntıyı göz önünde bulundurursak, yeniden gözden geçirilmesi gereken öncelikli bir proje olmalı.

Bu tip durumlar, trafik mühendislerinin ve uzmanlarının dikkate alınması gerektiğini gösteriyor. Zira, her kavşak tasarımının sadece “akıllı” olması yetmiyor; asıl önemli olan, pratikte nasıl işleyeceği ve acil durumlar dahil her türlü duruma uygunluğu.

Umarım yerel yönetimler bir an önce bu soruna çözüm bulur, çünkü daha büyük bir felakete yol açmadan müdahale edilmesi şart!