11.11.2025 KILÇIK
CHP ORTAHİSAR’DA HAYAL KIRIKLIĞI!
CHP Ortahisar İlçe Başkanlığı tarafından 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü kapsamında düzenlenen “Atatürk ve Trabzon” söyleşisi, katılım azlığı nedeniyle eleştirilerin hedefi oldu. İlçe Başkanı Haluk Batmaz’ın ev sahipliği yaptığı programda, konuşmacılar çoğu boş kalan salona hitap etti.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusunun anıldığı böylesine anlamlı bir günde yaşanan bu tablo, partililerde derin üzüntü yarattı. Katılımın düşük olması, “örgüt Batmaz döneminde eski dinamizmini kaybetti” yorumlarına neden oldu.
Konuşmasında, “Atatürk yalnızca bir komutan değil, bir milletin yeniden doğuşunun mimarıdır. Cumhuriyet bizlerin omuzlarında yükselecek” diyen Haluk Batmaz, mesajlarında birlik vurgusu yapsa da salondaki görüntü tam tersini yansıttı.
Birçok partili, “Atatürk’ün adını taşıyan bir programda bile bu kadar az katılım oluyorsa, ciddi bir yönetim eksikliği var” diyerek tepki gösterdi.
Boş koltuklar, CHP Ortahisar teşkilatında motivasyon eksikliğini açıkça ortaya koydu. Eleştiriler, Batmaz’ın örgütü canlı tutmakta zorlandığı yönünde birleşti.
10 Kasım gibi özel bir günde ortaya çıkan bu manzara, “CHP’nin Trabzon’daki heyecanını yeniden kazanması gerekiyor” yorumlarını da beraberinde getirdi.
***
BELEDİYE MECLİSİNDE SICAK SAATLER!
Trabzon Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Kasım ayı ilk oturumu, sıradan bir toplantıdan çok daha fazlasıydı.
Adeta bir yılın birikimi masaya döküldü.
Salondaki hava gergin ama dikkat çekiciydi.
Her cümlede bir mesaj, her soruda bir hesap vardı.
Ortahisar Belediye Başkan Yardımcıları Cüneyt Zorlu ve Celal Akaç, toplantının öne çıkan iki ismiydi.
İkisi de belli ki hazırlıklı gelmişti. Belgeleriyle, notlarıyla, sorularıyla...
Bir süredir içlerinde biriken her şeyi bu toplantıda dile getirdiler.
Zorlu, sakin bir üslupla başladı ama konuşması ilerledikçe meclisin havası değişti.
Özellikle Sayıştay Raporu üzerine yaptığı vurgu dikkat çekti:
“Devletin tasarrufu altındaki alanlarda yapı kayıt belgesi düzenlenemez.”
Sonrasında ise peş peşe sorular geldi:
“Büyükşehir Belediyesi, devletin yaptığı işleri neden kendi projesiymiş gibi sunuyor?
İtfaiye ve TİSKİ’deki görevden almaların nedeni nedir?
AK Parti’ye geçen belediyelerin bütçeleri neden birden artıyor?”
Sorular netti, hedef belliydi.
Zorlu, bu çıkışlarıyla Başkan Ahmet Metin Genç’i köşeye sıkıştırmak istedi.
Ama Genç, alışık olduğu soğukkanlı tavrını korudu.
Zorlu’dan sonra sözü Celal Akaç aldı.
Önce şehrin dört bir yanındaki eski pankartların yarattığı görsel kirliliği gündeme getirdi.
Yumuşak başlayan konuşması kısa sürede sertleşti.
Akaç, belediyeye ait araçların mitinglerde kullanıldığını iddia etti.
Ve konuşmasını şu önerilerle bitirdi:
“Çadır turizmine yerel idareler el atmalı.”
“Etkinlik tarihleri birlikte planlanmalı.”
Basit gibi görünen bu önerilerin altında aslında ciddi bir mesaj vardı:
“Koordinasyonsuzluk Trabzon’a zarar veriyor.”
Görünüşteki tartışma Sayıştay raporlarıydı ama aslında mesele daha büyüktü.
CHP’li üyeler, raporda yer alan “bulgular” üzerinden Büyükşehir yönetimine dolaylı bir yolsuzluk iması yaptı.
Oysa bu raporların çoğu teknik konularla ilgiliydi.
Şunu net söylemek gerekir:
“Bulgu, kamu zararı demek değildir.”
Belediye bir işi ihale yerine doğrudan teminle yaptırmış olabilir.
Sayıştay da bunu “bulgu” olarak kayda geçirir ve nedenini sorar.
Eğer bu işlem devlete bir zarar vermediyse, olay burada kapanır.
Ama kamu zararı varsa, o zaman soruşturma açılır.
Yani ortada henüz “yolsuzluk” değil, sadece “inceleme” vardır.
Ama siyasette bazen iddia, gerçeğin önüne geçer.
CHP’li üyelerin amacı da biraz buydu: Kamuoyunda bir soru işareti yaratmak.
Başkan Ahmet Metin Genç, bu ima dolu eleştiriler karşısında tecrübeli bir siyasetçi gibi davrandı.
Kürsüye çıktı ve net konuştu:
“11 yıldır belediye başkanlığı yapıyorum.
Her yıl denetimden geçiyoruz.
Şimdiye kadar yaptığım hiçbir işte bir kuruş kamu zararı tespit edilmedi.
Veremediğim hesap yok, veremeyeceğim hesap yok.
Alnım açık.”
Bu sözlerle Genç, hem CHP’li meclis üyelerine hem de dışarıdan ima yollu suçlamalarda bulunanlara açıkça meydan okudu.
Dünkü oturum, sadece bir meclis toplantısı değil, Trabzon siyasetinde yeni bir dönemin işaretiydi.
Bir yanda raporlar üzerinden yüklenen muhalefet, diğer yanda 11 yıllık deneyimiyle kendini savunan bir başkan…
***
TRABZON ÜNİVERSİTESİ’NDE REKTÖR KULİSLERİ
Trabzon Üniversitesi’nde rektörlük değişimine yaklaşık 10 ay kala kulisler şimdiden hareketlenmiş durumda. 2018 yılında üniversitenin KTÜ’den ayrılmasının ardından göreve atanan Prof. Dr. Emin Aşıkkutlu, yaklaşık 7 yıldır rektörlük görevini yürütüyor.
Bilindiği üzere rektörler 4 yıllığına atanıyor ve iki dönemden fazla görev yapamıyor. Aşıkkutlu da bu yıl ikinci dönemini tamamlayarak görev süresini dolduracak. Bu nedenle üniversite çevrelerinde yeni isimler konuşulmaya başlandı.
Kulislerde öne çıkan isimlerin başında Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Karal geliyor. Aynı zamanda Trabzon Kent Konseyi Başkanı olarak da görev yapan Karal, hem şehirle hem de akademiyle güçlü bağlar kurmuş bir isim. Üniversite içinde “herkese kapısı açık” bir yönetici olarak tanınıyor. Aslen Çaykaralı olan Karal’ın, Trabzon’daki Çaykara lobisinin desteğini alacağı da sıkça dile getiriliyor.
Rektörlük için adı geçen bir diğer güçlü aday ise Prof. Dr. İsmail Hakkı Demircioğlu. Şu anda Fatih Eğitim Fakültesi Dekanı olarak görev yapan Demircioğlu, daha önce Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi’nin kurucu dekanlığını üstlenmişti. Ayrıca, Türkiye’nin “ilk sivil paşası” unvanına sahip olmasıyla dikkat çekiyor. Akademi dünyasında hem Ankara hem de Trabzon çevrelerinde saygı duyulan bir bilim insanı olarak biliniyor.
Üniversite koridorlarında konuşulanlara göre, Trabzon Üniversitesi Rektörlüğü yarışında ipi göğüslemek için en güçlü iki aday şu anda Hasan Karal ve İsmail Hakkı Demircioğlu gibi görünüyor.
Kulislerde sıkça dile getirilen yorum şu: “Bu yarış nezaketle başlayacak ama sonunda kıyasıya bir mücadeleye dönüşecek.”
***
GAZETECİLİK PARA KAPISI DEĞİLDİR!
Gazetecilik, dünya üzerinde icra edilen en zor mesleklerden biridir. Kendi dahiliniz olmayan her konunun içinde olmak zorundasınız. Toplumu bilgilendirmek adına verilen, ciddi bir fedakârlık gerektiren bu mesleğin tek doğrusu vicdanınızdır.
Haberleri doğru, objektif ve hızlı bir şekilde kamuoyuna aktarmak zorundasınız. Trafik kazasında, cinayette, adliyede, müsabakada, mitingde, eylemde, tiyatroda ve benzeri olaylarda “haber değeri olan her yerde gazeteci görev başındadır.”
Gazeteci gördüklerini haber yazım tekniklerine uygun şekilde kamuoyuna aktarır, kendi bakış açınızla daha sonra bir makalede veya köşe yazısında yorumlarsınız. Bazen sokakta, caddede, mahallede, kahvede, siyasi alanlarda konuşulan konuları da “kulis haber” şeklinde gündeme taşır.
Elbette bu yazılanlardan bazıları memnun olur, bazıları hoş karşılamaz. Ama gazetecinin önceliği birilerinin memnun olup olmaması değil, aktardığı bilginin doğru olup olmadığıdır. Haber doğruysa görev tamamlanmıştır. Eksik veya hatalı bilgiler varsa, bunu da belirtmek gazetecinin asli görevlerindendir.
Toplumda kalabalıklar içinde “yalnız adam” rolünde olan gazeteci, etik ve vicdani değerlerini hiçbir zaman terk etmemelidir. Zaten bunlar yoksa, gazetecilik değil, “tetikçilik ve soytarılık” yapmış olur.
Ve bir gerçek var ki, eğer bir gazeteci ailesinden kalan bir serveti yoksa, fakir yaşar ve fakir ölür. Eğer varlık içinde bir gazeteci görüyorsanız, açık ve net: “kalemini satmıştır.” Mesleğini kendi çıkar ve menfaatleri için kullanmış, güçlünün ve haksızın yanında yer almış, hamaset yazıları ile cebini doldurmuştur.
Vatandaşın gazetecileri tartarken sadece yazdıklarını değil, varlığını da göz önünde bulundurması gerekir. Tabii ki bu mesleğe başlayıp ekonomik olarak başarılı olanlar da vardır. Ama onlar her yönüyle araştırmacı, donanımlı ve üretkendir. Birkaç dil bilir, birçok kitap yazmıştır, radyolarda ve televizyonlarda yorumculuk yapmıştır. Ek kazançları, onları ekonomik açıdan konforlu hâle getirmiştir. Ama bu tür gazeteciler bir elin parmağını geçmez.
Gerisi için şunu net söylemek gerekir: Gazetecilik kazanç kapısı değil, fedakârlık ve vicdan işidir.