10.04.2025 KILÇIK

ORTAHİSAR KONAK’A SAHİP ÇIKTI

8 Nisan tarihli bu köşemizde, Ortahisar Belediye Başkanı Sayın Ahmet Kaya’ya seslenmiş, değerli sanatçımız Volkan Konak’ın isminin Trabzon merkezinde yalnızca bir sokakla sınırlı kalmaması gerektiğini dile getirmiştik. Sesimiz karşılık buldu. Sayın Kaya, bu çağrımıza kayıtsız kalmadı ve Trabzon’un en gözde noktalarından biri olan Boztepe Seyir Terası’na artık “Boztepe Volkan Konak Seyir Terası” adı verildi.

Bu karar yalnızca bir isim değişikliği değil; aynı zamanda Trabzon’un kültürel mirasına, müziğine ve değerli sanatçılarına duyulan büyük bir saygının göstergesi. Yeni düzenlemelerle birlikte Boztepe, sadece doğal güzelliğiyle değil, Volkan Konak’ın sesiyle, duygusuyla ve Trabzon’a kattığı değerle anılacak.

Sanatı ve sanatçıyı yalnızca alkışlarla değil, somut adımlarla destekleyen Sayın Ahmet Kaya’nın bu anlamlı jesti, kültür ve sanat adına örnek bir vefa davranışı olarak hafızalara kazındı.

Şehrin ruhunu, müziğini ve hafızasını sahiplenen bu yaklaşımıyla Sayın Kaya’yı yürekten kutluyor, alkışlıyoruz.

Trabzon’un yalnızca geçmişine değil, sanatla yoğrulmuş geleceğine de umutla bakabilmemizi sağlayan bu adım için teşekkürler Başkan Kaya. Şehirler, değerlerine sahip çıktıkça büyür.

***

İYİ PARTİ, VOLKAN KONAK’I UNUTMADI

İYİ Parti’nin grup toplantısında Volkan Konak’ın türküleriyle başlanan an, hem duygusal hem de anlamlı bir jest olarak hafızalara kazındı. Bir sanatçının ölümünün ardından gösterilen bu tür vefalar, sadece bir kaybın ardından yapılan hatırlatmalar değil; aynı zamanda bir halkın, bir toplumun, sevdiği ve değer verdiği bir insanı anma biçimidir. Volkan Konak’ın sesi, şarkıları ve sahnedeki enerjisi, yıllar boyunca Türkiye'nin dört bir yanındaki insanları bir araya getiren bir bağ olmuştu.

Trabzon’un gururu, Türk müziğinin önemli bir değeri olarak, bir halkın yüreğinde sonsuz bir yer edinmişti. Onun ölümünün ardından duyulan derin acı, sadece bir sanatçının kaybı değil, aynı zamanda bir dönemin sonu gibiydi. Konak’ın sahnede vefat etmesi, Türkiye'nin dört bir köşesinde, o anın şokuyla birleşen bir hüzün yarattı. Her nota, her söz, bir hayatın yitirilmesinin acısını yansıttı.

İYİ Parti’nin, bu kaybın ardından gösterdiği vefa, bir siyasetçinin duygusal zekâsını, bir insanın hatırlanma biçimini, halkın sevgisinin ne denli güçlü olduğunu gözler önüne seriyor. Volkan Konak’ın en bilinen şarkılarından “Yarim Yarim” ile yapılan bu anlamlı açılış, bir halkın kültürüne, tarihine ve duygularına dokunan bir adım oldu. Bu hareket, sadece bir politik tavır değil, insan olmanın, değerleri hatırlamanın ve sevdiklerimize vefa borcumuzu ödemenin bir yolu olarak anlam kazandı.

Şükrü Kuleyin’in sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımla bu anlamlı vefa, bir kez daha kalplerde yankı buldu. "Ruhun şad, mekanın cennet olsun Volkan Konak" sözleri, bu büyük kaybın ardından bir toplumun paylaştığı acıyı ve duygusal bağları simgeliyor. Her nota, her anı, bir halkın sevgiyle dolu bir hafızasına dönüşüyor.

***

ŞEHİRLERİN KADERİ ÜÇ BEŞ KİŞİYE EMANET!

Belediye meclis üyeleri, ister siyasi partilere bağlı olsun ister bağımsız, seçimle iş başına geliyor. Yarışı kazananlar meclise giriyor ve ellerine halktan alınmış bir yetki geçiyor. Bu sistem, yerel demokrasinin bel kemiği sayılıyor. Görevleri ise şehirleri daha yaşanabilir hale getirmek, vatandaşın hayatını kolaylaştırmak. Şehir planlamasından tut, yapılacak yatırımlara, hizmetlerin sunumuna kadar alınan her karar bu meclislerin elinden çıkıyor.

Ama işler pratikte pek öyle ideal gitmiyor. Meclisten geçmesi gereken kararlar önce komisyonlara gidiyor. Her partiden temsilcilerin yer aldığı bu komisyonlar, kararları kendi arasında görüşüp meclise sunuyor. Buraya kadar her şey normal. Fakat asıl sorun, bu komisyonlarda kararlar genellikle yeterince tartışılmadan alınıyor. Meclise gelen üyeler ise konulara kafa yormak, fikir üretmek yerine sadece parmak indirip kaldırıyor.

Bazı meclis üyeleri var ki, koca görev süresi boyunca tek bir kelime etmeden, sadece çay-kuru pasta eşliğinde oturumları tamamlıyor. Ne şehirle ilgili bir fikri var, ne de katkısı. Çünkü bu insanlar oraya bilgi ve liyakatle değil, partilerin oy kaygısı ya da kişisel ilişkilerle yerleşmiş durumdalar. Yani kim daha çok oy getirir, kim kimin yakınıysa o listede üst sıralarda yer buluyor.

Peki sonuç?

Liyakatsiz, ilgisiz, katkı sunmayan üyelerle dolu bir meclis. Ve bu meclis, sadece formalite olarak kararları onaylıyor. Böyle olunca da üç-beş kişinin aldığı kararlarla koca şehirlerin geleceği belirleniyor. Hâlbuki güçlü ve üretken bir yerel yönetim için önce işin ehli, gerçekten katkı sunacak insanların meclise girmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu önemli kurum, sadece el kaldırma indirmenin yapıldığı bir tiyatroya dönüşüyor.

***

ADALETİN MASKESİ DÜŞTÜ

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı görevine seçilen İbrahim Hacıosmanoğlu, genel kurul salonunda adalet nutukları atarken, salonda bulunanların gözlerinde bir umut, sözlerinde ise güven beklentisi vardı. “Siz iradeli olursanız, insanlar iradenize saygı duyar. Biz Türk futbolunu adil yöneteceğiz,” diyordu. Sözleri, bir vizyonun değil; süslü bir illüzyonun habercisiymiş meğer.

Basın mensuplarından biri kendisine, "Gündeminizde yabancı VAR hakemi var mı?" diye sorduğunda, Hacıosmanoğlu büyük bir tarihsel gururla, “Altı yüz yıl dünyayı yönetmiş bir milletin evlatlarıyız. Şimdi evlatlarımıza güvenmeyeceğiz de yabancıya mı güveneceğiz?” yanıtını verdi. Ne var ki bu cümle, ileride kendi kararlarıyla çelişen bir trajedinin giriş cümlesi olacaktı.

Göreve gelirken "Başkanların PFDK’ye sevkini yasakladım. Artık herkes istediği gibi konuşabilecek," diyen Hacıosmanoğlu, tam 4,5 ay sonra Galatasaray Başkanı Dursun Özbek’in açıklamaları sonrası aldığı hak mahrumiyeti kararıyla kendi sözünü inkâr etti. Dillerden düşmeyen “ifade özgürlüğü” vaadi, gerçeklerle çarpışınca ilk kırılan şey oldu.

Dahası var... Galatasaray-Fenerbahçe derbisine yabancı hakem atayan Hacıosmanoğlu, Beşiktaş ve Trabzonspor’un benzer taleplerini hiçbir makul gerekçe göstermeden reddetti. Adalet anlayışı, kulüplere göre değişen bir teraziden ibaret hale geldi. Oysa söz verdiği şey, eşitlikti.

Göreve geldiği gün dillendirdiği idealleri bir bir çiğnedi. Tarafsız olması gereken Türkiye Futbol Federasyonu'nun başkanı gibi değil, geçmişte kendisinin de sert ifadelerle eleştirdiği Fenerbahçe’nin kulüp başkanı gibi davranmaya başladı. Kurumsal ciddiyet yerini kişisel öfkelere ve hesaplaşmalara bıraktı.

Yönetim kurulunda arka arkaya yaşanan istifalar, Hacıosmanoğlu’nun yönetime ne kadar uzak ve iletişimden ne denli kopuk olduğunun acı bir göstergesi. Sessizlik, istifaların ardından daha da derinleşti. Şeffaflık sözü verdiği koltukta, perde arkasında yürütülen kararlar ve keyfî uygulamalar yer aldı.

İbrahim Hacıosmanoğlu’nun başkanlık süreci, büyük sözlerin küçük icraatlarla gölgelendiği bir dönem olarak kayda geçiyor. Futbolun adalete, kurumların güvene ihtiyacı varken; bu ihtiyacı sağlayacak olanlar, ne yazık ki en çok zararı verenler oluyor. Türk futbolu bir kez daha şahısların gölgesinde, adaletin ise ayaklar altında kaldığı bir oyunun parçasına dönüştü.