09.05.2025 KILÇIK

MECLİS’TE VE PARTİDE AYDIN RÜZGÂRI

Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın, hem İYİ Parti içinde hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) etkin bir rol üstleniyor.

Doğu Karadeniz Bölgesi'nden İYİ Parti adına seçilen tek milletvekili olan Aydın, parti grubunda ve genel merkezdeki çalışmalarıyla dikkat çekiyor. İYİ Parti Genel Başkanı Musavvat Dervişoğlu ile olan yakın ilişkisi, Aydın’ın parti yönetiminde söz sahibi olmasında etkili oluyor.

Meclis çalışmalarında da aktif bir rol üstlenen Aydın, farklı siyasi görüşlerden gelen ziyaretçilerle sık sık bir araya geliyor. Trabzon'dan iletilen talepleri dikkate alan Aydın, çözüm odaklı yaklaşımıyla öne çıkıyor.

Öte yandan, İYİ Parti’de son dönemde hayata geçirilen yeni bir uygulama dikkat çekiyor. Grup toplantılarının ardından yapılan kapalı oturumlarda, partililere söz hakkı tanınmaya başlandı. Milletvekilleri, bu oturumlarda kürsüye çıkarak görüşlerini doğrudan genel başkana iletebiliyor. Parti yönetimi, bu adımla iç demokrasiye verdikleri önemi vurguladıklarını belirtiyor.

Söz konusu uygulama, daha önce merhum Turgut Özal döneminde kısa süreliğine uygulanmış, ancak uzun yıllardır hayata geçirilmemişti.

***

ALIN TERİYLE DEMLENEN ÇAY

Demlikte fokurdayan çay sesiyle büyüdük biz. Misafir geldi mi "Çay koy da içelim" dedik, dert oldu mu “Bir bardak çay söyle de anlat” dedik. Ama kimse çıkıp da demedi ki: “Bu çayı kim topladı be kardeşim?”

Söyleyeyim. Sabah ezanıyla kalkıp, yokuş aşağı kayar gibi tarlaya inen Ayşe teyze topladı. Beline kuşak sarıp, sırtına çuval atan İsmail amca topladı. Bir elinde telefonla borç hesabı yapan genç çocuklar, bir yandan filiz toplayıp hayal kuran gelinler topladı. Hem topladı, hem sabretti. Ama hakkı sorulunca sessiz kalındı.

Geçen sene o çayı ıslak ıslak sattılar, gözleri de yaşlı yaşlı kaldı. Mazot alırken düşündüler, gübre bakarken iç geçirdiler. Bir kilo çay verdiler, yarım kilo huzur alamadılar. Hani derler ya, “Çayı şekersiz içerim ama bu hayat çok acı…” İşte o hesap.

Şimdi CHP Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem çıkmış Rize’de ne diyor? “Yaş çayın kilosu 32 TL olmalı, desteklemesiyle 36 TL’ye çıkmalı.” Valla helal olsun, birileri artık bu toprağın sesini duymuş. Çünkü bu mesele artık para değil, vefa meselesidir. Çayı içiyoruz, ama çaycıyı görmüyoruz. Çayın dumanı var ama üreticinin feryadı görünmez hâle gelmiş. Olmaz!

Bakın, çay bizim memleketin sadece içeceği değil; alın yazısıdır. Her yudumda bir annenin duası, bir babanın nasırı var. O yüzden diyoruz ki: Çayı sadece demlikte değil, vicdanınızda da demleyin biraz.

"Yiğidi öldür, hakkını yeme," demiş atalar. Şimdi yiğit üretici kıvranıyor, hakkıysa raflarda unutulmuş. Bir kilo çayla bir hafta geçinmeye çalışan insanlar var bu memlekette. Borcunu ödeyemeyip bayramda torununa harçlık veremeyen dedeler, süt alırken fiyatı tartışan analar var. Çay bahçesinde çuval taşıyan 60 yaşında nineler hâlâ hayal kuruyorsa, biz bu işi yanlış yapıyoruz demektir.

Bu toprak, bu yaprak, bu emek, üç beş kuruş hesabına bırakılacak iş değil. Çay üreticisi bu ülkenin hem çiftçisi, hem işçisi, hem bekçisidir. O çayı toplamazsa Karadeniz göç verir, çay kurursa umut da kurur.

O yüzden lafı dolandırmadan söyleyelim: 36 lira az bile ama en azından adım olur. Çünkü bu insanlar daha fazlasını hak ediyor. Onlara sadece fiyat değil, değer verin. Saygı verin. Gönül koymayın, gönül alın.

Unutmayın, bir bardak çayın hatrı kırk yıl sürermiş. Peki ya o çayı toplayanın? Onun hatrını ne zaman soracağız?

Biraz vicdan, biraz vefa, bir de şekerli değil ama tatlı bir fiyat verin. O zaman hem üretici güler, hem çay daha tatlı gelir.

***

DÖNEL KAVŞAKLARI NEDEN VERİMLİ KULLANAMIYORUZ?

Trafikte her kavşak bir risktir, ama dönel kavşaklar, işin içinde bir "dönüş" barındırdığı için işler biraz daha kolaylaşır. Dönel kavşakların tarihi, 18. yüzyıla dayanıyor ama popülerliği 20. yüzyılda patlamış. New York’taki Columbus Circle ve Paris’teki Charles de Gaulle Meydanı, bu kavşakların ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Hadi gelin, bunun sırlarına bakalım.

Dönel kavşakların en büyük avantajı, araçların hızını düşürerek kazaları engellemesidir. Hız azaldıkça, kaza riskinin de düşmesi kaçınılmaz. “Yavaş giden yol alır” derler ya, işte dönel kavşak tam da bunu sağlıyor. Zaten hızlanmanın da ne faydası var ki? Trafik akışı neredeyse durmaz, fakat kavşağa girerken hızınızı düşürmek çok önemli.

Dört kollu kavşaklarda 32 kritik nokta varsa, dönel kavşaklarda bu sayı sadece 8. Yani, oraya girdiğinizde “büyük kazalar” ihtimali düşer. Tabii ki, bu işin sırrı kurallara uymakta. Sürücüler, geçiş önceliklerini bilmezse, her şey bir anda karışabilir. Ama kurallara uyarsak, işler yolunda gider.

Türkiye’de trafik kazalarının çoğu kavşaklarda oluyor. Hani derler ya “kavşağa gelince, kafanı iki kere sağa sola çevir!” işte öyle. 2019’da 45 bin kaza olmuş, bunun 10 bini kavşaklarda. Çoğu da hızdan kaynaklanıyor. O yüzden dikkatli olmalı, geçiş önceliğine saygı göstermeliyiz. Dönel kavşaklarda araçlar, ana yoldan gelenlere göre daha avantajlı. Ama maalesef, bazen kurallar göz ardı ediliyor.

Mesela Trabzon’un Kaşüstü Mahallesi’ndeki dönel kavşakta bir kaza oldu ama şükürler olsun can kaybı yok. Olayı inceleyen polis, çok önemli bir şey söyledi: “Dönel kavşakta öncelik kavşak içindeki sürücünündür. Yani, hem hız kesip hem kontrollü girmeniz gerek.” Bu uyarı, aslında çok önemli. Kurallara uymak, kazaları önler, can kaybı olmaz.

Ayrıca, Değirmendere’de yapımı süren dönel kavşak, trafiği rahatlatacak. Ama orada şu an için daha yavaş gitmek lazım. Çalışmalar bittiğinde ise trafik akışı hızlanacak. Ama şimdilik “acele etme, yavaş git” diyelim!

Dönel kavşaklar, kurallara uyulduğunda hayat kurtarır. “Yavaş giden, sağlam gider” diye bir laf vardır ya, işte dönel kavşaklarda bu geçerli. Bütün mesele, hız yapmamak ve kurallara uymakta. Türkiye’deki kavşaklar bazen kurallara uygun olmuyor, ama doğru şekilde yapıldığında çok faydalıdır. Unutmayın, trafik sadece devletin değil, hepimizin sorumluluğu!

***

BELEDİYE İŞ TALEPLERİNE DOYMUYOR

Belediyede işler gerçekten karışmış durumda. Herkes bir şekilde başkanın kapısını çalıp, “Başkanım, bana da bir iş bul!” demek peşinde. Durum böyle olunca, belediye başkanı Ahmet Kaya da ne yapacağını şaşırmış gibi görünüyor. Ama işin gerçeği şu ki, belediyenin bütçesi dar, personel sayısı zaten fazla, bir de “daha fazla işçi alınsın” baskısı gelince işler iyice karmaşıklaşıyor.

Halkın bu kadar iş talep etmesi, aslında anlaşılabilir bir durum. Herkesin geçim derdi var, herkesin işi olmalı. Ama belediye, ne yazık ki bir istihdam bürosu değil. Belediye başkanının görevi, şehri yönetmek, altyapıyı güçlendirmek, halka hizmet etmek. Belediye, "herkese iş bulma yeri" değil, "hizmet sağlama" yeri. Bu yüzden başkan Ahmet Kaya'nın karşısındaki manzara da oldukça zorlayıcı.

İnsanlar bu talepleriyle başkanın kapısını çalarken, aslında biraz da “Burası belediye, iş yeri değil” demek gerekiyor. Herkesin kendi işine bakması, kendi yaşamını düzenlemesi önemli. Ama tabii ki, herkesin yaşadığı zorluklar da göz ardı edilemez. İnsanlar iş bulmaya çalışırken, belediye de elindeki kaynaklarla şehri yönetmeye çalışıyor.

Bir taraftan da, başkan bu durumu nasıl yöneteceğini bilemiyor. Hani derler ya, "Az kazanan, çok çalışır." İşte bu durum da biraz o hesap. Başkan, her ne kadar zor durumda olsa da, insanların taleplerine karşı duyarsız kalmıyor. Fakat, bir yandan da şunu anlamalılar: Belediye mevcut kaynaklarıyla zaten bir yükün altına girmiş durumda. “Daha fazla alım yapılsın” baskısının çözüm olamayacağını herkesin kabul etmesi lazım.

Neticede iş isteyenlerin biraz daha anlayışlı olması gerekiyor. Başkan da bu talepleri karşılayamayacak kadar dar bir bütçeyle yönetim yapıyor. Herkesin üzerine düşeni yapması lazım, çünkü bu işler sabırla ve zamanla düzelir. Şu anda başkan da bu zorlu dönemin üstesinden gelmeye çalışıyor, ama bu sadece birlikte hareket ederek, anlayışla geçebileceğimiz bir süreç.

Yani, biraz daha sabır ve biraz daha anlayış gerekiyor. Başkan da elinden geleni yapıyor, ancak herkesin biraz kendi yolunu bulması gerektiği bir dönemdeyiz. Bu işler zamanla yoluna girer, yeter ki herkes üzerine düşeni yapsın.