09.02.2025 KILÇIK
TRABZON’UN DEVLET ÜNİVERSİTELERİ: AKADEMİK ÇÖKÜŞE SESSİZ KALANLAR
Son 20 yıldır Türkiye’de akademik başarı ve bilimsel üretkenlik konusunda devlet üniversitelerinin durumu tartışmaya açık bir konu olmaya devam ediyor. Ancak ne iktidar ne de muhalefet bu konuda ciddi bir adım atmış değil. Akademik çöküş göz göre göre ilerlerken, bu durumdan en çok etkilenenler gençlerimiz ve geleceğimiz oluyor.
Kendi coğrafyamıza baktığımızda, Trabzon’un iki devlet üniversitesi olan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) ve Trabzon Üniversitesi’nin akademik başarı sıralamalarında giderek gerilediğini görmek artık kimse için sürpriz değil. Bir zamanlar bölgenin en güçlü eğitim kurumlarından biri olan KTÜ, bugün ne bilimsel çalışmalarıyla ne de öğrenci memnuniyetiyle öne çıkabiliyor. Trabzon Üniversitesi ise zaten kurulduğu günden bu yana güçlü bir akademik vizyon ortaya koyamamış durumda.
Peki, bu gidişat kimin umurunda? Kentin altı milletvekili, valisi, belediye başkanı, yerel yöneticileri ve bürokratları bu durum karşısında sessizliğe bürünmüş durumda. Üniversitelerin sadece tabela kurumlarına dönüşmesine göz yuman bu yöneticiler, kenti eğitim ve bilimde ileriye taşımak için en küçük bir çaba bile göstermiyor. Eğitim politikaları üretmek, akademik seviyeyi yükseltmek, uluslararası arenada rekabet edebilecek nitelikte mezunlar yetiştirmek gibi temel sorumluluklar ne yazık ki unutulmuş gibi görünüyor.
Üniversitelerimizin bu denli geriye düşmesinin sebebi sadece ekonomik yetersizlikler mi? Yoksa liyakatsiz atamalar, siyasi kaygılarla şekillenen akademik kadrolar, bilime değil de günü kurtarmaya odaklanan bir yönetim anlayışı mı? Eğer bu sorulara samimi cevaplar aramazsak, Trabzon’daki yükseköğretim kurumlarının gelecekte daha da içler acısı bir hale geleceği aşikâr.
Trabzon, tarih boyunca eğitim ve kültür alanında Karadeniz’in en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Ancak bugünkü gidişat, bu mirasın hızla yok olduğunu gösteriyor. Kenti yönetenler ya bu gerçeği görmezden gelmeye devam edecek ya da gerçekten çözüm üretmek için kolları sıvayacak. Şimdi, bu sorumluluğu alacak cesur bir irade var mı, yok mu? İşte asıl mesele bu.
***
TRABZON’UN GÜNEY ÇEVRE YOLU: 20 YILLIK MASAL, BİTMEYEN OYALAMA TAKTİĞİ
Trabzon’un birçok sorununu kökten çözeceği iddiasıyla her seçim döneminde gündeme getirilen ancak tam 20 yıldır bir türlü hayata geçirilemeyen Güney Çevre Yolu, adeta bir siyasi aldatmacaya dönüşmüş durumda. Her seçim öncesi büyük vaatlerle süslenen proje, seçimler sona erdiğinde yine unutuluyor. Şehir her geçen gün büyüyor, araç sayısı artıyor, trafik keşmekeşe dönüyor, ancak çözüm üretmesi gerekenler, bu durumu görmezden gelip kısır döngüye hapsolmuş vaatleri tekrarlamaktan öteye gidemiyor.
Son olarak Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Cüneyt Zorlu, Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’na Güney Çevre Yolu’nun akıbetini sordu. Ancak beklenen açıklamalar bakanlıktan değil, iktidarın adeta basın bülteni hâline gelen bir yerel gazeteden geldi. İşin daha trajikomik yanı ise, bu gazetede yazılan açıklamaların hiçbir somut bilgi içermemesi ve vatandaşın zekâsıyla adeta alay eder nitelikte olmasıydı.
Trabzon halkı, Güney Çevre Yolu’nun her seçim döneminde tekrar tekrar ısıtılıp önüne konulan bir proje olduğunu artık ezberledi. Yetkililer, bu projenin ne zaman başlayacağına, ne zaman biteceğine, hangi finansmanla destekleneceğine ve neden 20 yıldır bir arpa boyu ilerlemediğine dair elle tutulur hiçbir açıklama yapmazken, konuyu sulandıran bazı basın organları ise işin özünü gözlerden kaçırmaya çalışıyor.
Trabzon’un coğrafi yapısı, dar sokakları ve plansız şehirleşmesi nedeniyle trafik sorunu her geçen gün daha da büyüyor. Güney Çevre Yolu, sadece bir ulaşım projesi değil, şehrin gelişimi açısından da kritik bir öneme sahip. Ancak gelinen noktada, 20 yılda ilerleme gösteremeyen bu proje, yetkililerin ciddiyetsizliğini açıkça gözler önüne seriyor.
Ortada somut bir eylem olmadığı sürece, Güney Çevre Yolu’nun Trabzon siyasetinde bir tartışma malzemesi olarak kalmaya devam edeceği aşikâr. Ancak şu unutulmamalıdır ki, Trabzon halkı artık laf değil, icraat istiyor. Seçim meydanlarında verilen vaatlerin, gerçek projelere dönüşmesini bekliyor. Ve belki de en önemlisi, 20 yıldır sürüncemede bırakılan bu projenin artık “bitmeyen masallar” arasına girmemesi gerektiğini biliyor.
Peki, yetkililer de biliyor mu?
***
ORTAHİSAR’DA ZAM BEKLEYİŞİ: BÜYÜKŞEHİR DE GÖZÜNÜ BURAYA DİKTİ!
Ortahisar Belediyesi’nde çalışan personelin maaş zammı konusu belirsizliğini koruyor. Belediye Başkanı Ahmet Kaya’dan henüz resmi bir açıklama gelmiş değil. Konuyla ilgili belediye içinde yetkililere sorduğumuzda ise standart bir yanıt alıyoruz: “Görüşmeler devam ediyor.” Ancak anladığımız kadarıyla bu hafta içinde süreç netleşecek.
Öte yandan, belediye kulislerinden aldığımız bilgilere göre Başkan Kaya, başkan yardımcılarına net bir talimat vererek, “Son 1 liramıza kadar personele vereceğiz.” mesajını iletmiş. Bu açıklama, belediye çalışanları açısından umut verici bir gelişme gibi görünse de, uygulamada nasıl bir tablo ortaya çıkacağı hâlâ merak konusu.
Daha da ilginç olan ise Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin de zam konusunda henüz bir adım atmaması. Kulislerde sıkça konuşulan “Büyükşehir, Ortahisar’ı bekliyor.” iddiası, şehir yönetiminin adeta bir gözlem oyununa dönüştüğünü gösteriyor. Anlaşılan o ki, Büyükşehir Belediyesi, Ortahisar’ın vereceği zam oranını görüp ona göre bir karar almayı planlıyor.
Ekonomik zorluklarla mücadele eden belediye personeli için alınacak her zam kararı büyük önem taşıyor. Umarız ki iki belediye de birbirini izlerken, çalışanları mağdur edecek gecikmelere sebep olmaz. Sonuçta önemli olan, ekonomik sıkıntılarla mücadele eden personelin yüzünü güldürebilmek.
***
ŞEHİR HASTANESİ TEDİRGİN EDİYOR!
2025’e girdik. Şehir Hastanesi’nin önünden geçenler gözlerine inanamadı. Bir anda parlamaya başlayan estetik camlar çoktan yerleştirilmiş, hastane adeta ortaya çıkmaya başlamış. Teknik ve mühendislik olarak da Trabzon Şehir Hastanesi’nin yarısından fazlası tamamlandı: bu yıl bitmeden tamamlanacağı konuşuluyor.
900 yatak kapasiteli Şehir Hastanesi'nin 5 bin kazıkla zemin güçlendirmesi yapıldığı, Ekim ayında bitirilerek hizmete açılacağı açıklandı. Bu açıklama herkesi heyecanlandırsa da özellikle son teknik açıklamalar endişe uyandırıyor. Deprem kuşağının sahile kayması, buradaki yer altı ve yeryüzü hareketliliği, hidro dinamik hareketlilik ve özellikle Akyazı Stadı’nın yanında bulunması kaygı uyandırıyor.
Maç günlerinde bu bölgeye karadan ulaşmanın mevcut içerisinde mümkünatı yok. Kamuoyu iki konuda tutarlı açıklama bekliyor: 1- Maç günlerinde hastanenin giriş çıkışı, acil vakaların seyri nasıl olacak? 2-5 bin kazık nereye çakıldı, hastane denizin üzerine kurulduğu için depreme ve alttan gelecek suya dayanıklı mı?