08.12.2025 KILÇIK

TRABZON CHP’DE TARTIŞMALAR SÜRÜYOR

Trabzon Cumhuriyet Halk Partisi’nde son dönemlerde eski yöneticiler ile mevcut yöneticiler arasında sosyal medyada karşılıklı söz düelloları yaşanıyor. Birbirlerine üstü kapalı mesajlar gönderiliyor. Son olarak, Parti Meclisi’ne Trabzon’dan bir üyenin alınmaması tartışmaları alevlendirdi.

Geçmişte belediye meclis üyeliğinde bulunmuş ve partide yöneticilik yapmış birçok isim, şimdiki yönetimleri eleştiriyor. Ancak kendi yöneticilik dönemlerinde durum bundan farklı değildi. Görünüşe göre bu isimler, bugün parti içinde koltuk bulamamış olmalarının getirdiği rahatsızlıkla mevcut yönetimi eleştirmekten geri durmuyorlar.

Bizler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugünkü yönetimini eleştiriyor ve eksikliklerini dile getiriyoruz; fakat bunu objektif bir çerçevede yapıyor, yönetimin daha iyi çalışabileceğine inandığımız için uyarılarımızı sunuyoruz. Amacımız, partiyi daha üst seviyeye taşımak.

Fakat eski yöneticilerin yaklaşımı farklı. Onların derdi, parti içinde bir görev alamamış olmak. Bu nedenle mevcut yönetimi kendi çıkarları uğruna eleştiriyorlar. Toplum da aslında bu isimlerin amacını açık ve net olarak görüyor; yaptıklarının doğru yolda olmadığını, kamuoyunca anlaşılır bir şekilde gözler önüne seriyor.

Bizler, “Biz varken Cumhuriyet Halk Partisi yaşasın, biz yokken ne olursa olsun” mantığındaki düşüncelere asla saygı duymuyoruz. Partimizin çıkarlarını ön planda tutmak, eleştirilerimizi yapıcı bir şekilde dile getirmek temel prensibimizdir.

***

KAMU KURUMLARINDA HİJYEN SORUNU!

Trabzon’da bazı kamu kurumlarına girdiğinizde ilk fark edeceğiniz şey ne tabelalar, ne düzenli sıra sistemi, ne de güler yüzlü karşılamalar olacak. Ne göreceksiniz peki? Maalesef ki “temizlikten çok mikrop yayımı.” Evet, yanlış duymadınız. Bugün hastanelerde, okullarda ve diğer kamu binalarında yaşanan tam olarak bu.

Hastanelerde temizlik görevlileri, tuvaletleri temizledikleri paspaslarla, aynı odalarda yatan hastaları da “temizliyorlar.” Ortaya çıkan sonuç mu? “Mikrop aktarımı.” Tuvalet kağıdı yok, sabun yok, pis kokular her köşeyi sarmış durumda. “Otel gibi temiz olmasa da, en azından sağlık açısından zararlı olmamalı” diyeceğimiz yerde, maalesef bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız.

İronik olan ise şu: Kamu kurumlarında en çok personel temizlik işlerinde. Eleman çok ama temizlik yok. Okullarda öğrenci sayısı fazla, temizlik personeli az; onu anlayabiliriz. Ama yetişkin insanların bulunduğu kamu kurumlarında, “vurdum duymazlık” ve sorumsuzluk kabul edilemez. İnsanlar sadece görevini yapmıyor, aynı zamanda topluma ve birbirine saygıyı da hiçe sayıyor.

Sorun sadece paspasla veya deterjanla çözülecek bir konu değil. Sorun “ahlaki.” Kurumsal disiplin, bireysel sorumluluk ve farkındalık eksikliği, her türlü fiziksel temizlik çabasını boşa çıkarıyor. Malzemeler eksik olabilir, yöntem yanlış olabilir ama temel hijyen standartları sağlanmalı ve temizlik kültürü oluşturulmalı.

Sonuçta, Trabzon’daki kamu kurumları ve özellikle hastaneler, sadece görünüşte değil, özde de temizlenmeye muhtaç. Sorunu çözmenin tek yolu var: “Eğitim, denetim ve sorumluluk kültürünü yerleştirmek.” Temizlik sadece paspas işi değildir. Temizlik, insanın vicdanı ve ahlakıdır.

Ve en acısı? Bu tablo kolay değişmeyecek. Ama görmezden gelmek, susmak kesinlikle kabul edilemez.

***

TUŞA BASMAKLA BÜYÜNMEZ ÇOCUK!

Eskiden çocukluk başka bir şeydi. Sokaklar bizim oyun alanımızdı, gökyüzü sınırımız, hayal gücümüz özgürdü. Misket ve çeliktaş peşinde koşarken düşüp kalkmayı, sabrı ve stratejiyi öğrendik. Oyun kazanmak için ter dökmek gerekiyordu; şimdi ise çocuklar bir tuşa basıp kazanıyor, bedensel çaba ve sabır çoğu zaman unutuluyor.

El yapımı kaykatlarla ve sokak oyunlarıyla hayal gücümüz sınırsızdı. Kendi oyuncağımızı yapmak, oyun kurmak, denemek ve yaratmak çocukluğun en doğal parçasıydı. Bugünün çocukları ise hazır içeriklerle yetiniyor, üretmeyi, keşfetmeyi ve yaratmayı unutuyor.

Gözlerimizi kapattığımızda körebe oynarken sadece oyunu değil, arkadaşımızın duygularını da anlamayı öğreniyorduk. Empati, sosyal bağ ve birlikte hareket etme becerileri basit oyunlarla gelişiyordu. Bugünün çocukları ise mesajlar, emojiler ve ekran başında geçirilen yalnız saatlerle iletişim yetilerini zayıflatıyor.

Bütün bunlar, aslında ailelere büyük bir sorumluluk yüklüyor. Teknoloji kötü değil; ama çocuğu yalnız bırakan teknoloji tehlikeli. Ebeveynler olarak gözlemci kalamayız. Çocuklara eski oyunları hatırlatmak, onlarla birlikte oynamak, sokaklara ve parklara çıkmalarını sağlamak bizim görevimiz.

Zamanın eleştirisi de burada ortaya çıkıyor. Geçmişe dönüp baktığımızda sokaklar kahkahalarla, oyunlarla ve arkadaşlıkla yankılanıyordu. Bugün ise sessiz odalar, ekran ışıkları ve tekdüze sanal dünyalar var. Geçmişin kıymetini hatırlayıp, bugünün çocuklarını bu yalnızlıktan korumalıyız.

Çocuklar sadece oyun oynamıyor; aynı zamanda hayatı öğreniyor, düşmeyi ve kalkmayı, kazanmayı ve kaybetmeyi, paylaşmayı ve beklemeyi öğreniyorlar. Ekranları tamamen yasaklamak değil, ama eski oyunların değerini hatırlatmak ve onlara zaman ayırmak, çocukluğun en kıymetli hazinesini korumaktır.

Eskiler demiş ya: “Çocukluk bir defadır.” Gelin, onu donuk ekranlara feda etmeyelim. Misketlerin, körebenin ve çeliktaşın öğretici dünyasına dönelim; çocuklarımızın hem bedenini hem ruhunu büyütelim.

***

TRABZON AMATÖRÜ CAN ÇEKİŞİYOR!

Trabzon amatör futbolunu izlemek için sahalara gittiğinizde, karşınıza çıkan manzara maalesef iç açıcı değil. Bazı oyuncular, formalarıyla bütünleşmiş gibi görünüyor; ama ne antrenman yapmışlar ne de oyunun kurallarını hatırlıyor gibiler. Sahadaki “amatörlük” değil, ihmalkârlık ve saygısızlık kol geziyor.

Teknik direktörler hakemlere bağırıyor, yöneticiler tribünde küfür ediyor, bazı futbolcular ise saha içinde adeta kaos yaratıyor. Soyunma odasında sigara içen sporcular, antrenörlerle tartışan yöneticiler… Bunlar sadece sahayı değil, futbola olan inancı da yok ediyor. Sormak lazım: Bu insanlar futbolu mu, günü kurtarmayı mı oynuyor?

Amatör kulüpler eğitim yuvasıdır; gençleri yetiştirmek için vardır. Ama 15-16 yaşındaki çocuklar kulübede otururken, sahaya kilolu, hazırlıksız ve disiplinsiz 30-35 yaşındaki “futbolcuları” sürdüğünüzde, gençler ne öğrenecek? Top oynamayı mı, yoksa yanlış davranışları mı?

Ve her maçta gördüğümüz basit hatalar yüzünden edilen küfürler, tribünlerdeki seviyesizlikler… Bunlar Trabzon futbolunu eriten en büyük zehir. Ama hâlâ işini doğru yapan, saygılı ve seviyeli insanlar var. Onlar olmasa, amatör futbolun adı bile kalmazdı.

Unutulmamalı: Sahaya sadece gol atmak için çıkılmaz. Saygı, disiplin ve sevgiyle oynanmalı. Yoksa sadece kendinizi yıpratırsınız, gençlerin gözünde futbolun değerini yerle bir edersiniz. Trabzon amatör futbolu, artık ciddi bir uyanışa muhtaç.