08.11.2025 KILÇIK
BU TAKIM DAHA NE YAPSIN TRABZON?
Trabzonspor bugün saat 17.00’de Alanyaspor’la puan mücadelesine çıkacak.
Ancak Trabzonspor yönetiminin tüm çağrılarına rağmen maça ilgi beklenen düzeyde değil.
Edinilen bilgilere göre, şu ana kadar kombineler dahil sadece 25 bin bilet satıldı.
40 bin kapasiteli bir stadyum düşünüldüğünde, bu rakam gerçekten hayal kırıklığı yarattı.
Trabzonspor, ligde 2. sırada bulunmasına ve geçtiğimiz hafta Galatasaray ile berabere kalmasına rağmen, taraftar bir türlü takıma bu sezon gereken ilgiyi göstermiyor.
Oysa geçmiş sezonlarda, takım daha başarısız bir performans sergilerken bile tribünlerde daha fazla ilgi vardı.
Bu sezon ise şampiyonluk yarışında olan, genç ve kaliteli bir kadroya sahip, sahada ne yaptığını bilen bir Trabzonspor izliyoruz.
Buna rağmen tribünlerin boş kalması, taraftar ilgisizliğini anlamayı zorlaştırıyor.
Oysa Trabzonspor yönetimi, bilet fiyatlarında da gerekli indirimleri yaptı.
Bu saatten sonra fiyatlar konusunda bir eleştiri yöneltmek haksızlık olur.
Ne var ki, Trabzonspor başarısız olduğunda yönetimi ve teknik heyeti yerden yere vuran,
klavye başında her türlü eleştiriyi yapan bordo-mavili taraftarların,
işler yoluna girdiğinde de aynı coşkuyla takımlarına destek olması gerekiyor.
Bu dönemde Trabzonspor’un 10 bin eksikle oynaması değil,
40 bini aşan bir taraftar kitlesiyle stadyumda yer alması gerekir.
Takımın bu formuyla, taraftarların bilet bulmakta zorlanması gereken bir atmosfer oluşmalıydı.
Trabzonspor bu sezon iyi şeyler yapıyor.
Şampiyonluğun en güçlü adaylarından biri konumunda.
Artık taraftarların da bu bilinçle hareket ederek,
takımlarına sonuna kadar destek vermeleri gerekiyor.
***
BİR GÜN DEĞİL, HER GÜN BORDO-MAVİ!
Trabzon’da maç günü geldi mi, şehrin havası bile değişir.
Sabahın erken saatlerinden itibaren sokaklarda bordo-mavi formalarıyla dolaşan insanları görürsünüz. Kimi işe giderken giyer formayı, kimi pazara… Kimi çocuğunu okula bırakırken, kimi kahveye otururken…
Ama o forma üzerindeyse bilirsiniz ki o gün maç vardır.
Bu şehirde forma sadece bir giysi değildir, bir duruşun, bir sevdanın, bir kimliğin simgesidir.
Geçtiğimiz günlerde Trabzonspor’un eski teknik direktörlerinden Mustafa Reşit Akçay, hepimizin içini kıpır kıpır eden bir öneride bulundu:
“Dünya Trabzonsporlular Forma Giyme Günü
Ne güzel fikir değil mi?
Düşünsenize; dünyanın neresinde olursa olsun, aynı gün herkes bordo-mavi formasıyla dışarı çıkıyor. Kimisi Almanya’da, kimisi Avustralya’da, kimisi Ortahisar’da...
Aynı renk, aynı sevda, aynı gün!
Trabzonspor yönetimi de bu fikri gündemine almış. Henüz karar verilmemiş ama konuşuluyor.
Tabii işin ekonomik tarafı da var. Binlerce, hatta yüz binlerce forma bastırmak kolay değil.
Yönetim de doğal olarak şunu düşünüyor: “Ya yeterince forma satılmazsa?”
Haklı bir endişe belki, ama bazen bazı şeyleri rakamla değil, duyguyla ölçmek gerekir.
Çünkü bu fikir, sadece bir forma günü değildir.
Bu fikir; “Biz Trabzonsporluyuz, dünyanın neresinde olursak olalım, aynı renklere aidiz” diyebilmenin yoludur.
Bir gün için bile olsa o formayı giyip sokağa çıkmak, bir selamlaşmada, bir tebessümde aynı sevdada buluşmaktır.
Belki de bu şehir o gün daha da güzelleşecek.
Belki hiç tanımadığın biriyle göz göze geldiğinde, üzerinizdeki forma sayesinde bir gülümseme paylaşacaksınız.
İşte o zaman anlayacağız ki Trabzonspor sadece bir takım değil, koca bir dünyadır.
Bu yüzden diyorum ki;
Trabzonspor yönetimi bu fikri ciddiye almalı, bu hayali gerçeğe dönüştürmeli.
Bir tarih belirlenmeli ve o gün “Dünya Trabzonsporlular Forma Giyme Günü” olarak ilan edilmeli.
Çünkü biz Trabzonlular için forma giymek zaten bir gelenek…
O günü resmileştirmek ise sadece bu sevdaya adı konmuş bir anlam katmak olur.
Ve inanıyorum…
O gün geldiğinde, bordo-mavi sadece Trabzon sokaklarını değil, dünyayı da saracak.
***
TRABZON’UN İMKÂNSIZLIKLARINDAN DOĞAN SANAT
Trabzon, el sanatları bakımından Türkiye’nin en özel illerinden biridir.
Ancak bu sanatın doğuşu, sanıldığı gibi “sanat yapma tutkusu” ile değil; hayatın zorunlulukları ile başlamıştır.
Bildiğiniz üzere Trabzon, dağlık bir coğrafyaya sahip. Özellikle iç kesimlerde, köylerde ve kırsal bölgelerde ulaşım geçmişte oldukça zordu. Yollar çamur, mesafeler uzun, imkânlar kısıtlıydı.
İnsanlar ihtiyaç duydukları her şeyi şehir merkezinden alabilmek için atlar, katırlar ya da nadiren de olsa eski kamyonlarla yollara düşerdi.
Ama çoğu zaman, bu da mümkün olmazdı.
İşte tam da bu yüzden, Trabzon insanı kendi ihtiyaçlarını kendi üretmek zorunda kaldı.
Demirle soba yaptı, ormandan odun kesip kaşık yonttu, taşlardan mezar taşı oyarak sanatını işledi.
Sepetini ördü, süpürgesini bağladı, bıçağını kendi dövdü.
Günlük hayatını sürdürmek için eliyle üretti, aklıyla geliştirdi.
Bu çabanın adı “sanat” değildi belki ama ortaya çıkan eserler sanatın ta kendisiydi.
Ve zamanla, bu beceriler nesilden nesile aktarıldı.
Yıllar geçti, teknoloji gelişti, ulaşım kolaylaştı…
Ama o el emeğinin, o alın terinin kıymeti azalmadı.
Bugün hâlâ Trabzon’un köylerinde, kasabalarında bu sanatları yaşatan ustalar var.
Ancak üzülerek söylüyorum ki, genç kuşaklar artık bu mesleklere eskisi kadar ilgi göstermiyor.
Oysa bu ustalar, yalnızca üretmiyor; bir kültürü yaşatıyorlar.
Bu yüzden çağrımız açık:
“Bu ustalar yalnız bırakılmamalı.”
Kültür müdürlükleri, belediyeler, sivil toplum kuruluşları el birliğiyle bu değerli insanlara sahip çıkmalı.
Küçük atölyeler kurulmalı, gençler bu ustalarla bir araya getirilmeli.
Haftada bir gün bile olsa, onların dizinin dibinde oturup bir şeyler öğrenmek; hem el becerisine hem de ruha sanat katacaktır.
Unutmayalım:
Trabzon’un imkânsızlıklarından doğan bu sanat, geleceğe taşınmazsa kaybedeceğimiz şey sadece el emeği değil — bir kimliktir, bir ruh, bir geçmiştir.
***
TRABZON’UN YENİ TUTKUSU: MOTOSİKLET
Son yıllarda Türkiye genelinde motosiklet kullanımı adeta bir patlama yaşadı. Artan akaryakıt fiyatları, yüksek araç vergileri, sigorta primleri ve bitmek bilmeyen trafik yoğunluğu... Tüm bu etkenler bireyleri daha ekonomik, pratik ve özgür bir ulaşım aracı olan motosiklete yöneltti.
Bu rüzgâr, Trabzon’un sokaklarını da etkisi altına almış durumda. Artık neredeyse her köşe başında bir motosiklet park edilmiş görüyoruz. Dahası, kadınların da motosikletle işe gittiğine sıkça tanık oluyoruz. Yıllar önce bu şehirde neredeyse hiç olmayan bir manzara, bugün Trabzon’un günlük hayatının bir parçası haline geldi.
Karadeniz Teknik Üniversitesi de bu değişime kayıtsız kalmadı. Kampüsün hemen her kapısında, öğrenciler için özel motosiklet park alanları oluşturuldu. Öğrenciler sabah motosikletleriyle gelip otoparka bırakıyor, derslerine katıldıktan sonra yeniden motosikletlerine atlayıp evlerine dönüyor. Ulaşımın bu kadar pratik hale gelmesi, gençler için büyük bir avantaj. Çünkü motosiklet hem ekonomik hem de zaman kazandıran bir ulaşım aracı.
Ancak her güzel şeyin bir riski de var. Trafikte motosikletlerin yaptığı ani manevralar, özellikle şehir merkezinde ciddi tehlikeler yaratabiliyor. Ne yazık ki kazaların büyük bölümü de bu dikkatsizliklerden kaynaklanıyor. Bir diğer dikkat çeken nokta ise, motosiklet ehliyet yaşının otomobil ehliyetinden düşük olması. Bu durum, gençlerin erken yaşta motosiklete yönelmesine yol açıyor.
Tabii bu artış sadece kullanımda değil, ticarette de kendini gösteriyor. Trabzon’da son birkaç yılda motosiklet satışı yapan mağazaların sayısı hızla arttı. Otomobillere kıyasla daha uygun fiyatlı olması, talebi doğal olarak bu yöne kaydırdı.
Elbette motosiklet keyifli, ama her zaman doğru tercih olmayabilir. Kısa mesafelerde, Avrupa’daki örneklerde olduğu gibi bisiklet kullanımı da teşvik edilebilir. Ancak Trabzon’un engebeli coğrafyası, bisikleti ulaşım aracı olarak değil, daha çok spor veya eğlence aracı haline getiriyor. Yine de şehirde bisiklet yolları çoğalırsa, kim bilir, belki bir gün “Trabzon’da bisiklet festivali” düzenlenir.
Sonuç olarak; motosiklet artık Trabzon’un yeni ulaşım kültürünün bir parçası. Rüzgâr saçlarda, şehir gözün önünde... Ama unutmayalım: “Hız değil, dikkat hayat kurtarır.”