08.05.2025 KILÇIK

ADALET BU LİGDE MİSAFİR OYUNCU!

"Yiğidi öldür ama hakkını yeme" der atalarımız. Ama gel gör ki futbolda işler öyle yürümüyor. Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın söyledikleri, yıllardır Türk futbolunun derin yarasına parmak basıyor. Bir yanda sahada ter döken emekçiler, öte yanda masa başında alınan kararlarla çalınan emekler... Haksızlık diz boyu, ama herkes sus pus.

Ertuğrul Doğan açık açık söylüyor: "İki takımın üzerine kurulmuş bir sistem var." Kızsa haksız değil, çünkü bu memlekette top yuvarlanmıyor artık; adalet eğilip bükülüyor. 90. dakikada yanlış oyuncuya ofsayt çalınması, VAR’ın rekor hızda karar verip yanlış hüküm kesmesi… Hani nerede futbolun adaleti? Hani nerede "hata insana mahsustur" dedirten o iyi niyet?

Başkan, "ne desem ceza yazarlar" diyor. İşte orası can acıtıyor. Söz söyleyenin susturulduğu bir düzende, adalet körebe oynar. İnsan, içinden geleni söyleyemeyecekse başkan olmanın ne anlamı kalır? Ama o da biliyor, taşı sıkıp suyunu çıkarırsan bile, bu düzende sesin kısılır, hakkın gaspedilir.

Bir yandan da öyle bir edep, öyle bir olgunluk var ki sözlerinde... Ne demiş büyüklerimiz: “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.” Ertuğrul Doğan da kelimeleri kılıç gibi değil, merhem gibi kullanıyor. Ama herkes biliyor: O merhemin altı ateş dolu.

Ertuğrul Doğan sadece Trabzonspor için değil, Anadolu futbolunun sesi oluyor. Çünkü bu mesele sadece bordo-maviyle sınırlı değil. Anadolu’nun alnı terli çocuklarının, hakkı yenmiş kalecilerin, sessizce sahayı terk eden teknik direktörlerin isyanıdır bu. "Delik büyükse yaman tutmaz" demişler; bu sistem de artık yamayla düzelmez, kökünden değişmeli.

Eğer bu sese kulak verilmezse, futbol sadece iki takımın arasında dönen bir orta oyununa döner. Ve biz seyirciler de, tribünde değil, kandırılmışlık duygusunun pençesinde buluruz kendimizi.

Ama unutmayalım, "Su uyur, hakikat uyanır." Bir gün bu çarpık düzen değişirse, işte o zaman sahada gerçekten futbol oynanır, masa başında değil.

***

TRABZONSPOR’UN EKONOMİK SAVAŞI

Tam da Karadeniz’in kendine has rüzgârı gibi, Trabzonspor’un son dönemdeki ekonomik açıklamaları da sert ama gerçekçi esiyor.

Başkan Ertuğrul Doğan’ın yaptığı açıklamalar, "mecburi istikamet" tabelası gibi duruyor: Ya ayağını yorganına göre uzatacaksın, ya da sabaha yorgansız uyanacaksın.

Ortaya konan tablo, çok da pembe değil. 35 milyon Euro gelir, 100 milyona yakın gider…

Bu hesapla köy bakkalı bile üç ayda batardı.

Kaldı ki burası koca Trabzonspor. Bu işin şakası yok. Ama gel gör ki mesele sadece kasanın doluluğu değil, nasıl harcandığı, nereye gittiği.

Şimdiye kadar “biz büyüğüz, harcarız, alırız, oynarız” mantığıyla iş dönmüş gibi görünüyor. Fakat hesap zamanı geldi çattı.

Dikkat çekici olan şey, başkanın lafı dolandırmadan net konuşması. Hani bazı yöneticiler vardır, konuşur da konuşur ama bir şey anlamazsın. Burada en azından “neredeyiz, neyle uğraşıyoruz?” sorularının cevabı az çok verilmiş. Şunu da unutmamak lazım: Taraftarın en sevmediği şey belirsizliktir. Neyse o, açık açık konuşulmuş.

Şampiyon olduğumuz yıl 35 milyon Euro'luk kadroyla başarı geldi diyor başkan…

Evet, o sene gerçekten ‘kefeni yırttığımız’ seneydi. Hem akıllı kadro planlaması hem kenetlenme vardı. Bugün rakiplerin bizden 7-8 kat daha fazla para harcaması, futbolun ne kadar ekonomiyle iç içe geçtiğini gösteriyor. Artık sadece top oynamak değil, bütçeni de iyi yönetmek gerekiyor. Yani “önce parayı sonra kaleyi koru” devri başladı.

Borcun 5.2 milyar TL seviyesine çıkmış olması da kulübün ekonomik anlamda epeyce zorlandığını gösteriyor. Faizlerin %55’lere çıkması da cabası. Yani düğmeye bastığın an saat tik tak değil, direkt alarm çalıyor. Ama umut da var. “Bu borcu 2 milyar seviyelerine indireceğiz” sözü veriliyor. Eh, biz de diyelim ki “inşallah diyelim de umut kesilmesin.” Çünkü bu işler kuru lafla değil, emekle, planla, sabırla olur.

Ama sabır demişken…

E kolay iş değil bu. Trabzon taraftarı sabırsızdır. Her sezon şampiyonluk ister, her maçta galibiyet bekler. Bir bakmışsın 1 puan alınmış, ertesi gün sosyal medya cayır cayır. Ama buradaki mesele biraz da büyük düşünmek. Hani bazen tarlayı bir sene ekmezsin, ama öyle bir dinlenir ki, ertesi sene mahsul katlanır. İşte bu süreç de biraz öyle. Biraz sabır, biraz anlayış, ama en çok da doğru işler lazım.

Toparlarsak; ortada bir yangın var ama yangını seyreden yok. Eline kovayı alan koşuyor. Bu işin içinde olan herkes taşın altına elini koymuş gibi duruyor.

Önemli olan bundan sonra nasıl bir yol çizileceği. Sadece borç azaltmak değil mesele, aynı zamanda Trabzonspor’un kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi gelirini üretebilen bir kulüp haline gelmesi. Yoksa bugünün borcu kapanır, yarının borcu başka kapıdan girer.

Son söz: Bu iş ne başkana ne hocaya ne oyuncuya tek başına yüklenerek çözülür.

Bu iş “bir elin nesi var, iki elin sesi var” meselesidir.

Camiayla, taraftarla, akılla, alın teriyle çözülecek bir yolculuktur bu. Kimi zaman zorlu, kimi zaman inişli çıkışlı…

Ama yeter ki yön doğru olsun. Gerisi sabırla, inatla, Trabzon inadıyla gelir.

***

KEBAP HAYAL, BİLET MASAL!

Ziraat Türkiye Kupası finali kapıda, stadyumda yer kalmadı, telefonlar kilitlendi, taraftarlar bilet için adeta birbirini arıyor...

Hayır, mecaz değil, gerçekten arıyor!

Trabzonspor ile Galatasaray arasında 14 Mayıs’ta Gaziantep Büyükşehir Stadyumu’nda oynanacak bu büyük final, sadece sahada değil, tribünlerde ve WhatsApp gruplarında da nefes kesiyor.

Biletlerin %98’i satılmış. Kalan %2’lik dilim de çeyrek altın gibi kapış kapış giderse, final tam anlamıyla kapalı gişe oynanacak. Kulüp yöneticileri o kadar telefon almış ki, bazıları “Biz futbola gönül verdik, çağrı merkezine değil!” diye isyan etmiş durumda. Ama taraftar susmaz, bilet ister.

Bu maç öyle bir maç ki... Kazananı sorsan, cevabı belli: "Futbolseverler ve belki de yöneticilerin sonunda telefonu sessize almayı başaran parmakları."

Öte yandan, maç bahanesiyle Gaziantep’e gidecek olan Trabzonspor taraftarları "Hem finali izleriz hem kebabın alasını yeriz!" diye yola çıkmış durumda. Ama işte bir sorun var: Bilet yok! Online bilet tükenmiş, araya tanıdık sokanlar çoğalmış, yöneticilerin cep telefonları yangın yeri gibi.

Bir yanda maçı izleyememe korkusu, diğer yanda o meşhur kebapların ucundan bile tadamama ihtimali... Eh, hal böyle olunca sosyal medyada yankılar yükseliyor:
"Yandı canım keten helva!

***

KENT KONSEYİ DAVASI MAHKEMEDEN DÖNDÜ!

Hamamizade İhsanbey Kültür Merkezi'nde yapılan Kent Konseyi Genel Kurulu’nda başkanlık için Prof. Dr. Hasan Karal ile Murat Çavga yarıştı. Seçim sonunda Karal başkanlık koltuğunu kazandı. Ama Murat Çavga, işin peşini bırakmaya niyetli değil. Dedi ki, “Bir şeyler var, bir gariplik dönüyor,” ve hemen dava açtı. Çavga, ikinci turda sadece başkanlık seçiminin yapıldığını, yönetim kurulunun oylamaya girmediğini belirtti. Hem de herkesin cep telefonlarına bir SMS gönderildiğini söyledi.

Ama mahkeme ne yaptı? “Ortada bir usulsüzlük yok,” diyerek davayı reddetti. Yani seçim süreci düzgün yapılmış, hukuken herhangi bir sorun yok. Ancak Çavga, yine de bu işin peşini bırakmamaya kararlı. “Sonuna kadar takip edeceğim,” dedi. Bu durumda, Kent Konseyi’nden beklenen şey çok büyük. Yürütme kurulunun işi sıkı tutması gerek. Kimseye kukla bir yönetim izlettirilmemeli.

Kent Konseyi’ndeki yeni yönetimin, başkanla birlikte düzgün bir şekilde çalışması önemli. Herkesin katılımının sağlandığı, şeffaf bir yönetim kurmalı. Eğer işler doğru şekilde yönetilirse, herkes kazançlı çıkar. Çavga'nın da yaptığı gibi, “Her şeyin peşinden gidilmeli,” ama bu süreçte yönetimin de halkın taleplerine kulak vermesi gerekir.

Başkan ve ekibinin, bu süreci düzgün yönetebilmesi için çok dikkatli olmaları lazım. Kent Konseyi, halk için çalışan bir yönetim sergilemeli. Her karar, her adım şeffaf ve doğru olmalı.