07.11.2025 KILÇIK.
İKİ DAİRE BAŞKANI GÖREVDEN ALINDI!
Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nde son günlerde kulisler epey hareketli.
İtfaiye Daire Başkanı Mehmet Olcay Bal ile Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Muharrem Çimşit’in görevden alınması, belediye koridorlarında yankı uyandırdı.
Belediye kaynaklarından edinilen bilgilere göre, bu değişiklik bir süredir konuşuluyordu. Özellikle son aylarda bazı birimlerde yaşanan iç huzursuzluk ve yönetim tarzına yönelik eleştirilerin, bu kararda etkili olduğu ileri sürülüyor.
Kulislerde konuşulanlara göre, yeni dönemde “daha dinamik ve sahaya yakın isimlerin” göreve getirilmesi planlanıyor. Büyükşehir yönetiminin, önümüzdeki günlerde yeni atamaları duyuracağı ifade ediliyor.
Bazı belediye çevreleri bu değişimi, “yenilenme sürecinin başlangıcı” olarak yorumlarken; bazıları ise “beklenen bir adım” değerlendirmesinde bulunuyor.
Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nde rüzgârın yönü değişiyor gibi görünüyor…
Kimin gelip kimin gideceği ise, şimdilik kulislerin en çok merak edilen konusu.
***
VİCDANLA YAPILMAYAN MESLEK, YARIM KALIR
Trabzon’da hangi hastaneye giderseniz gidin, olağanüstü bir kalabalıkla karşılaşırsınız.
Bu yoğunluk, devlet ya da özel hastane fark etmeksizin her yerde kendini gösteriyor.
Bunun en önemli nedeni, doktor ile hasta arasındaki güven ilişkisinin zayıflamış olması.
Vatandaş bir rahatsızlık hissettiğinde doktora gidiyor; ancak çoğu zaman yeterli muayene yapılmadan, reçete yazılıp gönderiliyor.
Hastaya gerekli özen gösterilmeden, birkaç dakikalık bir görüşmeyle yapılan bu işlemler, tedavi arayışındaki insanı tatmin etmiyor.
Kendisiyle ilgilenilmediğini düşünen hasta, bu kez aynı branştan başka bir doktordan randevu alıyor.
Oysa ilk hekim, hastalığın seyrini anlatsa, yapılması gerekenleri sabırla açıklasa ve süreci paylaşsa, hasta o poliklinikten güven içinde ayrılacak.
Ancak ilgi eksikliği devam ettikçe, insanlar da şifa bulmak için hastanelerde dolaşmaya ve yeni randevular almaya devam ediyor.
Doktorluk, hemşirelik, öğretmenlik ve polislik gibi meslekler yalnızca bilgiyle değil, vicdanla yapılmalıdır.
Karşınızdaki insana insan olarak değer vermezseniz, sorunu çözmek yerine sadece geçici bir rahatlama sağlarsınız.
Bir doktor, bilgi ve tecrübesini vicdandan ayrı kullanırsa, hastayı yalnızca muayene etmiş olur.
Ancak insani bir yaklaşımla hastasına önem verdiğini hissettirdiğinde, tedavinin yarısı tamamlanmış demektir; gerisi ilaçlara kalır.
Eğitimde de durum farklı değildir.
Bir öğretmen için önemli olan, dersi anlatmak değil; öğrencinin konuyu nasıl anladığını fark edebilmek, eksiklerini görebilmektir.
Bir polis içinse, olaya yalnızca görev bilinciyle değil, vicdan ve adalet duygusuyla yaklaşmak, toplumda güveni tesis etmenin en temel yoludur.
İnsan, doğduğu andan itibaren hayatla birlikte hastalıklarla da mücadele eder.
Doktorlar da bu mesleğe başlamadan önce aynı yollardan geçmiş, aynı endişeleri yaşamış insanlardır.
Bir zamanlar hekimlerden ne bekliyorlarsa, bugün hastalar da onlardan aynı samimiyeti, aynı anlayışı bekliyor.
Evet, hastaneler kalabalık; bir doktor günde 50’nin üzerinde hastaya bakmak zorunda kalabiliyor.
Buna kimsenin itirazı yok.
Ancak 2-3 dakikalık bir muayene, hastayı iyileştirmez; sadece ertesi gün aynı kapıya geri getirir.
Doktorlar hastalarına gerçekten zaman ayırsa, doğru teşhis ve etkili bir tedavi süreci oluştursa;
hem başarı oranı artar hem de hastanelerdeki yoğunluk kendiliğinden azalır.
Kısacası, mesele bilgi değil, vicdandır.
Vicdanla yapılan her iş kalıcıdır; vicdansız yapılan her iş ise yarım kalmaya mahkûmdur.
***
BÜROKRATLARIN SABIR SINAVI
Geçtiğimiz günlerde Trabzon Büyükşehir Belediyesi, Akyazı’daki Park ve Bahçeler Müdürlüğü önünde vatandaşlara fidan dağıttı. Güzel bir etkinlikti; hem doğa adına umut vericiydi hem de vatandaşla belediyeyi buluşturdu. Ancak törende göze çarpan başka bir detay vardı: muhtarların iki bürokratın etrafında oluşturduğu yoğunluk!
Etkinlikte Yol Yapım, Bakım ve Onarım Dairesi Başkanı Mehmet Salih Mazlum ile TİSKİ Genel Müdür Yardımcısı Yusuf Keskin, adeta muhtarların kıskacına alınmıştı.
Bir grup muhtar Mazlum’un yanına gelip yol, asfalt, stabilize derken taleplerini sıralıyor; bir diğer grup da Keskin’in etrafında dönüp su arızalarından hat değişimlerine kadar her konuyu aktarıyordu.
Bir süre sonra tablo değişiyor; Mazlum’un yanındakiler Keskin’e, Keskin’in yanındakiler Mazlum’a yöneliyordu. Adeta canlı bir dilekçe trafiği yaşanıyordu.
İki bürokrat da büyük bir sabırla herkesi dinliyor, bir yandan not alıyor, diğer yandan telefonlara cevap veriyordu.
Tören boyunca ne bir dakika durabildiler, ne de nefes alacak bir ara bulabildiler.
Biz izlerken yorulduk, onlar çalışmaktan yorulmadı.
Bir düşünün…
Bizim 45 dakikalık gözlemimizde bile tablo buysa, bu insanların bir gününün nasıl geçtiğini tahmin etmek zor değil.
Trabzon’un 18 ilçesi, 716 mahallesi var.
Bu mahallelerin sadece üçte biri bile aynı gün içinde talepte bulunsa, bu iki isim tüm mesailerini telefon başında geçirmiş olur.
Üstelik bu birimlerde “mesai bitimi” diye bir şey yok.
Yol çökerse, su patlarsa, gece yarısı da olsa harekete geçmek zorundalar.
O gün gördük ki, sadece Mazlum ve Keskin değil; sahada görev yapan tüm bürokratlar, belediye personeli ve teknik ekipler yoğun bir tempoda çalışıyor.
Kimi zaman eleştiriyoruz, kimi zaman eksikleri konuşuyoruz ama bu kadar yükün altından kalkmak gerçekten kolay değil.
O yüzden…
Trabzon’un her mahallesine dokunan, sahada ter döken, telefonunu hiç kapatmayan bu insanlara biraz daha anlayış göstermek gerek.
Mehmet Salih Mazlum’a, Yusuf Keskin’e ve onların nezdinde tüm özverili çalışanlara kolaylıklar diliyorum.
Onların gayreti, bu şehrin düzeninin görünmeyen omurgası.
***
TEKNOLOJİ SAYGIYI YUTMASIN!
Teknoloji, doğru kullanıldığında büyük kolaylık.
Hayatımızı kolaylaştırıyor, iletişimi hızlandırıyor, bilgiye ulaşmayı basitleştiriyor.
Ama mesele şu ki; her kolaylık, zarafetle yan yana gitmiyor.
Son zamanlarda bazı alışkanlıklarımız öyle hızla değişti ki, neredeyse “saygı” kelimesini unutacağız.
Eskiden bir düğün davetiyesi verileceği zaman, düğün sahibi kapıyı çalar, elinde zarif bir zarfla “Sizi düğünümüze davet etmek istiyoruz” derdi.
O an, hem saygı hem de nezaketin ifadesiydi.
Şimdi ise işler değişti; bir WhatsApp mesajı gönderiliyor, ne bir arama, ne bir hal hatır sorma...
Sanki “davet etmiş olmak için” yapılmış bir formalite.
Kusura bakmayın ama bu davranış, kolaycılığın da ötesinde bir saygısızlık.
Tabii, biri size “Zahmet etme, davetiyeni bana WhatsApp’tan atabilirsin” diyorsa, o zaman mesele yok.
Ama hiç konuşmadan, sadece bir görseli mesajla yollamak...
Bu, görgüsüzlükle ilgilidir, teknolojiyle değil.
Bir de bayramlar vardı hani...
İnsanlar kartpostallar alır, içlerine birkaç kelimeyle koca bir sevgi sığdırırdı.
O kartların üzerinde “iyi dilek” değil, samimiyet yazardı.
Şimdi ise internette dolaşan bir görseli, kopyala-yapıştır yöntemiyle herkes birbirine gönderiyor.
Oysa uzaktaki bir büyüğünüzü, bir dakikalığına arayıp “Bayramınızı kutlamak istedim” demek, bin görselden daha değerlidir.
Toplum olarak, bizi biz yapan bu küçük ama anlamlı davranışları kaybettik.
Eskiden bayram sabahı erkenden kalkılır, büyüklerin eli öpülürdü.
Şimdi ise çoğumuz, o sabah bavulunu kapıp tatile gidiyor.
Kimseye kızamıyorum ama içim sızlıyor...
Evet, teknoloji güzel.
Ama saygıdan, sevgiden, zarafetten ödün verdiği anda güzelliğini yitiriyor.
Çağın imkânlarını kullanalım, elbette kullanacağız.
Ama örfümüzü, nezaketimizi, insani sıcaklığı kaybetmeden.
Çünkü bir toplum, kendisini var eden değerleri unuttuğunda, sadece kültürünü değil; kalbini de kaybeder.
Ve biz o noktaya tehlikeli biçimde yaklaşıyoruz.