07.08.2024 KILÇIK

ÇEBİ, GİDERAYAK SON TOPLANTISI YAPTI!

Dün Selahaddin Çebi yanına Büyükşehir ve Ortahisar Belediye Meclisi Başkanvekillerini alarak bir basın toplantısı yaptı.

Konu Ortahisar Belediyesi’nin icraatları ve SGK borçları ile ilgili gündem maddeleri idi.

Çebi, kahvaltılı basın toplantısında basın mensuplarını neredeyse üst üste oturttu! Sıcak havada masa üstünde semaverde kaynayan çayların buharı arasında açıklamalarda bulundu. Bir taraftan semaverler diğer taraftan da Çebi adeta buhar atıyordu.

Yüksek perdeden inişli çıkışlı ses tonuyla sanki çok öenmli şeyler anlatıyor imajı vermeye çalıştı. Yanı başında oturan Belediyelerin meclis başkanvekilleri Kavanoz ve Kanca, “ bir an önce toplantı bitsede gitsek” havasında idiler.

Çebi heyecanlı ve titrek ses tonuyla dişe dokunur hiçbir şey anlatmadı. Anlattıklarına kendisi de inanmadı!

 Zaten sorular karşısındaki vermiş olduğu tutarsız ve zikzaklı cevaplar Çebi’nin komik ve azc içine düştüğünü gösterdi!

Bu toplantıya kadar Çebi’nin belli ölçülerde siyasi bir donanıma ve bilgiye sahip olduğunu düşünüyorduk. Fakat ciddi bir hayal kırıklığı yaşadığımızı vurgulamadan geçemeyeceğiz. Bilgi, birikim, siyasi analiz, ileri görüşlülük, kendisini ifade edebilme gibi bir siyasetçide olması gereken hiçbir özelliği taşımadığını gördük!

Zamam zaman, “Çebi bu kadar saha çalışmaları yapıyor. Partisi için mücadele veriyor. Fakat parti içinde gereken değeri bir türlü göremiyor. Ortahisar’a Belediye Başkan adayı belirlenecek, görüşü sorulmuyor. Ortahisar Kadın Kolları Başkanı görevden alınıyor, sonradan haberi oluyor. Belediye Başkan adayı sözü veriliyor, vaz geçiliyor. Çebi’ye haksızlık yapılıyor” diye düşünüyorduk.

Fakat dünkü basın toplantısı performansı sonrası neden partililerin kendisine böyle davrandığını daha iyi anlamış olduk ve kendilerine hak verdik.

Çebi’nin taşıdığı koşulların siyaset yapamayacağına, bir partide arka planda 5 veya 6’ıncı sıra pozisyonunda çalışabilecek bir durumda olduğu kanaatine vardık!

Dünkü basın toplantısında Çebi, partisinden istifa edeceğini ve bundan sonra siyaset yapmayacağını söyleseydi de bu görüntüye tanıklık etmeseydik.

Zira kendisi çok iyi bir insan olmasına rağmen çok kötü ve yetersiz bir siyasetçi!

***

NİYE REDDETTİN ERMAN TOROĞLU?

Türkiye’de TV ekranlarından hakemlerin yönetimleriyle ilgili ilk yorum yapan isim Erman Toroğlu’ydu… Onun başlattığı furya ile neredeyse tüm ekranlar da hakem yorumcularıyla doldu. Bu yorumcuların tümü de eski hakemlerdi. Kendileri faal hakemlik yaparken birçok takımın canını yakmalarıyla bilinen bu hakem eskileri, ekran başına geçince ya da kalem ellerine verilince en acımasız hakem eleştirmeni kesilmekten geri durmadılar. Kendilerinin yaptıklarını çok kısa sürede unuttular. Büyük takımları nasıl korudukları, baskıya boyun eğdikleri, kokartlarını ya da yerlerini korumak için futbolun güçlü isimlerinin sahadaki düdüklü ya da bayraklı tetikçileri oldukları akıllarına bile gelmedi.

HACIOSMANOĞLU MHK BAŞKANLIĞI ÖNERMİŞ

Bu Erman Toroğlu da hala ekranlarda ya da gazetelerde hakem eleştirisi konusunda en acımasızı olarak yoluna devam ediyor. Zaman zaman magandalığa varan yorumları da, “Sokak ağzıyla konuşuyor. Buna ekranlarını ya da sayfalarını açanlara yazıklar olsun” dedirtiyor. Şimdi bunları neden mi yazdık? Çünkü bu eski futbolcu ve hakem, şimdinin hakem yorumcusu Erman Toroğlu, Süper Kupa finalinde Beşiktaş'ın Galatasaray'ı mağlup etmesinin ardından Ekol TV'de yaptığı açıklamalarla gündeme oturdu. Canlı yayında konuşan Toroğlu, yeni TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun kendisine Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanlığı teklifinde bulunduğunu ancak bu teklifi reddettiğini açıkladı. Toroğlu, "TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu bana MHK Başkanlığı teklif etti. Kabul etmedim. Hakemliğe başlarken yemin ettim çünkü," ifadelerini kullandı.

BAŞKAN OLUP SİSTEMİ DÜZELTSEN OLMAZ MI?

Ekrana çıkıp yüksek perdeden hakemleri ya da MHK’yi eleştirmek kolay… Ya da eline tutuşturulan kalemle yazmak da öyle ahım şahım bir durum değil. Yıllardır Merkez Hakem Kurulu’nda, hakemlik dünyasında dönen dolapları yazıyorsun, konuşuyorsun. İyi de ediyorsun da senin bu ülkeye, futboluna hiç mi bir borcun yok. Yani sistemin içine girip, onu değiştirmek, hakemlerin adil maç yönetmesini sağlamak, onların torpilsiz olarak yükselişine katkıda bulunmak hiç mi aklına gelmiyor? Hiç mi, “Bu işin içine gireyim, zaten arka planda neler yaşanıyor biliyorum. Bu arı kovanına çomağı sokup, hakemlik düzenini sil baştan düzenleyeyim. Ülke futboluna da büyük bir katkıda bulunayım. Tüm Türkiye, hatta UEFA ve FİFA bile hakemlik müessesi nasıl olurmuş göstereyim” demiyorsun.

ONURLU İNSAN ARTIK YORUM DA YAPMAZ

Yeni başkan İbrahim Hacıosmanoğlu da teklifi getirmişken, böyle bir fırsatı neden kaçırıyorsun Erman Toroğlu? Yoksa aslında bu çarkın bir parçası olmaktan kaçınamayacağını ve sonuçta tepeden gelen emirleri uygulamaktan başka yapacak bir şeyin olmadığını mı biliyorsun? Çünkü bu sistemden en çok beslenenlerden birisin. Hakemliğinde de başta Trabzonspor olmak üzere nice takımların canını yaktığının canlı tanığıyız. Ekranda konuşurken de tepeden gelecek, “Şu kulübü koruyun biraz” şeklindeki uyarılara ‘ya inandığımı konuşurum, ya hiç konuşmam’ da diyemediğini biliyorsun sanırım. Yaşadığın lüks hayatın tadını ölene kadar çıkarmak istersin. Bundan asla vazgeçemezsin. Onun için de sisteme çomak sokmak yerine, ekranlarda taraftarların gazını almanın keyfini sürmek en iyisi değil mi?

Ve son söz; MHK başkanlığı önerisini kabul etmeyen senin, ekranlarda ve gazetelerde artık hakemleri eleştirmeye, haklarında yorum yapmaya hakkın yok biliyor musun? Onurlu insan bir daha çıkıp konuşup, ahkam kesmez!

Onu da yapamazsın değil mi Erman Toroğlu!

***

TAMAM DA HEGAMONYA NASIL KIRILDI?

Trabzonspor’da başkanlar, yöneticiler medyaya ya da bir etkinlikte konuşurken, bu kulübün nasıl da büyük olduğunu, Türkiye’de bir devrime imza attığını ve Anadolu’nun lideri olduğunu beylik sözlerle anlatır. İstanbul hegemonyasına nasıl son verdiğini, Anadolu ihtilalini ne güzel yaptığını ballandıra ballandıra dillendirir. Ama bunun nasıl gerçekleştirdiğine hiç kafa yormaz. Geçtiğimiz günlerde, yani 2 Ağustos’ta Trabzonspor’un 57’nci kuruluş yıldönümüydü. 1 Ağustos tarihinde de 1’nci lige çıkışının 50’nci yılı etkinlikleri düzenlendi. Eski başkanlardan Faruk Nafız Özak da, bu önemli dönemi bir belgesele dönüştürmüş… Özak kuşkusuz bunu yaparken, kendisinin de kaptan o dönemin içinde olmasının rolü büyüktür. Yoksa içinde olmasaydı, böyle bir belgesel aklının ucundan bile geçmezdi. Bakın Trabzonspor her geçen gün biraz daha erozyona uğruyor ama hiç sesi soluğu çıkıyor mu? Ama iş kendisinin de içinde bulunduğu tarihe geçme belgeseline gelince aylarca ter dökmekten geri durmuyor..

EFSANEYİ YARATAN EYLEMLER UMURUNUZDA MI?

Neyse konumuz Faruk Nafız Özak’ın kendisinin de içinde bulunduğu dönemin belgeselini yapması değil… Burada Başkan Ertuğrul Doğan kulübün o günlerde nasıl büyük olduğunu anlatmasına, bir gün sonra da Asbaşkan Zeyyat Kafkas’ın, Trabzonspor’un nasıl hegemonya kurduğuna ve hegemonyaları yıktığına değinmesine gönderme yapmak amacım… Ne güzel konuşuyorsunuz bu kulübün 1970’li yılların ortalarında Türk futbolunda bir devrim yapan Trabzonspor’dan söz ederken… İyi güzel de, bir kez olsun o günlerden örnek alıyor musunuz? O dönem bu kulübün başkanı Salih Erdem önderliğindeki yönetimin, camia ile birlikte hareket ederek dışarıdan transfer yerine kendi çocuklarına güvenme politikasını nasıl hayata geçirdiklerini hiç düşünmüyorsunuz. Kulüp tam batmışken, belki de kapısına kilit vurulma aşamasına gelmişken, henüz 42 yaşındaki başkan Salih Erdem’in önderliğindeki yönetimin beyin fırtınalarını hiç duydunuz mu? Trabzonspor’un dışarıdan transferlerle asla başarılı olamayacağı fikrinin nasıl oluştuğu konusunda bir düşünceye sahip misiniz? Bu düşünceyi oluşturanların, o dönemki yaşadıklarını, kulübü ayakta tutmak için ne tür fedakarlıklar yaptıklarını bilir misiniz?

ONLAR NE YAPMIŞTI, SİZ NE YAPIYORSUNUZ?

Trabzonspor’u 1’nci lige taşıyan ve sonra şampiyonluklara ambargo koyan o takım kurulurken, Rizespor’da Sebatspor’da, Erzurumspor’da Trabzon amatör takımlarında forma giyen Trabzonlu gençlerin nasıl da Bordo-Mavi formaya çağrıldıklarını derinliğine hiç düşünmüyorsunuz. Bunların başına henüz 39 yaşındaki Ahmet Suat Özyazıcı’nın getirilip, güvenilerek yola çıkıldığını ve asıl devrimin bu olduğunun farkında bile değilsiniz. Ya da farkında olsanız da bugün hiç umurunuzda bile değil, o günkü yönetimin biraz da zorunluluktan da olsa düşünsel bir devrimi, eyleme dönüştürmeleri… Siz ne yapıyorsunuz? Tek bildiğiniz transfer yapmak, kulübü biraz daha batağa saplamak, hayale yatırım yapmak ve sonra da borcu 7 milyar liraya doğru yaklaştırmak… Bunu ne uğruna yapıyorsunuz? “Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray çok transfer yapıyor. Taraftar bizi tefe koymasın. Biz de yapalım” düşüncesinden kaynaklı tüm eylemleriniz.

Oysa Trabzonspor hegemonyasını kuran ve hegemonyaları yıkan takım haline dönüşürken, bu kulübü yönetenler Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ı örnek aldıkları uygulamalardan vazgeçmişlerdi. Tüketen değil, üreten bir Trabzonspor yaratarak efsaneyi dünya markası yapmışlardı.

Peki ya siz!!!

***

SÜLEYMAN SOYLU’NUN AMACI NE?

Bir dönemler Demokrat Parti Genel Başkanı olan ve o dönemlerde Adalet ve Kalkınma Partisi ile lideri Recep Tayyıp Erdoğan’a söylenmedik söz bırakmayan Süleyman Soylu, bir anda değişime uğramış ve görkemli bir törenle bu partiye katılmıştı. Soylu şimdi çok tartışılıyor. Hakkında sayısız iddialar gündeme getiriliyor. Özellikle yeraltı dünyasının önemli figürlerinden Sedat Peker’in yaptığı videolarda ortaya attığı iddialar yenilir yutulur değildi. Süleyman Soylu baş hedefti. Peker tam işi Cumhurbaşkanı Recep Tayyıp Erdoğan’a getirecekti ki susturuldu. O süreçte Süleyman Soylu, İçişleri bakanıydı. Bakanlıktan alınacağı ifade ediliyordu. Hatta bir ara istifa etti ama devreye Devlet Bahçeli ve MHP girdi, iş tatlıya bağlandı. Soylu suçlandığı ve görevden alınacağı süre içinde bir canlı yayında, “Azdan az, çoktan çok gider” diyerek adeta mensubu olduğu partiye gözdağı da vermişti.

SÜREKLİ TARTIŞMALARIN ODAĞINDAKİ İSİM

Türkiye’de yeni bir seçim oldu. İki bakan dışında kalanlar seçimde milletvekili yapıldı. Bakanlıkları sonlandırıldı. Bunlardan biri de Süleyman Soylu’ydu. Hakkında yeniden çok ciddi iddialar ortaya atıldı. Soylu, önce Saray’a çıktı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyıp Erdoğan ile görüştü. Ardından Büyük Millet Meclisine, “Milletvekilliğim düşürülsün, dokunulmazlığım kaldırılsın” başvurusunda bulundu. Ancak bunun hukuksal bir karşılığı bulunmuyor. Son birkaç yıldır AKP içinde Süleyman Soylu ile ilgili bir rahatsızlık var ama o da yanına belli kesimleri alıp, bir de MHP desteğiyle birlikte ayakta duruyor. Şimdi partiden ayrılacak mı, yeni parti kuracak mı, MHP’nin başına geçecek mi, gelecekte Erdoğan’dan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genel başkanı mı olacak? Şeklinde sorular kafaları kurcalıyor. Soylu’nun hamleleri Türkiye’de birçok insan tarafından soruluyor ama henüz net bir karşılık bulmuş görülmüyor.

ERDOĞAN’A RAĞMEN ETKİLİ SİYASET YAPAMAYIZ

Tüm bunlar yaşanırken yıllar önce yaşadığım bir anım aklıma geldi. Sizinle bunu paylaşayım. Demokrat Parti Genel başkanlığını bırakıp AKP’ye katıldığı sırasında Süleyman Soylu’nun en yakınlarında bulunan bir isimle uzun bir sohbetimiz olmuştu. Kendisine, “Bu kadar sert muhalefet yapan bir genel başkan, şimdi bu partiye nasıl geçebiliyor? Hakkında demediği laf kalmayan Recep Tayyıp Erdoğan’ın emrinde siyaset yapmak onun canını hiç yakmayacak mı?” diye sormuştum. Soylu’nun yakınındaki kişi de, “Süleyman bey bizimle bir toplantı yaptı. Recep Tayyıp Erdoğan olduğu süre içinde bizim etkili bir şekilde siyaset yapma şansımız yok. Oylarımızı da artırmamız mümkün değil. Bunun için Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçip, mücadeleyi orada sürdüreceğiz. Nihai hedefimiz ise Erdoğan sonrasında bu partinin genel başkanlığı ve merkezini yönetmek olacak” şeklinde açıklamalar yapmıştı.

Şimdi yaşananlara bakınca bunlar geçti beynimin içinden bir film şeridi gibi…

Ne diyelim, siyaset bu ve her türlü oyun içinde bulunur.

***

MUHALİF İŞ İNSANLARI ZAM YAPTI MI?

Kapalı kapılar ardında birçok iş insanının muhalif olduğunu görürsün… Konuştuklarında iktidara sallamada mangalda kül bırakmazlar. Ama iş, para kazanmaya geldiğinde AKP İktidarından yararlanmak için kırk takla atarlar. Bakanlarıyla, milletvekilleriyle, belediye başkanlarıyla, il başkanları, ilçe başkanları ya da yöneticileriyle ne kadar samimi olduklarını görürsün. Özellikle onlardan etkili olan kişiler telefonlarına bakmadığında küplere biner, randevu talep eder, bunu kopardıklarında sevinç gösterileri yapanlara da rastladık. Neyse konumuz farklı, çok uzatmayalım. Biliyorsunuz iktidar seçim yok diye, geniş halk kesimlerini mağdur eden uygulamaları hayata geçiriyor. En büyük darbeyi de asgari ücretliye vurdu. Ülkede gerçek enflasyon yüzde yüzün üzerindeyken Temmuz ayında zam yapmadı ve 17 bin 3 lirada bıraktı… Hani tabir yerindeyse bozdur bozdur ye!...

ASGARİ ÜCRETE SİZ ZAM YAPTINIZ MI?

İktidarın ülkeyi 22 yıldır yönetirken, yoksulun karşısında, zenginin yanında olduğunu biliyoruz. Hatta iktidarı kendilerini Karun gibi zenginleştirme aracı olarak gördüklerinin de farkındayız. Peki onlar böyle de, başta CHP’liler olmak üzere, muhalif iş insanları ne yapıyor? Mesela iktidarı her konuda eleştirirken, bu asgari ücretlinin 17 bin 3 liralık ücretini içlerine sindirebiliyorlar mı? Yani, “Oh be ne iyi oldu. Biz de işçiyi biraz daha ezip, daha çok kazanacağız. Servetimizi daha da büyütme şansı yakaladık. Teşekkürler Adalet ve Kalkınma Partisi” diyorlar mı? Yoksa, “Bir dakika arkadaş… Bizim aylık net karımız 300 bin 400 bin lirayı buluyor. Yanımızda çalışan işçiler ise 17 bin 3 lirayla yaşam savaşı veriyor. Bizim buna gönlümüz razı olmaz. O nedenle kendi işyerlerimizde en düşük ücreti 25 bin liraya yükseltiyoruz” diyerek emekçinin hakkını az da olsa verme düşüncesini hayata geçiriyorlar mı? Evet var mı çevrenizde iktidara kapalı kapılar arkasında ya da içki sofralarında tepki üzerine tepki koyan ve ezilen işçisinin hakkını bir ölçüde veren iş insanı?

Var mı?!