06.05.2025 KILÇIK

HAKEM SKANDALLARI TRABZONSPOR’U VURDU!

Trabzonspor, son yıllarda hakem hatalarıyla sıklıkla karşı karşıya kalan ve adeta bu hatalarla bir şekilde mücadele etmeye çalışan bir takım haline geldi. Her maçta bir şekilde hakemlerin yanlış kararları, Trabzonspor’un hakkını gasp ediyor ve bu durum sürekli olarak takımın üst sıralara tırmanmasını engelliyor. Gerçekten de artık "hakem hatası" demek, bu kadar sıklıkla yaşanan olaylar için yeterli bir açıklama olamaz.

Dün akşam Kasımpaşa maçında yaşanan durum da bunun en net örneklerinden biriydi. Simon Banza'nın attığı gol, tamamen nizami bir golken, hakemler tarafından geçersiz sayıldı. Oysa ki pozisyon oldukça netti. Aynı şekilde Çaykur Rizespor maçında da, Banza’nın golü yanlış bir ofsayt çizgisi ile iptal edilmişti. Bu tür kararlar sadece Trabzonspor için değil, Türk futbolu için de büyük bir sorun. Çünkü futbolda adaletin olmadığı bir ortamda, bu tür hatalar sadece takımların değil, ligimizin bütün prestijini de zedeler.

Aslında sorun sadece tek bir maçta yaşanan hatalarla sınırlı değil. Trabzonspor, yıllardır bu tür kararlarla karşı karşıya kalıyor. Fenerbahçe maçında Okay Yokuşlu'nun golü verilmedi, Galatasaray maçında Banza’nın penaltısı es geçildi ve bir sürü açık ofsayt durumu yaşandı. Bu tür kararlar, futbolda rekabetin ve adaletin sağlanamadığını gösteriyor. Sadece Trabzonspor’un hakkı çalınmıyor, Türk futbolunun ruhu zedeleniyor.

Özellikle MHK ve TFF’nin bu durumu sürekli görmezden gelmesi, taraftarları daha da öfkelendiriyor. Trabzonspor’a karşı bir önyargı olup olmadığı sorgulanıyor, çünkü her şeyin üzerinde bir eşitlik ve adalet olması beklenir. Futbolun amacı, doğru kararlarla oynanmasıdır ve şu an yaşananlar bunun tersine gidiyor. Trabzonspor camiasının da bu hakem hatalarına karşı sessiz kalmaması, her durumda hakkını araması son derece haklı bir tavır.

Sonuç olarak, bu durum sadece Trabzonspor için değil, tüm Süper Lig ve Türk futbolu için büyük bir sorun. Futbolun adil ve şeffaf bir ortamda oynanması gerektiğine inanıyorum. Hakem hatalarının bu kadar yoğun ve belirleyici olmasının engellenmesi ve adaletin sağlanması, hepimizin ortak beklentisi olmalı.

***

Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya’ya mali meseleler konusunda katılıyorum. Ne diyor Kaya ‘Biraz da beni dinleyin, hak verin.’ İşte ben de bu noktada diyorum ki, hak verin kardeşim.

Bugün belediyecilik dediğimiz iş, yol yapmakla, beton dökmekle, kaldırım dizmekle bitmiyor. Halkın halinden anlamak gerek. Karnı aç olanın, evine ekmek götüremeyenin, borcunu çeviremeyenin derdi asfalt değil; bir sıcak çorba, bir samimi el, bir umut dolu bakıştır.

Ahmet Başkan da diyor ya, ‘İnsanlar artık betonla değil, kendilerine dokunan hizmetle ilgileniyor.’

Çok doğru!

 Lakin gelin görün ki, Ortahisar Belediyesi bugün adeta iğneyle kuyu kazar hâlde. İller Bankası’ndan gelen para 46 milyon TL, ama ödenecek maaş ve ikramiye 120 milyon TL... Bu Buoldukça vahim bir durum:!

Söylemesi kolay ama idare etmesi zor bir tablo bu. Ortada bir yanlış var. Geçmişte gözü kapalı, ‘aman bizden olsun, nasıl olsa yer bulunur’ diyerek yüzlerce kişi fazladan personel alındı.

Şimdi ne oldu?

O yük çöktü belediyenin sırtına. Bu memlekette alın teriyle çalışan hiçbir emekçi kardeşimin ekmeğine göz dikilmez elbette, ama yönetenin de biraz izanı, biraz da feraseti olur. Kendi makamını korumak uğruna kurumu bataklığa sürükleyenleri de görmezden gelemeyiz.

Bugün yaşanan bu ağır tablo, siyasi hesaplarla alınmış yanlış kararların, günü kurtarmaya dönük hamlelerin bir neticesidir.

Herkes kendini bir aynaya bakıp sorgulamalı. Bu yük, sadece Ortahisar Belediyesi’nin değil; Türkiye’deki pek çok belediyenin sırtında bir kambur hâline geldi. Bu işin artık parti meselesi falan kalmadı. Burada mesele memleketin geleceği, milletin refahı, evladımızın yarınıdır.

Eğer gerçekten hizmet etmemizi istiyorsanız, ‘Hadi bakalım çalışın ama gelirin yüzde 40’ını da borçlara keseceğiz’ demekle bu iş yürümez.

***

HUKUK FAKÜLTESİ İNŞAATI HIZLA İLERLİYOR

Trabzon Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Söğütlü Fatih Kampüsü’nde inşa edilen yeni binasının inşaatı, şehre ve üniversiteye dair heyecan verici bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin kampüsünden ayrılarak daha modern bir alanda faaliyete geçecek olan fakülte, sadece akademik anlamda değil, aynı zamanda şehir için de büyük bir değer taşıyor. İnşaat sürecinin hızla ilerlemesi ve yüksek standartlara sahip bir kampüsün ortaya çıkması, Trabzon'un eğitim altyapısındaki dönüşümün bir parçası.

Yeni kampüs, sadece Hukuk Fakültesi’ne değil, aynı zamanda üniversitenin diğer bölümlerine de hitap edecek şekilde tasarlanmış geniş amfiler ve sosyal alanlar sunuyor. Bu, üniversitenin eğitim olanaklarını büyük ölçüde genişletiyor. Üniversite öğrencileri için daha ferah, işlevsel ve modern bir ortam yaratılıyor. Aynı zamanda, yeşil alanlar, otopark ve ağaçlandırma gibi detaylar, öğrencilerin sosyal yaşamını ve kampüs içindeki zamanlarını daha kaliteli hale getirecek.

Yine de bu zorluklar, uzun vadede fakültenin ve üniversitenin gelişimi için atılan önemli adımların gölgesinde kalacak gibi görünüyor. İnşaatın hızla ilerlemesi ve belirlenen süreden önce tamamlanması, Trabzon Üniversitesi’nin güçlü bir vizyona sahip olduğunu gösteriyor. Bu tür projelerin bir diğer artısı, Trabzon’un eğitim alanında önemli bir cazibe merkezi haline gelmesi. Artık sadece yerel öğrenciler değil, bölgedeki diğer illerden de üniversiteye olan ilgi artacaktır.

***

FINDIK ÜRETİCİSİ TOPRAĞINI BETONA TESLİM EDİYOR!

Son yıllarda tarım sektöründe köklü değişimlere tanık oluyoruz, ancak hiç şüphesiz en çarpıcı dönüşümlerden biri fındık üreticilerinin toplu konut sektörüne adım atması. Bir zamanlar Türk tarımının lokomotif ürünlerinden biri olan fındık, bugün farklı bir ekonomik ve sosyal düzlemde şekilleniyor. Fındık üreticisinin müteahhitlerle kurduğu yeni ilişki, sadece tarım politikasının değil, aynı zamanda bölgesel ekonominin de nasıl dönüşüm geçirdiğinin bir göstergesi.

Fındık bahçelerinin kesilerek, yerine beton binaların inşa edilmesi, köylülerin en büyük geçim kaynağı olan tarımın bir kenara bırakılmasına neden oluyor. Ancak burada asıl dikkat çeken nokta, bu kararın yalnızca ekonomik zorunluluklardan değil, aynı zamanda mevcut tarımsal destekleme politikalarının ve fiyatların yetersizliğinden kaynaklanması. Fiskobirlik ve Toprak Mahsulleri Ofisi gibi kurumlar aracılığıyla sağlanan desteklerin artmaması, üreticiyi alternatif çözüm yollarına itiyor. Bu noktada, toprak sahipliğiyle gelen yeni bir düzen ortaya çıkıyor: "Kat karşılığı inşaat."

Bu değişim, fındık üreticisi için kaçınılmaz bir dönüşüm olmuş gibi görünüyor. Yıllarca emeğini fındık üretimine yatıran köylüler, artık bu emeği başka bir yöne, konut sektörüne kaydırıyorlar. Fakat bu dönüşümde, sadece üreticilerin değil, aynı zamanda yerel halkın da yer değiştirip, yeni ekonomik düzene nasıl adapte olacağı önemli bir soru işareti. Sonuçta, yalnızca toprak değil, aynı zamanda yaşam biçimi de yeniden şekilleniyor.

Fındık üretiminin durumu, elbette tek başına ekonomiyi değil, toplumsal yapıyı da etkileyecek. Zira köylerdeki geleneksel tarım yapısının yerini modern kentleşme süreçlerinin alması, yalnızca bireysel değil, toplumsal dengelerde de önemli kırılmalara yol açabilir. Ayrıca, bu dönüşümün uzun vadede fındık üretiminin geleceğini nasıl etkileyeceği, büyük bir belirsizlik taşıyor.