04.05.2025 KILÇIK

DOĞAN, GELECEĞE YATIRIM YAPIYOR!

Trabzonspor’un 58. Olağan Divan Genel Kurul toplantısı, Kadir Özcan Gençlik Geliştirme Merkezi Nizamettin Algan Salonu'nda gerçekleştirildi. Toplantıda Kulüp Başkanı Ertuğrul Doğan açıklamalarda bulundu. Doğan, kulübün içinde bulunduğu son durum hakkında divan kurulu üyelerine bilgi verdi. Bu bilgiler doğrultusunda bizler üzerinde bıraktığı izlenimi aktarmak istiyorum.

"Trabzonspor’un içinde bulunduğu tablo ortada. Borç, gelir-gider dengesizliği, sportif iniş çıkışlar… Tüm bunlara rağmen Başkan Ertuğrul Doğan’ın elini taşın altına koyduğunu, ciddi bir mücadele verdiğini kabul etmek lazım. Koltuğa oturduğu günden bu yana kulübün kronikleşmiş ekonomik sorunlarına kalıcı çözümler arıyor. Kartal ve Akyazı projeleri, tesislerin tapularının alınması, SPK üzerinden yürütülen sermaye artırımı gibi adımlar, kağıt üzerinde değil sahada da anlam kazanırsa kulüp biraz olsun nefes alabilir."

"Ertuğrul Doğan sadece günü kurtarmaya değil, sistemi değiştirmeye odaklanmış görünüyor. Süslü transferlerle tribünlere oynamaktansa, kulübü mali bağımsızlığa kavuşturacak projelerle uğraşmayı tercih ediyor. Bunu yaparken zaman zaman eleştiriler de alıyor ama doğrusu şu ki; bu işin kolay yolu yok. İster istemez bazı fedakârlıklar yapılması gerekiyor."

"U19 takımının başarısını sahiplenmesi ve genç oyunculara alan açma gayreti de göz ardı edilmemeli. Bu çocukları parlatıp A Takım’a kazandırmak, uzun vadede hem sportif hem ekonomik olarak büyük bir kazanım olabilir. Elbette bu süreç sabır ister, plansızlığa da asla yer yok."

"Kısacası, Başkan Doğan kusursuz değil, yaptığı her iş tartışmasız da değil ama ortada ciddi bir emek, bir çaba var. Taşıma suyla değirmen döndürmektense, kaynağın kendisini üretmeye çalışıyor. İşte asıl fark burada. Bu emek karşılık bulur mu, zaman gösterecek. Ama şu an için en azından mücadeleden kaçmadığını görüyoruz ve bu da az şey değil."

***

1461 TRABZON GÖZÜ KARARTTI!

1461 Trabzon'a önemi destek geldi!  KCT Yol Yapı İnşaat, kulübün isim sponsoru oldu. Başkan Celil Hekimoğlu’nun da dediği gibi, "Sponsor ne kadar güçlü olursa, takım da o kadar güçlü olur." Bu anlaşma Trabzon’a güç verir, kulübün hedeflerini büyütür.

"Biz 2. Lig takımıyız ama 1. Lig hedefliyoruz," demiş Başkan Hekimoğlu. Trabzon’un özüdür bu: Yüksek hedefler, büyük hayaller! "Ayağa kalkmanın bedeli var," derler, işte bu bedeli Trabzon, zamanla ödeyecek.

Muzaffer Bilazer de takımın başında kalıyor. O da “İnanç ve sabırla her işin üstesinden geliriz” diyor. Şimdi Trabzonlu’nun ruhu devreye girer. Ne derler, "Sabırla koruk olur, zamanla üzüm" diye, işte o sabır burada kendini gösterecek!

Altyapıdan çıkan gençler de büyük umut veriyor. Hekimoğlu’nun söylediği gibi, Trabzon futbolcu üretme konusunda güçlü. “Ne ekersen, onu biçersin.” Bu gençler de emekle, çalışarak toprağını yeşertecek.

Ve Cengiz Tosun'un “3 yıl içinde çok farklı yerlerde olacağız” demesi de boşuna değil. Taş yerinde ağırdır derler, işte o taş şimdi futbola koyuluyor. 3 yıl sonra Trabzon, sadece Türkiye’de değil, dünyada da adını duyuracak.

1461 Trabzon bu sezon sadece şehre değil, tüm Türk futboluna katkı yapacak. Trabzon’un adı, sadece yerel değil, uluslararası arenada da geçecek. Her işin başı inançtır; Trabzon'un inancı, bu takımı zirveye taşıyacak.

***

TRABZON, EVLADINI SESSİZCE SAHİPLENDİ

Siyasetin dili çoğu zaman gürültülüdür; herkes bir şey söyler ama az kişi hissedilmek ister. İşte Yavuz Ağıralioğlu’nun Trabzon’a dönüşü, tam da bu sessiz ama derin hissedişin bir örneği oldu. Ne mehterle karşılandı, ne de kürsüler kuruldu. Ama yürekten bir sahiplenme vardı, içe işleyen bir “senin yerin burası” duygusu...

Trabzon insanı bildiğini saklamaz, sevdiğini gösterir ama abartmaz. Yavuz’un dönüşü de öyle oldu. Yıllar boyunca Ankara’nın dar koridorlarında milletin derdini dillendirmeye çalışan bir evladına, memleketi yüzünü çevirmedi. Aksine, göz göze gelince anlaşılan bir vefa duygusuyla karşıladı onu. Ne protokol vardı ne de tören; lakin gönülde yer verilmişti, o belliydi.

Yavuz Ağıralioğlu, siyaset sahnesinde herkesin her şeyi söylediği bir zamanda, söylediği sözün ucuna dikkat edenlerden oldu. Eleştirirken bile üslubunu bozmamaya gayret eden, muhalefeti kişiselleştirmeyen, itirazını vakar içinde yapan bir çizgide yürüdü. Trabzon da bunu gördü, unutmamış.

Bu dönüş, bir zafer gösterisi değildi. Lakin içten, dürüst bir yürüyüşün meyvesiydi. Çünkü bazı gelişler sessiz olur ama etkisi uzun sürer. Yavuz’un dönüşü de öyleydi. Karadeniz insanı ona bir mesaj verdi aslında: "Sana yerimiz var, yeter ki yüzün bize dönük olsun."

Şimdi mesele, o bağı diri tutmak. Siyaset bir yana, memleket meselesi başka. Ve bu halk, kendi içinden gelen, sözü ile özü arasında fark olmayan kişiyi ayırmasını bilir.

***

BİR SİYASİ VEFASIZLIĞIN HİKÂYESİ!

Geçtiğimiz gün Ortahisar’da AK Parti Danışma Meclisi toplandı. Güzel bir kalabalık vardı, protokol yerini almış, salonda heyecanlı bir hava esiyordu. Hani dersin ya, "duyan gelmiş", misali…

Lakin ne yazık ki dikkatimizi çeken ve içimize sinmeyen bir hadise yaşandı,

Nice yıl bu davaya omuz vermiş, geceyi gündüze katmış bir isim  “Selahaddin Çebi” salondaydı ama ne bir hoş geldin sesi, ne bir tebessüm, ne de bir vefa nişanesi...

Sanki hiç orada bulunmamış gibi, göz göze bile gelinmedi. Vallahi gönül koydum, doğruya doğru.

Düşünün ki, bu adam AK Parti’nin ilk gençlik kolları başkanlığından tutun, ilçe başkanlığına; Bayburt’tan Ordu’ya, Giresun’dan Sinop’a kadar il koordinatörlüğüne dek uzanan bir hizmet yolu yürümüş. Yani taş üstüne taş koymuş, yeri geldi cebinden harcamış, yeri geldi ailesini bile ihmal etmiş bu dava için.

Ama gel gör ki, bir plaketin ucundan bile tutmadılar.

Şimdi sorarım size: Bu mudur vefa? Bu mudur yol arkadaşlığı? "Beraber ıslanmıştık biz bu yollarda" demek kolay ama o yağmurda kimin şemsiye açtığı, kimin iliklerine kadar ıslandığı da bir gün ortaya dökülür, unutmayın.

Siyasette aynı parti içinde farklı düşüncelere sahip olabilirsiniz. Herkesle aynı düşünmek mecbur değildir, buna sözüm yok. Lakin emek verene sırt dönmek, hele ki bunu herkesin içinde, ulu orta yapmak; ne dine, ne vicdana, ne de bu millete yakışır. Siyasi tarzı beğenmezsin, eleştirirsin, eyvallah. Ama görmezden gelmek, yok saymak... Vallahi ayıptır, günahtır.

Selahaddin Başkan, milletvekillerinin halkın içine çıkamadığı dönemlerde bile sokaktaydı. Esnafla çay içti, yaşlıların elini tuttu, gençlerin derdini dinledi. Lafla değil, iş ile yaptı siyasetini. Trabzon’un belki de en çalışkan siyasetçilerinden biriydi o dönemde. Biz şahidiz.

Şimdi soruyorum: Bu yanlış nereye kadar gider? Hani derler ya, "atalarımız kemik kemik sızlar bu hâli görse", işte öyle bir yerden içim sızladı.

Bu iş düzelmeli. Selahaddin Başkan’ın hakkı teslim edilmeli.