03.07.2025 KILÇIK
AHMET KAYA VE ‘’BORÇ’’ SİYASETİ!
Kulislerde muhalifler tarafından sıkça dillendirilen bir cümle var: “Ahmet Kaya hep borçtan bahsediyor. Bu kadar dert yanacaklardı, almasalardı belediyeyi!”
Muhalefetten meclis koridorlarına uzanan bu serzeniş, siyasetin diliyle örtülmeye çalışılsa da gerçekleri değiştirmiyor.
Biz, ilk günden bu yana Ortahisar Belediyesi meclis toplantılarını yakından takip ediyoruz. Gazetecilik refleksiyle, bu kentin sorunlarının konuşulacağı umuduyla oturumları izliyoruz.
Ancak ne yazık ki mikrofon grup başkanvekillerine uzandığında, "Siyaset yapmayalım" diye başlayan cümlelerin saniyeler içinde nasıl unutulduğuna defalarca şahit olduk.
Yaklaşık 800 milyon TL borçla devralınan Ortahisar Belediyesi 1.800 kişilik şişirilmiş personel sayısıyla mücadele ediyorken, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle İller Bankasından gelen gelirlere de el konuldu.
Elbette tüm belediyelere konuldu ancak Ak Partili Belediyelerin İller Bankası desteği tam gaz devam ediyor. %25 ile İller Bankasının verdiği krediden yararlanamayan CHP’li belediyeler %40-45’lerle kredi alıyor. Her ay maaş ödeyebilmek için kaynak arayan bir yönetimin, yatırım yapması bir yana, nefes alması bile zor hale gelmiş durumda.
Tüm bu tabloya rağmen mecliste, 10 yılın ekonomik enkazı görmezden gelinerek muhalefet eleştirileri havada uçuşuyor.
CHP’li üyeler söz aldığında ise geçmişe dair sorulara verilen cevaplar ister istemez eski yönetimin defterlerinde aranıyor.
Peki soruyoruz: Ahmet Kaya borç mu ödesin, maaş mı versin, yatırım mı yapsın?
Her gün ayrı bir yükün altına giren mevcut yönetim için çözüm beklenirken, meclis kürsülerinden gelen ithamlar, ne yazık ki kentin yarasına merhem olmaktan çok uzak görünüyor.
***
CUMHUR İTTİFAKI PATLADI!
Trabzon Ortahisar Belediyesi Temmuz ayı 2. meclis toplantısı, siyasi arenaya dönüşen dakikalara sahne oldu. Toplantının tansiyonunu yükselten an, AK Parti Grup Başkanvekili’nin “engelleme” ve “faiz yükü” eleştirisiyle başladı.
Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya'nın bu eleştirilere yanıt vermesinin ardından söz alan MHP Grup Başkanvekili Abdurrahman Kınalı, adeta yürek dağlayan bir ekonomi tablosu çizdi.
Kınalı “Dervişleri de yaşadık, krizleri de… Ama böylesini görmedik! İnsanlar artık birbirinden para isteyemez hale geldi. Utanır olduk. Faiz geçmişte de vardı, Demirel-Ecevit dönemlerinde de siyaset yaptım. Ama inanın o günkü kriz bile bugünün yanında solda sıfır kalır. O gün yüzde 5 bin repo faizleri vardı ama bu millet yine ayakta duruyordu. Bugün millet yaşamıyor, sürünüyor! Allah rızası için sesleniyorum, bu halk artık bu yükü taşıyamıyor!”
Salonda kısa bir sessizlik oldu…
Ardından ise alkışlar yankılandı. Ancak asıl şaşkınlık alkışların geldiği yerdi: CHP sıraları!
CHP grubunun Kınalı’ya alkışlarla verdiği destek, AK Parti sıralarında kısa süreli bir şaşkınlık yarattı. Meclis salonunda alışılmış siyasi dengelerin dışında gelişen bu sahne, toplantının en dikkat çeken anı olarak kayıtlara geçti.
***
MECLİS ÜYESİ KARIŞTIRDI!
2024 yerel seçimlerinin ardından oluşan yeni meclis yapısı, Ortahisar Belediyesi Temmuz ayı 2. oturumunda bir kez daha mercek altına alındı. Toplantıda yaşanan diyaloglar, temsil kabiliyeti ve hazırlık düzeyi açısından düşündürücü mesajlar verdi.
Gündeme gelen en önemli başlıklardan biri, aylardır tartışma konusu olan Çağlayan Kentsel Dönüşüm Projesi oldu. Belediye Başkanı Ahmet Kaya, konuya dair detaylı bilgi verirken elindeki bakan imzalı belgeyi gösterdi ve arsanın Milli Emlak tarafından yaklaşık dokuz aydır bekletildiğini söyledi. Sözlerine, “Engelleme derken biz bunu kasıt ediyoruz.” diyerek dikkat çeken bir vurgu da ekledi.
Ancak toplantının tansiyonu, AK Parti Meclis Üyesi Nahide Civan’ın sahneye çıkmasıyla farklı bir yöne evrildi. Civan, “Zaten izin verilmiş, neden hâlâ itiraz ediyorsunuz?” şeklindeki çıkışıyla hem başkanı hem de salonu şaşırttı. Salonda kısa bir sessizlik oldu, ardından gülüşmeler yükseldi.
Başkan Ahmet Kaya'nın cevabı ise tek cümlelik bir ironiyle geldi:
“Nihal Hanım, biz de tam olarak bunu söylüyoruz zaten.”Bu kısa diyalog, bazen sadece belgeyle değil, bilginin ne kadar özümsendiğiyle de yöneticilik yapılabileceğini hatırlattı. Meclis sıralarında yalnızca fiziki olarak bulunmanın, sürece katkı için yeterli olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi.
***
SENDİKACILIK GÖSTERİ DEĞİL, SORUMLULUKTUR
Anayasamız, çalışanlara örgütlenme ve toplu pazarlık hakkını açıkça tanır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 51. maddesi, işçilere sendika kurma, sendikaya üye olma ve sendikal faaliyet yürütme özgürlüğünü teminat altına almıştır. Bu hak, yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda çalışma yaşamında denge ve adaleti sağlamak için temel bir araçtır.
Ne var ki, bu anayasal hakkın kullanımında ciddi bir nitelik sorunu yaşanıyor. Son dönemlerde sendikal faaliyet adı altında yapılan bazı gösteriler, işçilerin hak mücadelesinden çok, yöneticilerin kişisel vitrini hâline geliyor. Özellikle toplu iş sözleşmesi süreçlerinde sahaya inmek, gerçek sorunları dile getirmek, çözüm üretmek yerine; basın açıklamaları, pankartlar ve kameralar eşliğinde sınırlı bir tepki verilmekle yetiniliyor.
Trabzon’da gerçekleştirilen basın açıklaması da bu açıdan dikkat çekiciydi. Elbette emekçilerin sorunlarının dile getirilmesi önemlidir. Ancak bu açıklamaların içeriği kadar, biçimi ve amacı da tartışma konusudur. Kamuoyuna yönelik mesajlar verilirken, asıl muhatap olan işverenle ciddi bir müzakere zemini kurulmadığı sürece, bu faaliyetler anlamını yitiriyor.
Sendika yöneticileri, anayasal çerçevede tanınan yetkileri, işçinin haklarını korumak için değil, kişisel duruşlarını sergilemek için kullandıklarında, temsil ettikleri yapıyı zayıflatmış olurlar. Çünkü sendikacılık, bireysel çıkar ya da görünürlük değil, ortak haklar için verilen kolektif bir mücadeledir.
Bugün işçilerin yaşadığı geçim sıkıntısı, ücretlerin enflasyon karşısında erimesi, vergilendirme adaletsizliği gibi temel konular hâlâ çözüm bekliyor. Bu tablo karşısında sadece sembolik tepkilerle yetinmek, işçiye karşı bir sorumluluk eksikliği yaratır. Unutulmamalıdır ki, sendikal faaliyet; basın açıklamasıyla sınırlı değil, hak aramanın tüm araçlarını hukuki zeminde kullanmayı gerektiren bir süreçtir.