03.06.2025 KILÇIK
AYNI KALEM, BAŞKA HESAPLAR!
Bir şehirde gazetecilik, gerçeğin peşinde koşmak demektir. Kalem, hakikatin sesi olmalı, güç karşısında eğilmemeli. Ama bazı kalemler var ki yönünü rüzgâra göre tayin ediyor; kim güçlüyse onun karşısına değil, onun izine yazıyor. İşte bu yüzden bugün sormak boynumuzun borcudur: 10 yıl boyunca sesi çıkmayanlar, bugün neyin telaşına düştü?
Ortahisar Belediyesi’nin kurduğu Hayvan Pazarı’na dair yapılan son haber, gazetecilik değil, yönlendirilmiş bir algı çalışmasıdır. Besicilerin yaşadığı sorunlar gerçek, peki ya bu sorunlar geçen yıl yok muydu? Beşirli’nin göbeğine kurulan ve aylarca çevre halkına işkence çektiren pazar alanı için neden tek satır yazmadınız? İnsanlar sabah çorbasını değil, işkembe kokusunu içlerine çekerken neredeydiniz?
O zaman susanlar şimdi neden bu kadar dertli? Çünkü mesele pazar değil, mesele Ortahisar Belediyesi’ni hedefe koymak. Mesele hayvan satışı değil, siyasi operasyon. Buna gazetecilik demek, gerçek gazetecilere hakarettir.
Eğer bu şehirde gerçekten basın özgürlüğü ve halk adına kalem oynatma iddianız varsa, geçmişte sustuğunuz her şey için önce bir özür borcunuz var. Aksi halde adınız “gazeteci” değil, “görevli” olarak anılır.
Herkes bilsin: Bu millet artık gözünü açtı. Kim nerede susmuş, nerede konuşmuş, ne zaman yazmış, ne zaman kulak tıkamış… hepsini biliyor. Gerçek gazetecilik, güç kimdeyse ona değil, halk neredeyse oraya bakar.
Biraz ahlak, biraz vicdan, biraz da yüz gerek. Sizde hangisi var?
***
MİKROFON KANCA’YA AĞIR GELDİ
Trabzon’un tanıdık, sakin yüzlerinden biri olan Faruk Kanca, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in şehir dışında olduğu yaklaşık 10 günlük sürede belediye başkanlığı koltuğuna vekâlet etti. Kanca’nın ismi genelde sert çıkışlarla değil, daha çok “güler yüzlü, uyumlu, halim selim biri” olarak anılır. Hani o klasik "gölge başkan" tarzında... Görevini yapar, ön plana çıkmaz, sessizce katkı sunar.
Ama ne olduysa o koltukta 10 gün oturunca oldu! Mecliste adeta "Faruk Kanca 2.0" versiyonuyla karşılaştık. Sanki yıllardır içinde biriktirdiği her şeyi bir anda dökmek için bu günü beklemiş gibi. Ahmet Kaya’nın yönettiği Ortahisar Belediye Meclisi’nde öyle bir çıkış yaptı ki, salondakiler kısa süreli bir şaşkınlık yaşadı:
“Bu gerçekten bizim bildiğimiz Faruk Kanca mı?”
Eleştirileri sertti, üslubu alışılmışın dışındaydı, hatta zaman zaman kendi çizgisinin de dışına çıktı. Bir ara kendisine şöyle hafifçe “Başkanım, biz sizi böyle bilmezdik...” diyesimiz geldi. Anlaşılan o ki, o koltuk 10 günlüğüne de olsa insanın ruh hâlini değiştiriyor.
Tabii unutmamak lazım, Faruk Kanca daha önce Ortahisar Belediye Başkanlığı için aday adayı olmuş ama listeye girememişti. Belli ki içinde bir ukde kalmış. Bu kısa "başkanlık provasını" da içini dökme fırsatı olarak gördü. Hakkıdır. Herkesin bir “şov yapma” zamanı vardır.
Ama doğrusu, biraz da gülümsettik kendimizi. Çünkü meclisteki çıkışlarıyla sanki bir ara “Ben aslında olsam neler yapardım” havasına fazla kaptırdı kendini. Hızını alamadı, mikrofonu bırakmadı. Tam o sırada yanındakilerden biri “Başkan, biraz yavaş...” deseydi hiç fena olmazdı.
Faruk Kanca’yı tanıyanlar bilir: Dobra değildir ama içlidir. Bu çıkışı da içindekilerin dışa vurumu gibiydi. Belki başkan olamadı, ama o gün salonda kısa süreliğine “Ben buradayım” dedi. Dedi ama... belki de biraz fazla dedi.
Kendisine olan sevgimiz baki. Yine de bu çıkıştan sonra AK Parti’nin neden onu aday yapmadığını şimdi daha iyi anlıyoruz gibi…
Vekâlet bazen emanetin ağırlığını unutturabiliyor.
***
HEYKELLER, KENTİN HAFIZASIDIR
Her Kent, Hatırladıklarıyla güzeldir.Bir kentte yolunu kaybetmek kolaydır; eğer hafızası silinmişse…
İşte tam da burada devreye girer heykeller ve büstler.
Onlar sadece taş değildir.
Bir şairin bakışıdır o meydanda duran;
Bir komutanın direnişidir parkın köşesindeki duruş;
Bir öğretmenin gülümsemesidir okul bahçesindeki zarif siluet.
Kentler büyür, değişir, yıkılır, yeniden kurulur.
Bir şehir meydanında yükselen heykel, halkına sessizce şunu fısıldar:
“Bak, sen bu toprağın evladısın. Bu değerler senin geçmişindir, yol haritandır.”
Heykeller; kültürü görünür kılar, tarihi bugüne taşır.
Bir halk ozanını simgeleyen büst, belki bir çocuğun saz çalmaya heves etmesine sebep olur.
Bir kahramanın tasviri, belki bir gencin mücadele azmini diri tutar.
Ve en önemlisi:
Bir kenti sıradanlıktan kurtarıp yaşanmışlıkla donatır.
Bugün Avrupa şehirlerinde neden saatlerce heykel turları yapılır sanıyorsunuz?
Çünkü insanlar sadece mimari değil, anlam arar…
Bizde ise çoğu zaman ya unutulur bu işler ya da aceleyle geçiştirilir.
Oysa bir kent, kendi kahramanlarını meydanlarına koymazsa, kim koyar?
Bir sanatçının yüzü, bir öğretmenin silueti, bir halk liderinin kararlı bakışı…
Onlar sadece bugüne değil, geleceğe de anlatır bir şeyleri.
Velhasıl;
Heykeller ve büstler dikilmek için değil,
kaldırılmasın diye dikilmelidir.
Çünkü bir şehir, geçmişine sahip çıkabildiği kadar geleceğe yürüyebilir.
***
DEĞİRMENDERE’NİN BİTMEYEN ÇİLESİ
Günlerce yazsak roman olur, haftalarca yazsak destan olur, aylarca yazsak literatüre geçer!
Dediler ki: “Biz Değirmendere’de trafiği bitireceğiz!”
Başardılar.
Ama trafik değil, Değirmendere bitti…
Sabah saatlerinde işine yetişmeye çalışan bir sürücü, öğleye doğru hâlâ aynı kavşakta… Sağdan gelen sola, soldan gelen sağa savrulurken bir köşe kapmaca, bir zihin labirenti… “Kim nereye giriyor, kim nereye çıkıyor?” belli değil. Üstüne üstlük akıllı diye tanıtılan kavşak, halkın aklını almış durumda. Yol değil sanki bulmaca. Trafik ışıkları mı? Sır gibi saklı. Levhalar desen, ya görünmez ya da yanlış yerlerde.
Sezai Uzay Caddesi mi dediniz?
O artık uzayda bir hatıra… Aylardır kapalı. Binlerce insanın güzergâhı çöktü.
Sürücüler çaresiz, vatandaş şaşkın, esnaf perişan. Kimi dolmuşlar artık o güzergâha uğramıyor.
Peki duyan var mı?
Yetkililer nerede?
Mahalle sakinleri her sabah aynı çileyle güne başlarken, sorular havada asılı duruyor.
“Burası Trabzon mu, trafik labirenti mi?” diye soran bir taksici şöyle diyor:
“Yarım saatlik yol bir saati geçti, kavşak akıllıysa biz başka gezegendeniz!”
Velhasıl kelam, Değirmendere’de her şey değişti ama çözümler hâlâ yolda…
Umarız bu yazı yetkililerin değilse de, vicdanların kulaklarına